![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Şıhanlıoğlu öldürülen kaçıncı milletvekili?Sille tokat girişiyorlar, kafasını da sert bir cisimle darp ediyorlar. Hastaneye kaldırılırken, yolda can veriyor. Adı, Fevzi Şıhanlıoğlu. DYP Şanlıurfa milletvekili. Şıhanlıoğlu'nun suçu, muhalefetin sesini kısmaya dönük iç tüzük değişikliğine muhalefet etmek. "Lütfen bu hanıma haddini bildirin!" ünlemesinin sahibi (Bülent Ecevit), TBMM Başkanvekiline "el altından" gönderdiği pusulada, "Ali devam et... Okut... Oyla..." diyerek bir anlamda fitili ateşleyen el oluyor. Bağımsız" (!) Başkanvekili Ali (Ilıksoy) okutup oylamaya vakit bulamıyor, muhalefet yumrukla, tekmeyle, "sert cisimle darp edilerek" susturuluyor. Şıhanlıoğlu, kutsal TBMM çatısı altında "sesi kısılan" dördüncü milletvekili. Trabzon mebusu Ali Şükrü'yü Giresunlu Topal Osman Ağa'ya temizletmişlerdi. Deli Halit Paşa'yı, İstiklal Mahkemeleri'nin ünlü reisi Kel Ali'ye... Abdurrezzek Ceylan ise parlamenter arkadaşı Zeki Çeliker tarafından "temize" havale edilmişti... Çetin Altan, paçayı "son anda" kurtarmıştı. En yürek burkanı, en hüzünlüsü de, Ardahan mebusu Deli Halit Paşa'nın başına gelenlerdir.. Halit Paşa, merhum, Eyüp'te, Turgutlar Mezarlığı'nda medfundur. Eyüplüdür de... Sinirli, delifişek, sözünü sakınmaz, son sözü başta söyleyip ipleri koparan; iplerin kopmasını da tabiri amiyane ile pek "kazımayan" bir asker. Babacan ve müşfik aynı zamanda. Malum süreçte "kebapçı-lahmacuncu" listeleri hazırlayıp BÇG'ye iş ihale eden, ya da gözüne kestirdiği medya patronunu telefonla arayıp "Laik cumhuriyete bağlılığınızın tam olduğuna inanmak istiyoruz" diye "dolaylı ikna" metoduyla gazeteci kovduran hemcinslerine benzemiyor. Azıcık da gelgit akıllı tabii... Derler ki, Resneli Niyazi'nin izinde, Bulgarya'da çete kovalarken kafasına yediği bir kurşunla, ya da serseri bir şarapnel parçasıyla muvazeneyi yitirmiş; "aşırı sinirli" ve hemen parlayan bir tabiata sahip oluşu bundan... Tarih kitapları onun başarılarından pek söz etmez. Millî mücadelede, Kars ve Ardahan bölgesinde giriştiği "kora kor" savaşla adını duyurmuş, en nihayetinde Ardahan mebusu olarak Meclis'e girmişti. Dindar, hamiyetperver ve sapına kadar asker, sapına kadar namuslu bir adam... "Deli" diye adı çıkmıştı ama, Ankara'ya çöreklenmiş yiyici ve sırtlan takımını ele verecek, Nafıa Vekaleti'nden beslenen "kadro"yu ele verecek kadar da akıllı... Kel Ali'yle yıldızı bir türlü barışmadı. Ali'yi, "Bir kamu kuruluşundan para sızdırmak, bu paraları Halk Fırkası'na muhalefet edenleri sindirmede kullanmakla" suçluyordu. Ali'yle pek çok kez yaka yakaya tutuşmuş, pek çok kez ağız dalaşına girmişti. Cemal Kutay'a göre, Kel Ali Mustafa Kemal sevgisini öyle "aşırı" boyutlara vardırmıştı ki, Kazım Karabekir'i, Refet Bele'yi, Rauf Orbay'ı ve Ali Fuat Cebesoy'u Mustafa Kemal'e karşı hareket başlatmakla suçluyor, bu paşaların kurduğu "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası"nı da, "Generaller hükümet kurmak istiyor" diyerek her fırsatta aşağılıyordu. Halit Paşa'nın Kel Ali'nin üzerine yürümesine neden, işte bu "Generaller hükümeti" sözüydü. Halit, "Neden generallere hakaret ediyorsun ulan!" diye bağırınca, Ali şaşırmış, bozulmuş, biraz da korkmuş, "Bunu nasıl yaparım, ben de bir askerim!" diye yalvarmaya başlamış. Ali de bir askerdi elbette. Ayvalık havalisinde "Albay Ali Bey" namıyla ünlenmiş, sonra kapağı Ankara'ya atarak önce İstiklal Mahkemeleri reisliğine, ardından Nafıa Vekaleti'ne atanmıştı. Atıf Hoca'yı, Cavit Bey'i, Halis Turgut'u, Ziya Hurşit'i, Ankara Valisi Abdülkadir'i asan işte bu Ali'dir. Rıza Nur, hatıratında, Ali'nin, adı yolsuzluk ve suistimallerle ayyuka çıkmış, geçimsiz, mızmız, içten pazarlıklı, korkak ve arızalı bir adam olduğunu yazar. Düşmanın Ayvalık'tan sökülüp atılması da, Ali'nin değil, Bekir Sami Bey'in başarısıdır Rıza Nur'a göre. Halit Paşa, merhum, Kemalettin Sami Paşa'ya yazdığı mektupta, "Mücadele yıllarında nerelerde olduğunu bilmediğim adamların dilinden kurtuluş, memleket, mücadele lafları eksik olmuyor" derken, Ayvalık kahramanı Ali'yi işaret etmektedir. Mustafa Kemal ise, Halit'i sever, sayar, her fırsatta kollardı. Mizacı, sert tabiatı, gelgit akıllı oluşu Kel Ali ve "serseri takımı"nı iterken, Mustafa Kemal'i de tuhaf bir biçimde Halit'e bağlıyordu. 1925 bütçesi tartışılırken Halit, ezeli ve ebedi düşmanı Kel Ali'yi Meclis bahçesinde "düello"ya davet etmiş, Salih (Omurtak) Bey vakitlice araya girip olayı yatıştırmıştı da, taraflar postu deldirmekten kurtulmuştu. Öyle ki, merhumun kulağına eğilip "Paşam, Berlin'e gidip bir ruh doktoruna görünseniz!" diyenler bile çıkmıştı. Mustafa Kemal de, "Hadi bana söz ver Halit" demişti, "Berlin'e gidip bir güzel dinleneceksin..." Halit, 8 Şubat 1925'te öldürüldü. Halit Paşa'yı vuranlar, hemen oracıkta bir masaya yatırıp beş gün can çekişmesini beklediler. Aradan 75 yıl geçti. Ama cinayetin failleri bir türlü bulunamadı. Tetiği Kel Ali mi çekti, yoksa Rize mebusu Rauf mu? Bu bilinmiyor. "Müdafayı nefs zımnında ben vurdum" deyip cinayeti üstlenen Kel Ali'nin neden "yargı"dan muaf tutulduğunu, Rauf Bey'in cinayetteki rolünü, hadise vuku bulduğunda elinde tabanca sürünerek cinayet mahalline yaklaşan Kılıç Ali'nin ne halt karıştırmaya orada bulunduğunu soran, Halit Paşa'nın ısrarla gündeme getirdiği "Nafıa Vekaleti yolsuzluğu"nu araştıran yok. Pardon, var... Engin Ardıç, Tempo dergisinde yayımlanan bir yazısında, Halit Paşa'nın öldürülmesini Meclis'teki "Fethiciler-İsmetçiler" çekişmesiyle açıklıyordu. Resmî tarih yazıcılarına göre, cinayet, "Meclis'e silahla girilip girilmeyeceği" tartışmalarının yapıldığı gün işlenir. Tartışmanın en hararetli bölümünde Halit, Kel Ali'yi dışarı çağırır. Arkadaşları araya girip "olası bir kavga"yı önlerler. Halit bir ara, Kel Ali, Kılıç Ali, Rauf ve Avni Bey'in kafa kafaya vermiş, fısır fısır konuştuklarını görür, onlara dik dik bakınca, birden sustuklarını farkeder. Çılgına dönen Halit birden ayağa fırlayıp bağırıp çağırmaya başlar. Hep birlikte dışarı çıkarlar. Halit önde yürümektedir. Aniden döner, rastgele ateş etmeye başlar. Ali korkar, elindeki çay bardağını fırlatıp kaçmaya çalışırken ayağı merdivene takılır ve Halit Paşa'nın üzerine kapaklanır. Boğuşmaya başlarlar. Halit tabancasını ateşler, kurşun Ali'nin şakağını sıyırıp geçer. O sırada Avni Bey yetişip Halit'i iter. Fırsattan istifade Ali de tabancıasını çekip kurşunları Halit'in karnına boşaltır. Resmî tarih böyle diyor. Cemal Kutay'a sorarsanız, Halit'i temizlemek için Ali'ler Meclis'te "dörtlü kumpas" kurmuş, tetiği de Rize mebusu Rauf'a çektirmişlerdir. Halit yerde kıvranırken, Rauf ve Kılıç Ali, ellerinde tabanca, "yaralı"nın başında beklemektedirler. Kılıç Ali, "İstiklal Mahkemeleri Hatıraları" adını verdiği kitabında, Kel Ali'yle Halit boğuşurken, tabancasını çekip sürünerek olay mahalline yaklaştığını itiraf ediyordu. Peki, Rauf'un elinde tabanca ne arıyordu. Bu tabancaların balistik muayenesi yapılmış mıydı? Yatırıldığı masada beş gün boyunca can çekişen Halit Paşa neden hastaneye kaldırılmamıştı? Neden şuurunun açık olduğu ilk dört gün içinde, polis ifadesini almaya yanaşmamıştı? Engin Ardıç, "Halit, ateşinin otuzdokuzdan kırk ikiye çıktığı beş gün boyunca, 'Keli altıma aldım, i... Rauf arkadan vurdu beni' deyip durdu!" diye yazıyordu. Ali, "Müdafayı nefs zımnında ben vurdum" diye cinayeti üstlenince, hem Kılıç Ali'yi, hem Rauf'u, hem Cebelibereket mebusu Avni Bey'i, hem de kendisini kurtarır. Bir de, ayaküstü uyduruk bir rapor hazırlatıveririler Dr. Reşit Galip'e. Halit'in ardından yeniden faaliyete sokulan İstiklal Mahkemeleri üyelerden biri de, işbu uyduruk raporun sahibi Dr. Reşit Galip'tir...
meyavuz@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|