T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Köşk'teki "fırça"! (1)

Bugün 31 Mart Cumartesi. Aslında bugünün yazısı, Bülent Arınç'ın ağzından 15 yasa için "şartsız destek" vereceğini sıcağı sıcağına açıklayarak "siyaset" sahnesine nihayet nur yağmasını sağlayan Fazilet Partisi'nin "büyük jest"ini konu edinmeliydi. Aslında bugünün yazısı, tereddüt etmeden "Bravo Fazilet'e" manşetini atabilen Radikal'in yanında, Yeni Şafak'ın nasıl olup da Fazilet ve Rıdvan Budak'ı aynı kefeye koyduğunu tartışmalıydı. Aslında bugünün yazısı, Derviş'in Frankfurt'tan Fransa'ya geçmesini "...'sözde soykırım tasarısı'nın mimarı Fransa'da finans çevreleriyle görüşmeler yapması manidar bulundu" şeklinde yorumlayan gazetenin (yine Yeni Şafak) "derdinin" ne olduğunu anlamaya çalışmalıydı. Ama doğrusu "Köşk'teki fırça"yı atlamanın da büyük bir haksızlık olacağını düşündüm...

Anlatılanların hepsi 20 dakikada gerçekleşmiş. Cumhurbaşkanı Sezer'in Köşk'e çıkan TBMM Türban Alt Komisyonu üyeleriyle görüşmesi 20 dakika ancak sürmüş. Komisyon MHP, DYP ve FP'li üyelerden oluşuyormuş. Cumhuriyet'in haberine göre söz konusu komisyonda DSP ve ANAP'tan da birer üye varmış ama Köşk'e çıkıldığı gün bu üyeler "mazeret" bildirmeyi tercih etmişler. Köşk'teki toplantı için "mazeret" bildirenler sandığımızdan da kurnazmış! Sabah'ın sözleriyle "fırçalanmak"tan son anda kurtulmuşlar. Peki ya "mazeret" bildirmeyi akıl edemeyenler?

Son günlerde "en iyi gazete" olmaktansa "en laik gazete" olmanın dönemin ruhuna daha uygun düştüğüne karar veren Sabah, Köşk'teki toplantıyı manşete taşımış: "Türban fırçası" "Sezer" diyor gazete, "türbana çözüm isteyen Meclis komisyonunu tersledi: Ben üniversitedeyken türbanlı yoktu. O zaman insanlar dinsiz miydi?"

İsterseniz, hukukçu Cumhurbaşkanı'nın "fırça"sının değerlendirilmesini biraz erteleyip, önce Köşk'teki toplantının basın tarafından nasıl işlendiğine kısaca bir göz atalım.

Sabah'ın manşetinden söz ettik; Hürriyet yaşananları "Türban resti" başlığıyla vermiş. Cumhuriyet, "Sezer'den laiklik dersi" diyor. Radikal'in kendisini hepten kaybettiği ve "şuursuzca" şu başlığı attığını müşahede ediyoruz: "Sezer "türban lobisi"ni kovdu" (!) Yani aşkolsun, yani bu kadar olur! Gazete Köşk'e çıkan komisyon üyelerini "lobi"ye dönüştürmekle yetinmeyip, komisyonu bir güzel "kovdurtmuş" da! İnsan "kovulma" ve "kovdurtma"ya bu kadar da gönüllü olmaz ki! Aklı başında bir gazetenin milletvekillerinden oluşan bir komisyonun -her kim tarafından olursa olsun- "kovulmasından" bu derece memnun olduğu, ve bunu ballandıra ballandıra haber yaptığı görülmüş şey midir?

Köşk'teki "fırça"yla ilgili haberler gazetesine göre farklılık da arzediyor. Mesela Sabah'ta yer alan bazı bilgiler (Sezer'den naklen: "Evet bunlar (yani eşitlik, din ve vicdan özgürlüğü, eğitim/öğretim özgürlüğü) var ama, (Anayasa) laiklik ilkesiyle de bu özgürlükleri sınırlar.") diğer gazetelerde yok; Hürriyet'in Sezer'in ağzından verdiği bazı açıklamalar ("Türkiye'deki laiklik ile Batı'daki laiklik uygulaması aynı olamaz. Türkiye bu konuda Avrupa ile bir olamaz") diğerleri gibi Sabah'ta da yok... Ben, Sezer'in bu farklı açıklamaları yaptığını hiç sanmıyorum. Sanmıyorum, çünkü hukukçu bir cumhurbaşkanı bu tür açıklamalar yapmaz. Anayasa'da yer alan "laiklik ilkesi"nin "eşitlik, din ve vicdan özgürlüğü" gibi en temel hak ve özgürlükleri "sınırlayabileceği"ni Sezer söylemiş olabilir mi? Hiç olur mu öyle şey, güldürmeyin insanı... Benzer şekilde Sezer'in "Türkiye'deki laiklik" ile "Batı'daki laiklik"in birbirinden "ayrı" şeyler olduğunu söylemesi mümkün mü? Hukukçu Cumhurbaşkanı hiç böyle bir açıklama yapar mı? Bunlar büyük ihtimalle ya muhabirlerin uydurması, ya da yazıişlerinin fantazmlarının bir sonucudur. Sanki biz Cumhurbaşkanı'nı tanımıyoruz...

Cumhurbaşkanı ile komisyon üyeleri arasında geçtiği söylenen ve bütün gazetelerde aynen yer aldığına göre hakkında şüphe etmememiz gereken diyaloğa ("sahîh diyalog") gelince:

Cumhurbaşkanı'nın komisyonu kabulünde yaptığı açıklamaları ben de birçokları gibi büyük bir şaşkınlıkla okudum. Bu açıklamalardan bazılarını birlikte gözden geçirmek isterim. En başta, Cumhurbaşkanı'nın "türban-Anayasa" ilişkisi üzerine söylediği şu sözler: "Sorun ancak Anayasa değişikliğiyle çözülebilir. Ancak Anayasa'nın değiştirilemez hükümlerinden biri laikliktir. O yüzden siz kendinizi fazla yormayın, öyle bir değişiklik de Anayasa'ya aykırıdır." (!) Şaşırmamak elde mi? Cumhurbaşkanı bize sanki bir karabasanı (kâbus) tasvir ediyor! Yani şöyle: Ortada ancak Anayasa değişikliğiyle ortadan kalkacak bir uygulama (başörtüsü yasağı) var; ancak Anayasa'nın değiştirilemez hükümlerinden olan laiklik ilkesi bu Anayasa değişikliğini engelliyor; dolayısıyla, bu konudaki bir Anayasa değişikliği Anayasa'nın laiklik ilkesi bu Anayasa değişikliğine izin vermediği için Anayasa'ya aykırıdır... "Karabasan gibi" demem bu yüzden; tam uçurumdan düşecekken bir dala tutunuyorsunuz ama o dal da sizinle birlikte aşağıya düşmeye başlamaz mı!

Besbelli ki Cumhurbaşkanı Anayasa'nın 4. maddesine atıfta bulunuyor; hani şu Anayasa'nın birinci, ikinci ve üçüncü maddeleri hakkında "değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez" diyen madde. (Ben bu maddenin bir benzerine Batılı ülkelerin anayasalarında rastlamadım; sadece Fransız Anayasası'nda bir benzeri var, ama oradaki "değiştirilemez"de yönetim biçiminin adı olan "Cumhuriyet"ten ibaret.) Biraz önce sözünü ettiğim "karabasan" bu maddeden kaynaklanıyor. Bu maddeye ilişkin olarak bir zamanlar şöyle bir soru sorduğumu hatırlıyorum: "Pekiyi bu durumda, Anayasa'nın bazı maddelerinin değiştirilemeyeceğinin ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğinin belirtildiği Anayasa'nın 4. Maddesi'nin değiştirilmesi ya da değiştirilmesinin teklif edilebilmesi mümkün müdür?" Köşk'teki açıklamalardan kalkarak bu soruyu Sezer'in bugün şöyle cevaplayacağını ileri sürebiliriz sanıyorum: Anayasa'nın bazı maddelerinin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini Anayasa güvencesi altına alan 4. Madde'nin değiştirilmesi ve değiştirilmesinin teklif edilmesi Anayasa'nın 4. Madde'sinde sıralanan Anayasa'nın değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerinden dolayı Anayasa'ya aykırıdır...

Görüyorsunuz, bu "Anayasa hukuku" nasıl karmaşık bir mesele! Sonucu da görüyorsunuz: Anayasa'nın 4. Maddesi'yle değiştirilmesi ve değiştirilmesinin teklif dahi edilmesi yasaklanan 1, 2 ve 3. maddelerinin yanına usulca bir dördüncü madde (4. Madde) daha sokulmaktadır. 4. Madde kendisini "değiştirilemezler"ler arasında saymamasına rağmen, otomatik olarak o da bu kategoriye girmektedir. Eğer Anayasa'nın 1, 2 ve 3. maddelerinin değiştirilemezliği dördüncü bir maddenin yardımına başvurmadan gerçekleştirilemiyorsa, 4. Madde'nin değiştirilemezliği için bir 5. Madde, 5. Maddenin değiştirilemezliği için bir 6. Madde, 6. için bir 7. Madde............ gerekmez miydi? Teorik olarak gerekirdi ama bu kez de Anayasa yazımı bir türlü son bulmazdı!

Köşk'teki "fırça" hakkında bir yazı daha yazmak gerekecek...


31 Mart 2001
Cumartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED