|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir haftadır tozu dumana kattık. Gelinen nokta: Dalgalanan dolar 1 milyon liranın üzerine tırmandı. Borsa, tepetaklak gidiyor. 48 saat içinde 8000'in altına indi, şimdi 7000'in altına düşmek üzere. Faizler ise yükseliyor. Dahası, akreditif işlemleri durduğu için, ithalat yapılamıyor; yakında mal darlığı da gündeme gelecek. Bu arada, birbiri ardından gümleyen işletmeler ve sokakta kalan binlerce insan cabası. Bütün bunlar niçin oldu? Kemal Derviş'in Amerika temaslarında, "dış kaynak" bulunamadığı için mi? Peki, bulunacağını kim söyledi? Kemal Derviş'in ağzından böyle bir söz çıktığını, bir vaadde bulunduğunu hatırlayan var mı? Ne konuştuğumuzu biliyor muyuz biz? Hangi Amerika'dan söz ediyoruz; Amerikan Hazinesi'nden mi, IMF ve Dünya Bankası'ndan mı? Eğer ilkinden söz ediyorsak, onmilyarlarca doları Amerika'da kimseye bir görüşmeyle vermezler. Zaten bu bir yasa meselesi. Yasa dediğiniz anda, konu Kongre'ye gelir. Kongre'ye geldiği anda da, Türkiye aleyhtarı lobiler sahneye çıkar. Dolayısıyla, Amerika'dan 25-30 milyar hayal etmek, "aç tavuğun kendini darı ambarında görmesi"nden başka bir şey değildir. Eğer kastedilen IMF ve Dünya Bankası ise, ortada bir "proğram" olmadan, "mali yardım" yükümlülüğü altına girmeleri söz konusu değildir. Peki, hani "program'? Ortada bir "program" var mı? "Elleri boş" dönen Kemal Derviş'in buna rağmen bunca "popularite"ye sahip bulunmasını, "kısa zamanda Türkiye'yi düze çıkaracağına" dair kendisine bağlanan "umutlar"da zayıflama olmasına rağmen, "güven"in devam etmekte olduğunu neyle açıklamalı? Basit. Kemal Derviş, bugüne dek "boş umut" pompalamadı. Hep doğruyu söyledi: hep gerçekleri anlattı. "25-30-35 milyar gibi rakamların uydurma olduğunu" açıkladı. (25 milyar lafını ilk telaffuz edenin Bülent Ecevit olduğunu hatırlamakta yarar var.) Hatta, "çocuklarımıza ve torunlarımıza ağır bir borç yükü bırakmamak için, başkaları 30 milyar önerse bile kabul etmemeliyiz" dedi. Bu sözleri hafta başında, Washington'da Türkiye Büyükelçiliği'ndeki basın toplantısında, 50 santim ötesinde kulaklarımla duydum; canlı televizyon yayını sayesinde milyonlarca vatandaşımız da ekranları başında duydular. İlk kez orada rakam telaffuz etti ve bu rakamı, 10-12 milyar dolar olarak verdi. Hiçbir surette, "ekonominin Noel Babası" rolüne bürünmedi. 10-12 milyar dolar tutarındaki hayati desteğin sağlanması yollarına işaret etti. O yollar, Washington'dan değil, Ankara'dan geçiyor. "15 Nisan'a dek 15 kanun" formülü, işte bu 10-12 milyar uğruna. 15 Nisan'a, hadi bilemediniz 20 Nisan'a dek bu kanunlar çıkarsa, Kemal Derviş, Nisan'ın son haftasında IMF'nin yürütme kurulu toplantısına Washington'a gelecek ve programı sunacak. Bu takdirde sözünü ettiği miktarı muhtemelen alacak. İşte sorun tam da burada. İşler, bu anlatılanların gerçekleşmesi halinde, Nisan ayının sonlarına doğru "mutlu son"a ulaşılmış olacak. Aslında, böyle olması durumunda bile, buna "mutlu son" demek caiz değil. Daha nice zorluklar bekleyecek Türkiye'yi. "Mutlu son" diye "uzun vadeli Kemal Derviş stratejisi"nin ilk aşaması başarılmış olacak. Hepsi bu. Peki, niçin "sorun tam da burada"? Çünkü, bu hükümetin pejmürdeliği nedeniyle, bu ilk aşamanın dahi aşılabileceği kuşkulu da ondan. Ankara'nın "akordu" iyiden iyiye bozuldu. Hükümet ortakları aralarında hırlaşmaya başladı. Birbirlerini yerlerken, hem tek tek, hem de "münferiden" Kemal Derviş'e "pusu" kurmayı da ihmal etmiyorlar. Ecevit dahil. Her konuşması, ülke ekonomisini daha da batırıyor. Herkes bunun ve bu "pusu"nun farkında. Herkes görüyor. "Rantı paylaşan bir bölüm gazete yöneticisi, iş adamı ve yüksek bürokratlar" hariç, hemen herkes hükümete öfkeli ve gazap içinde. "Kriz"in derinleşmekte olduğunun çarpıcı ipucu işte burada; hükümetin "güven sorunu" artarak sürüyor. Öfke ve gazap, hükümete yönelik, Kemal Derviş'e değil. Toplumdan hükümete öfke yükselirken, hükümet de "acizliğine ayna tutan" Kemal Derviş'e sinirlenmeye başladı. Kemal Derviş, bir süredir "primus inter pares" yani "eşitler arası birinci" edasıyla, "dördüncü ortak" olarak dahil olduğu hükümetle "gıyapta" dövüşüyor. "Gıyabında" ona yönelik her tür hükümet ve parti liderleri kaynaklı "kalleşlik", derhal farkedilip ona destek, partilere kizgınlığa dönüşüyor. Bu bakımdan, önceki gün Bulent Arınç'ın Fazilet Partisi adına ortaya koyduğu tavır, tayin edici bir "vatanseverlik" örneğidir. Türkiye'nin ekonomisi, her gün, Bülent Ecevit ve isimleri yolsuzluklarla anılan yardımcılarının başında bulunduğu hükümet tarafından "ihanet"e uğrarken; kendisi bir "antidemokratik tecavüz"ün hedefi olan Fazilet Partisi, Kemal Derviş'in önerilerine arka çıkıyor. Bu, yeni bir "siyasi kültür"ün habercisidir. Türkiye'nin ağırlaşan ekonomik krizden nasıl, ne zaman çıkacağı belli olmasa da, bir şey bellidir: Türkiye, "siyasi yenilenme" olmadan ve Amerikan Yönetimi'nden Türkiye halkına kadar uzanan geniş bir yelpazede iflah olmaz bir "güven kaybı"na uğramış bu hükümetten arınmadan, "kriz" den çıkamayacak…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |