|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fazilet Partisi, Bülent Arınç'ın "Ara rejime gidilmemesi için 15 yasanın çıkarılmasına ön şartsız destek" açıklaması ile son derece stratejik bir çıkış yaptı. Bu, kriz arayanlara karşı, Ana Muhalefet Partisinin, kendi konumunu aşarak, iktidarın zaafını kapatan, bir bakıma de facto bir "millî mutabakat hükümeti" nin işaretlerini veren anlamlı bir jestti. Şu an Türkiye'de "ara rejim" dedikodusundan geçilmiyor. "Teknokratlar hükümeti" ismiyle somutlaşan ara rejim spekülasyonunda, merkez isim Kemal Derviş. Tüm tahminler, oyunun, Kemal Derviş ismi etrafında tasarlandığını ortaya koyuyor. Hükümetin zaafı ve Kemal Derviş'in hükümet içindeki özellikli, ayrıcalıklı konumu bu spekülasyonları besliyor. Spekülasyonları besleyen bir diğer unsur, Derviş'in uluslararası plandaki ilişkileri... Yorumlar, Derviş'in Dünya Bankası'ndaki kariyerinden yola çıkıp, Amerika'ya, oradan da Amerika'nın Türkiye'de ara rejim oluşumlarında üstlendiği var sayılan rolüne ulaşıyor. Buradan da Amerika'nın "Derviş eksenli bir ara rejim"e hayır demeyeceği, Türkiye'de "ara rejim"i sevip de, bu iş için Amerika'nın nabzını kollayan çevrelerin bunu değerlendireceği noktasına kadar varıyor. Bu değerlendirmeler ilk bakışta üst üste oturuyor gibi gözükse de, ortada, bir "ara rejim" için gerekli gücü tasarruf edecek odak hangisidir, Türkiye'de o işleri yapması beklenen odakta o yönde bir hareketlenme var mıdır, mümkün müdür, 28 Şubat gibi örtülü bir operasyonun bile Türkiye'yi getirdiği anafor ortada iken, görünümü, demokrasinin asgari kriterleri açısından bile son derece sakil bir statüye yönelinebilir mi, sorularının sağlıklı cevabı yoktur. Varolduğu ifade edilen kamuoyu desteği tek başına "ara rejim" getirmiyor, Amerika da gelip bir adamı bir ülkenin başına oturtmuyor. Siyasette fay hattını oynatacak bir güç gerekli ve şu anda böyle bir güç tasarrufunun işaretleri yok. Evet, siyaset yıpranmıştır. Yıpranmanın boyutları TBMM'ye kadar uzanmıştır. Ayrıca kriz ortamında gelişen her tartışma, garip bir biçimde siyasetten ve Meclis'ten bir şeyler alıp götürmektedir. Bir zaman FP için varid olan "iyi haber yoksunluğu" şu anda kamuoyu zemininde tüm siyaset için söz konusudur. Siyasetin yıpranmasında, mevcut hükümetin ve başbakanın artan zaafı ve 28 Şubat süreci ile FP ve DYP'yi dışlayıp, gittikçe daha açık biçimde siyasetin elini kolunu bağlayan alternatifsizlik sendromunun büyük etkisi var. Bir de bu vasatın, derinleşen ve toplumu büyük bunalıma iten, kurtarıcı beklentisini artıran kriz çinde yaşandığını düşündüğünüzde kafalar karışıyor. Ama, bu ortam içinden bile "ara rejim" çıkaracak bir denklem yok şu anda. Ayrıca, Derviş'in de böyle bir formüle "evet" diyeceğine dair bir karine yok. Hatta, arka planına bakıldığında böyle bir formülde yer almayacağını düşünmek daha gerçekçi olur. Ama bu arada spekülasyonların arkasının kesilmeyeceğini de görüyoruz. Bu ise, herkesin ve her şeyin vücut kimyasını bozuyor. Öncelikle ekonomideki sancı derinleşiyor, kriz sebebiyle ortaya konan toplumsal tepkilerin yanlış yorumlara malzeme olma riski artıyor... ve 28 Şubat'tan bu yana rayından çıkan siyasetin sağlıklı restorasyonuna gidilemiyor. İşte burada bir jest gerekiyor Kemal Derviş'ten... "Ara rejim" ve onunla bağlantılı olarak "Teknokratlar hükümeti" spekülasyonlarının odağında en azından şu anda kendi ismi geçtiğine göre, tüm bu spekülasyonların, gene en azından kendi ismiyle bağlantılı kısmını ortadan kaldıracak bir jest. Meselâ bir net açıklama: "Ben hiçbir "ara rejim" formülünde görev almam, ben "teknokratlar hükümeti" formülünü de "ara rejim" olarak değerlendiriyorum. Türkiye, demokrasisini daha da güçlendirmesi gereken bir süreci yaşamaktadır, böyle bir ortamda "ara rejim" spekülasyonlarının da Türkiye'ye zarar verdiğini düşünürüm." gibi bir açıklama... FP'nin ana muhalefet partisi niteliğine rağmen ortaya koyduğu jest bu alanda anlamlı bir örnektir. Bu açıklama, Derviş'in ilerde normal robedür içinde siyaset yapmasını engellemiyor. Ancak şu anda Derviş, hükümet içindeki statüsünü ne kadar çabuk normalleştirirse, sanırım o kadar çok hizmet edecektir Türkiye'ye... Şu anki rahat olamayışta, statüsünün, ekip çalışmasını zorlaştıran ve kendisinin taşıyamayacağı kadar olağanüstülüklerle yüklenmiş olmasının büyük etkisi vardır. 28 Şubat macerasının Türkiye'yi getirdiği nokta ortada... Mevcut hükümet zorlanmış siyasetin bir ürünüdür ve bünyesinde onun virüslerini taşımaktadır. Bunun bir adım ötesi, daha sonu kestirilemez bir macera olacaktır. Siyaseti normalleşen, tansiyonu düşen, tehdit fobilerinden kurtulan Türkiye, sorunlarını çok daha kolay çözecektir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |