T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Korku filminde, hepimiz figüranız!

Korku filmlerindeki gibi bir tablo var ortada..

65 milyon yolcu, bir otobüse binmiş.. Kimse nereye gittiğini bilmiyor..

Direksiyondaki şoför, hem görme, hem duyma özürlü..

İstikameti belli olmayan otobüs, yolda 2-3 kez kaza yapmış.. İki kere de takla atmış..

Otobüs yolculuğu başladığı günden beri, yolcular arasından epeyi zayiat verilmiş.. İflas edenler, geçinemez hale gelenler, işsiz kalanlar çoğunlukta..

Ama yolcular, yaralı-bereli, kolları bacakları alçılar içinde, gözleri mosmor, tevekkülle yolculuğu sürdürüyor..

Hem özürlü, hem sarsak şoför, sağa-sola çarpa çarpa, çukurlara düşürerek sürüyor aracı.. Bu arada, yoldaki diğer araçların şoförleriyle kavga ediyor.. Kavga ederken, direksiyonu bırakıyor, ama ayağını gazdan kaldırmıyor..

Arkadaki bir minibüste, şoförün yardımcıları, goygoycular ve vurguncular var.. Banka boşaltanlar, devletten geçinenler ve bunların siyasi ortakları, özdeki "dehşet otobüsü"ne, megafonlarla moral veriyorlar..

Otobüs her kaza yaptığında, her takla attığında, arkadaki minibüste bulunan goygoycular, şoförü alkışlıyor..

Hiç böyle bir "korku filmi" gördünüz mü?

Ama bu filmin gerçek versiyonunda, figüranız hepimiz!..

Ekonomiden sorumul bakanı intihara teşebbüs etmiş bir başbakanın, ülkeyi üç ayda iki kez ekonomik krize sokmasını, perişan bir tevekkül içinde izliyoruz..

Bankaların boşaltılmasını örtbas eden, ihaleye fesat karıştırması jandarma tarafından soruşturulan, devletin tepesinde kavga çıkartıp yolsuzluk soruşturmalarını engelleyen bir kadronun, bundan sonra hangi zamanda, ne tür bir krize sebep olacağını, aynı otobüsün içinde, sessizce bekliyoruz..

Olay hem dehşet verici, hem traji-komik!..

TÜSİAD'ın, Odalar'ın sözcüleri, ağızlarına geleni söyleyip, yönetimin kötülüğünü vurguluyorlar.

Ama sonunda hep aynı cümle geliyor:

-Aman bu hükümet başta kalsın!..

Milletvekillerinin, seçmenlerinin önüne çıkacak hali de, yüzü de yok.. Çünkü millet perişan, işsiz, müflis..

Ama o milletvekilleri, grup toplantılarında, Ecevit'i dinleyip, ağlıyorlar, alkışlıyorlar.. Meclis'te de, sürekli güvenoyu veriyorlar.

Böyle bir kâbus, bu çağda yaşanılır mı?

Hükûmetin başarısızlığı, sürekli halka vergi salınmasına, paranın değer kaybetmesine, durgunluğa, enflasyona, güvensizliğe sebep oluyor..

Ne biçim bir ruh haletidir bu?

Daha dün, "21'inci yüzyıl Türk asrı olacaktır" diyebiliyor ve buna inanıyorduk.

Amerika ile Avrupa ile konuşurken, "Sizden yardım istemiyoruz.. Ticaretimizi engellemeyin yeter" diyerek, rekabet gücümüzle övünüyorduk..

Ne biçim bir kader bu?

Bu kaderi oylarımızla, kendimiz çizdik aslında..

Bir de utanmadan, "Özalizm" falan diyor bazı geri-zekalılar..

Cavit Çağlar'a, borçlu olduğu devlet bankalarını Turgut Özal bağladı galiba..

TÜRKBANK'ı, Korkmaz Yiğit'e Turgut Özal satmaya kalktı herhalde?..

Batık İnter-Bank'ın sahibi ile Dinç Bilgin'e Etibank'ı, Turgut Özal mı verdi?

Boşaltılmış bankaların boşaltılmasını, Özal mı hasır-altı etti?

Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Uluğbay'ın tabancasının namlusuna, herhalde Turgut Özal sürdü mermiyi?

"Kasım krizi" yetmezmiş gibi, MGK'da kavga çıkartıp, "Şubat krizi"ni de, Turgut Özal yarattı.

Sizi gidi nankör kediler!..

Neticede, özürlü şoförle otobüs yolculuğu, bakalım bizi nereye götürecek?

ŞAKA

Muhbir Bakan

"Habertürk. com"da vardı..

Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, bir KİT çalışanını, ihbar edip, işten çıkartılmasını istemiş..

"Muhbir bakan"a göre, bu kişi Refah'lı Sincan Belediye Başkanı ile arkadaşmış.. Şeriatçı eğilimleri varmış..

Allah bilir, ihbar edilen kişi, evli olduğu halde, başka bir kadınla ilişkiye girip, "taaddüd-ü zevcad"ı da, savunmuştur..

Bizi, "laikçi zina" değil, "şeriatçı çok eşlilik" tehdit eder zaten!..

ÖZ-ELEŞTİRİ

Bu kafayla, bir yere gidilmez!..

"Siyasi İslamcısı" da, "milliyetçisi" de, "Kemalisti" de aynı kafada bu ülkenin..

Hepsi de, kendi işlerine gelen konularda, "özgürlükçü".. İşlerine gelmeyen konularda da hepsi "yasakçı"..

İşte son örnek, Show TV'deki "Biri Bizi Gözetliyor"a ilişkin tartışmalar..

Faziletli milletvekili, Anayasa'dan maddeler verip, programın yasaklanmasının haklılığını savunuyor.. Aynı anayasanın maddeleri ile, kendi partileri kapatılırken, ne kadar "evrensel hukukun üstünlüğü"nü savunuyorlar oysa..

Milliyetçi milletvekili (MHP'li) ise, "çekirdek aile" ile "büyük aile" arasındaki farkı bilmiyor ama, "aile değerler"ini korumak için yasakçılığı savunuyor..

"Kemalistler" ise, Batılı olmaya ve özgürlükleri, üniversiteler kapatılırken, inanç ve ibadet özgürlüğüne tecavüz edilirken, "gündem dışı" tutuyorlar..

Türkiye'de "erdem", galiba "bağımsız", "özgür" ve "özerk" kalabilmeye bağlı..

Bir ideolojinin veya bir cemaatin uydusu olmak, insanın aklını da, özgür düşünme yeteneğini de, dünyalı olmasını da engelliyor..

Türkiye bu yapısıyla, 21'inci yüzyılda, 19'uncu yüzyılı yakalamaya çalışıyor..


31 Mart 2001
Cumartesi
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED