|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Her şey ne kadar da bön ve berbat, bu ülkede! İlke, ahlak, dayanışma sırra kadem basmış durumda. Handiyse herkes sadece kendisini düşünerek yaşamaya ve varolmaya çalışıyor. Herkesin derdi sadece kendisi ve günü (ve dolayısıyla "paça"yı) kurtarmaya çalışarak vaziyeti idare etmek. Oysa böyle bir toplum asla ayakta duramaz! Geleceğe güvenle bakamaz! Bu ülkenin sahibi yok. Bu ülkenin sahibi "çeteler"! Evet yalnızca "çeteler". "Anadolu insanı"nın eli kolu bağlı. Hareket alanı son derece dar ve sınırlı. Ne zaman ki, bu coğrafyanın saf ve masum çocuğu "Anadolu insanı", bağlarını çözmeye kalkışıyor; işte o zaman çeteler gardlarını alıyor ve "durun!" diyorlar. Ve "Bizim sizin için yaptığımız şakaları fazla ciddiye alıyorsunuz: Demokrasi-memokrasi, insan hakları-minsan hakları hepsi birer "gerçek şakası"ndan ibaret. Ama gerçek başka; şaka başka! Lütfen sap'la samanı birbirine karıştırmayın" diye sürdürüyorlar söylevlerini. 28 Şubat, işte böyle bir "numara". (Kafamı çokça meşgul eden bir soru: 28 Şubat'a karşı en fazla seslerini yükseltenlerin de başka bir çete düzeninin özlemcisi olmadığından ne kadar eminiz acaba?) Eğer bu ülkede "bir şeyler yapmak" istiyorsanız, ille de bir "çete grubu"na sırtınızı dayamanız gerekiyor. Çeteniz yoksa, çete/sizseniz, yoksunuz; o halde çete, siz olmalısınız, demektir. Siz de çete olamıyor; bir "çete grubu"na dahil olamıyorsanız, haliniz harab-ı türab demektir. Hiç kimse, kendi yetenekleriyle, kişiliğiyle, ahlakıyla tek başına ayakta durabilecek bir güvenliğe, öz-güvene sahip değil. Bu ülke için bir şeyler yapabilmenizin en kestirme, en emin (!) yolu, bir "çete grubu"na, bir "aşiret"e, bir "getto"ya dahil olmanızdan geçiyor. Çeteniz yoksa, yoksunuz. Evet, siz de bir "çete grubu"na dahil olmalı ve hatta bir "çete" olmalısınız ki, varolabilesiniz! Vurgunun, talanın, yalanın, hortumlamanın tek geçer yolu bu! Ama bu, asla varolmanın, şahsiyetinizi, ahlakınızı korumanın yolu değil tabii ki! Bu düpedüz yokolmaz demek! Şu an sadece siz varoluyor olabilirsiniz; ama ya yarın! Evet, yarınınızdan emin misiniz acaba? Peki, ne kadar eminsiniz? Siyasette, ekonomide, kültürde velhasıl hayatın hemen her alanında "çeteler" memlekete vaziyet ediyor. O yüzden "çete savaşları" kızıştığı anda, "kriz" dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Krizlerin, çete örgütlemelerinin yerle bir olmasını sağlamasından korkulduğu içindir ki, çeteler kafa kafaya verip anlaşıyorlar; "ateşkes"ler imzalıyorlar ve işte o zaman bir süreliğine de olsa krizler ertelenmiş gibi oluyor. Ne kadar bön ve berbat bir "anlaşma" bu! Üstad Sezai Karakoç'un "bir toplumun ayağı bir kez, bir kaymaya görsün..." diye başlayan nefis bir denemesi vardır: Ayağı kayan bir toplum, bir daha kolay kolay iflah olmaz; kendine gelemez; kendi olamaz; o çetenin kucağından bu çetenin kucağına salınıp, yuvarlanıp durur. İtilmek ve kakılmak tek kaderidir o toplumun! Ama bu, iş değil elbette. Hiçbir çete, asla kendisini güvende hissedemez. Kendisini en fazla güvende hissettiğini vehmettiği bir zamanda bile, bir anda her şeyin alt üst olması, çetenin darmadağın olması, yepyeni çetelerin zuhur etmesi bir an meselesidir sadece. O halde ne yapıp edip bu "çeteler düzeni"ne son vermenin yollarını araştırmak zorundayız. Onun için HER ŞEYİN BAŞI AHLAK, ŞAHSİYET, İLKELİ BİR HAYAT; HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA ASLA SUSMAMAK olmalıdır. Çünkü Yüce Yaratıcı, "KENDİSİNE KARŞI İŞLENEN SUÇLARI, İSYANLARI AFFEDECEĞİNİ, AMA KULUN KULA ETTİĞİ KÖTÜLÜKLERİ ASLA AFFETMEYECEĞİNİ" buyuruyor. Ne kadar kutlu, ne denli asil bir varoluş; kendi-olarak varlığını sürdürüş ilkesi bu! Bön ve berbat çeteler düzenine gerçekten son vermek istiyorsanız, önce işe, kendinizden başlamalı; kendi şeytanlarınızı, iblislerinizi, putlarınızı, karın ağrılarınızı, egonuzu; basit, küçük hesaplarınızı alt etmesini bilmelisiniz. Vaziyeti kurtarmak değil, vaziyete çeki düzen vermek için olmazsa olmaz varoluş şartı bu! Gerisi hikaye!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |