YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Soğuk Savaş refleksi Avrupa Birliği sürecini zorlaştırıyor

Türkiye Avrupa Birliği (AB) sürecinden kopuyor mu?

Bunca karışıklık içerisinde sorulması gereken en önemli soru bu.

Birkaç aydır içeride ve dışarıda yaşanan gelişmeleri birbiri arkasına sıralayıp ivmenin nereyi işaret ettiği konusunda düşündüğümüzde ilk akla gelen sorulardan biri, yukarıya aldığımız soru olmalıdır.

Oysa ki Türkiye AB konusunda ne kadar da istekli, heyecanlı ve aceleci bir tavır sergiliyordu. Kırk yılı aşkın bir süredir bu sürecin bir yerlerinde hep ileriye doğru uzanmaya çalışan Türkiye'nin hayalleri bazen karardı, bazen de yeşerdi. 1997 Lüksemburg Zirvesi umutları söndürürken 1999 Helsinki Zirvesi yeni kapılar açmış, yeni bir dönemi başlatmıştı. İşlemeye başlayan süreç tarihlendirilmiş karşılıklı sorumlulukların altı çizilmişti.

Ama olmadı. Geçen yılın son ayında yayınlanan Katılım Ortaklığı Belgesi nerede ise biri hayal kırıklığı yaratarak "acaba!" sorularının yüksek sesle sorulmasına yol açmıştı.

Türkiye'nin görmediği veya görmek istemediği bir şey var: Hem Avrupa hem de dünya yeni bir yapılanma eşiğinde bulunuyor. Statükolar çökerken yeni yapılar yükseliyor. Soğuk Savaş sisteminin çöküşüyle hızlanan yeniden yapılanma süreci mevcutları derinden sarsıyor yepyeni süreçler ivme kazanıyor.

Dünya sistemleri çökerken ulusal sistemler de değişiyor...

Aslında biraz tarih bilgisi ve geçmişe bakmak bugünü anlamada bize yardımcı olabilir. Birinci Dünya Savaşı 19. yüzyılın sistemine son darbeyi vurmuş ve savaş sonrasında yeni yapılar yükselmişti. Ulus devlet sisteminin yaygınlaşmasıyla mevcut süreçler ister istemez yerlerini yenilere terketmişlerdi. Yine İkinci Dünya Savaşı da iki savaş arasındaki sistemin sonunu getirmişti. Savaş sonrasında kurulan Soğuk Savaş sistemi sadece uluslararası sistemi değiştirmekle kalmamış ulusal sistemleri de derinden sarsarak yeni döneme uygun yapılanma mecburiyetinde bırakmıştı. Bu süreçte Türkiye'nin 1945-1950 arasında gerçekleştirmek zorunda kaldığı bir dizi değişikliği ve yeni sisteme ayak uydurma çabalarını hatırlamakta yarar var. Bu dönemde yapılanlar sadece basit birçok partili düzene geçişten ibaret değildir. Toptan mevcut siyaset pratiğinin ve idare geleneğinin yenilenmesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Başka türlü olması zaten imkansızdı.

Şimdi de olan bunlardan farklı değil. Uluslararası alanda dünya sistemi çok köklü bir değişim geçiriyor. Soğuk savaş sistemi çökmüş, bu sistemin gereklerine göre yapılandırılmış olan ulusal sistemler meşruiyet zeminlerini kaybetmişlerdir. Soğuk savaş refleksleri boşlukta kalmıştır, bu reflekslerle oluşmuş yapılar ve anlayışlar da anlamlarını kaybetmişlerdir.

Yeni dönemde yeni hassasiyetler...

Dünyanın hızlı bir şekilde yol aldığı yeni süreçteki hassasiyet alanlarının, reflekslerin, yapıların ve anlayışların iyi okunması ve buna uygun yapılanmaların gerçekleştirilmesinde geç kalınmaması gerekmektedir. Bu tür köklü değişmelerin yaşandığı dönemlerde bütün toplumlarda statüko ile değişim yanlıları arasında bir mücadelenin olması tabii karşılanmalıdır. Fakat bu mücadeleyi hep statüko yanlıları kazanırlarsa toplumlara yazık etmiş oluruz. Bunun değişim yanlıları tarafından kazanılması bir zorunluluktur.

Yeniden yapılanmaya imkan vermesi nedeniyle AB süreci bulunmaz bir fırsat sunmaktadır. Bu bakımdan bunun iyi değerlendirilmesi ve gereklerinin iyi okunması gerekiyor. Soğuk Savaş refleksleriyle ve bir asır öncesinin hassasiyetleriyle ne AB sürecini doğru dürüst değerlendirmemiz ne de buna uygun siyasi ve idari yapılanmayı gerçekleştirmemiz mümkündür.

Türkiye için hayati bir değer ve önem ifade eden Mustafa Kemal'in "tam bağımsızlık" ve "yansızlık" politika ve ilkeleri İkinci Dünya Savaş sonrasındaki yapılanmada nasıl aşılabildiyse bugün de benzer hassasiyet noktaları aşılabilmelidir. Anadilinde kültürel faaliyet ve televizyon yayıncılığı gibi sorunlara biraz da bu açıdan bakılması gerekir. Yine Kemalizm'in "devletçilik" ilkesi artık özelleştirme ve ekonominin piyasa güçlerine bırakılmasına nasıl engel teşkil etmiyorsa özel şartlarda oluşmuş refleksler de Türkiye'nin yeni dönemdeki vizyon arayışlarının önünü tıkamamalıdır.

Değişen dünyada Türkiye kendine uygun bir yer bulacaksa bu ancak yeni şartlara uygun bir zihin yapısı ve bu zihnin gerçekleştirdiği siyasi/idari yapılanma ile mümkündür. Soğuk Savaş sisteminin ne şartları ne de hassasiyetleri kalmıştır. Bu şartlarda oluşmuş yapılara da artık yer yoktur, olmamalıdır!


1 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Davut Dursun

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...