|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İki kurbağa süt güğümüne düşmüşler. Birisi biraz çırpınmış ve bakmış ki kurtulma ümidi yok, kendini bırakmış, boğulmuş. Öbürü çırpınmaya devam etmiş. Çırpınmış, çırpınmış... Tam kollarındaki derman tükenecekken bir de bakmış ki süt, tereyağına dönüşüyor. Tereyağının üstüne çıkıp, bir sıçrayışta güğümden dışarı atlarken de düşünmüş: 'İkimiz birlikte çırpınsaydık daha erken kurtulurduk'. Şimdi biz bu hikayeyi biliyorduk diye vazgeçmeyin lütfen. Elbette bilirsiniz. Bir de ODTÜ'lü Levent Tosun'dan bunun 'pesimist' versiyonuna göz atalım. Daha doğrusu Türkiye versiyonu: İki kurbağa süt güğümüne düşmüşler. Birisi biraz çırpınmış ve bakmış ki kurtulma ümidi yok, kendini bırakmış, boğulmuş. Öbürü çırpınmaya devam etmiş. Çırpınmış, çırpınmış... Tam kollarındaki derman tükenecekken bir de bakmış ki süt, tereyağına dönüşmüş. Minik kurbağayı izlemekte olan çiftçi, hımmm demis, yayık mayık için yatırım yapmaya ne gerek var, üstelik yayık için kalifiye işçi (insan) lazım. Oysa kurbağa kullanarak biraz yavaş da olsa iyi-kötü tereyağ elde ediyorum, hem de bedavaya... Dermanı tükenmek üzere olan kurbağacık tereyağının üstüne çıkıp, bir sıçrayışta güğümden dışarı atlarken de düşünmüş: 'İkimiz birlikte çırpınsaydık daha erken kurtulurduk'. Oysa, onu kötü bir sürpriz bekliyormuş. Uyanık çiftçi, daha önce davranıp güğümün çevresine başka güğümler koymuş. Her birinin içine de iki-üç kurbağa atmış. Bizim tereyağı deneyimli kurbağa, az önceki deneyiminden hareketle, mecali tükenmesine rağmen, diğer kurbağalara seslenmiş: "Aloo arkadaşlar, umudunuzu kaybetmeyin, hep birlikte çırpınırsak daha erken kurtuluruz." Artık çiftçinin keyfine diyecek yokmuş. Peşpeşe güğümleri sıralıyor, kurbağalar da hep birlikte çırpınmaya devam ediyormuş. Çiftçinin artık tek yapması gereken, güğümde oluşan tereyağını boşaltıp güğüme yeniden süt doldurmakmış. Kurbağacıklar yavaş yavaş, kurtuluşun süt güğümlerinin içinde çırpınmakla olmadığını düşünmeye başlamışlar ama bir yandan da çırpınmaya devam ediyorlarmış. Hikaye şöyle devam eder: Kurbağalar sütü tereyağ yapmayı başarırlar ve zıplayarak kurtulacaklarını sanırlar ama etrafta pek çok güğüm vardır. Dayanamayanlar ölür, kalanlar köle gibi çırpınmaya devam ederler. Bir süre sonra çiftçi yeni kurbağa bulamaz hale gelir. Mevcutların sayısı günden güne azalır. Çiftçi, satmaya çalıştığı tereyağlarına ölü kurbağa kokusu sindiğinden satamaz. Kriz başlamıştır. Çiftçi IMF ve Dünya Bankası'na başvurarak yeni güğüm, süt ve kurbağa ister. EN BÜYÜK APTALLIK, KENDİNİ HERKESTEN AKILLI SANMAKTIR. Siyanürlü
Bir karpuz tarlası olan çiftçi, her akşam tarlasına çocukların dadandığını ve birkaç karpuzun eksildiğini farkeder. Bir çare düşünür. Tarlaya bir uyarı levhası koymaya karar verir. "Dikkat! Karpuzlardan birine siyanür enjekte edildi!" Ertesi akşam karpuz yiyemeden kaçan çocukları keyifle izler. Bir vakit sonra, çiftçi tarlasında gezinirken, gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişir.
Maksat kafiye olsun
Ercan'la Nurcan yeni evlenmişler, bebek bekliyorlar. İsim arayışına giriyor ve karar veriyorlar: Kız olursa Nazlıcan, erkek olursa Emrecan.
Paris'te öğle vakti
- Diyelim ki Paris'e gittin.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |