|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yoğun gündem arasında, fırsat bulup "bir şekilde" kendilerini gündeme getiriyorlar. Yeni bir "sol" partinin altyapı hazırlıkları tamamlanmış da, iş mahdum İnönü'yü ikna etmeye kalmış. Yeterin artık yahu. Baydınız. Geçenlerde bir televizyon programında izledim yine ve midem altüst oldu. Köprüye, Eurogold'a, serbest piyasa ekonomisine, emperyalizme, irticaya, yolsuzluklara, Özal'a, Menderes'e, Amerika'ya, Avrupa'ya, Asya'ya karşıymış arkadaş. Ankara-İstanbul arasında gerçekleştirilecek "hızlı tren projesi"ni de, emperyalizmin bir oyunu olduğu için, şiddetle kınıyormuş. Çünkü vatansevermiş. Emperyalistler yapacaklar, işletecekler, ama "devretmeyerek" yoksul halkımızı daha da yoksul bırakacaklar. "Kalıtsal" bir gerilik var bu arkadaşlarda. İnsanlık ne kadar tekamül ederse etsin, çağ ne kadar değişirse değişsin, hiç eskimeyen ve sürekli kendini üreten bir gerilik... En demokrat geçineninden en totaliterine, neredeyse hepsini çerçeveleyen ve "vatanseverliğin" olmazsa olmaz koşulu sayılan bir gerilik... "Dünya değişti, atom parçalandı, tarihsel materyalizmin köküne kibrit suyu döküldü, ortada sol mol kalmadı; bu şeraitte siz ne yapacaksınız?" Cevap aynen şu: "Emek sermaye çelişkisi varoldukça sol da varolacaktır." Sanırsınız hazret, ondokuzuncu yüzyılda, sosyal sınıflarını teşekkül ettirmiş ön-kapitalist bir ülkede yaşıyor ve solculuğunu gerekçelendirirken marksist şablonun "emek-sermaye çelişkisi"ni baz alıyor. Konuşma ilerledikçe "emek-sermaye çelişkisi" yerini "ilerici-gerici" diskuruna bırakacak, gerçek ve evrensel devrimciliğin "irticaya karşı savaşmak" olduğu ortaya çıkacaktır. Türkiye'de sol ne zaman "emek-sermaye çelişkisi" üzerine politikalar üretti? Hangi solcu, ya da ileri görüşlü arkadaş marksist terminolojiyi eksen alarak ortaya adam gibi bir sol teori koydu, gösterebilir misiniz? Gösteremezler. Çünkü Türk solu, zannedildiği ve ileri sürüldüğü gibi Marks'a değil, Mustafa Kemal'e, Mustafa Kemal'in kurdurduğu "Türkiye Komünist Fırkası"na dayanmaktadır. Zaten bütün sıkıntı da burada. Doğrudur: Kemalist teokrasiyle laikliği, totalitarizmle "müntehib-i sani demokrasisi"ni harmanladığınızda ortaya bir şey çıkıyor. Ama bu "sol" olmuyor. Kemal Tahir, "Önce Marks'a dayanarak şu sosyalizmi bir tanımlayın bakalım" demişti de, etmediklerini bırakmamışlardı adamcağıza. Onların sosyalizmden anladıkları, amansız bir "polis rejimi", kesin bir "özgürlüksüzlük"tü. Tıpkı, "üretim araçları"nı egemen sınıfın (bürokrasinin) denetimine veren ve "enternasyonalizm"den bağnaz bir şovenizme sürüklenen Sovyetler Birliği'nde olduğu gibi. Üretim araçlarını "üretici yığınlar"ın, yani halkın denetimine verecek politikalar ve uygulamalar geliştirebiliyor musun? Hayır... O zaman sus! Sus ve otur oturduğun yerde.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |