![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Yolsuzluklar ve hükümetin intiharı...Önceki yüzyılın ve geçen yüzyıl başının "Hasta Adam"ı şimdi "Çürümüş Ülke" mi oldu? "Hasta Adam"dan kasıt, Osmanlı İmparatorluğu idi. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü, "Hasta Adam" tespitinin Rus Çarı I. Nikola tarafından, İngiltere ve Fransa'ya Osmanlı topraklarının paylaşılması amacıyla yapılmasından 100 yıl sonra, o da ancak Birinci Dünya Savaşı'nda "yenik" tarafta bulunan "ittifak" içinde yer almasıyla mümkün olabildi. Yani, tarihin cilvesi, "yanlış tarafta" saf tutması yüzünden oldu. Osmanlı devleti için "Hasta Adam" tanımlaması, aslında, çok isabetli ve haklı değildi. Ciddi tarihçiler, 20.Yüzyıl başlarında, Meşrutiyet ilanı öncesi dönemde bazı verilere bakılarak, Osmanlı Devleti'nin "Hasta Adam"lıkla hiçbir ilgisi olmadığı gibi, daha da "sağlıklı" bir hal almaya başladığını ifade ederler. Şimdiki "derin devlet"in atası olan "İttihatçılar"ın eline düşene dek… Bu çerçevede, Osmanlı Devleti'nin yerini alan "Türkiye Cumhuriyeti Devleti"nin de, 21.Yüzyıl başına gelindiğinde "Çürümüş Ülke" haline geldiğini söylemek de abartma olabilir. Bu "kavram", bazı kalemler tarafından etkili The Financial Times gazetesinde yer alan bir yazıya atıf yapılarak vurgulandı. Yazı, Dünya Bankası'nın Türkiye Direktörü Ajay Chibber ve Banka'nın Avrupa ve Orta Asya'dan sorumlu Başkan Yardımcısı Johannes Linn'in ortak imzalarını taşıyor ve 18 Ocak tarihli. Ne var ki, yazının hiçbir yerinde "Çürümüş Ülke" nitelemesi geçmiyor. Söz konusu yazının başlığı "Türkiye'deki krizin gerçek nedeni"… Ve, "gerçek neden" olarak "yapısal reformların 2000'in ikinci yarısında yavaşlaması" gösteriliyor. Dünya Bankası yetkilileri, hükümetin dört "reform" alanında yoğunlaşması gerektiğine değiniyorlar. Bunlar sırasıyla: 1. Bankacılık sektörü; 2. Tarım; 3. Enerji; 4. Özelleştirme. Yazının sonunda ise şöyle bir toparlama yapılmış: "Bu türden yapısal ve kurumsal reform zor olduğu ölçüde gereklidir. Güçlü yerleşik çıkar gruplarından şiddetli muhalefet olacaktır. Fakat geçen ayın krizi (22 Kasım) değişim için acil ihtiyaç bulunduğuna işaret etmiştir. Reform programının hızını korumak Türkiye'nin büyüme yoluna oturmasına, yoksulluğu azaltmasına yardımcı olacak, ülkeyi bölgede bir istikrar kaynağı haline getirecektir. Aynı zamanda Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne katılıma yaklaştıracaktır." Dünya Bankası yetkililerinin yazısının "en hayati" cümlelerinden biri şöyle: "Amaçlanan reformlar bir yandan da saydamlığı artırarak ve bağımsız düzenleme ve denetimi, özellikle bankacılık ve enerji alanında geliştirerek, yolsuzluğun azaltılmasını sağlayabilir." Türkiye'de aylardır kopan "yolsuzluklar"a ilişkin fırtına ve bu noktada yapılan operasyonların adresi ne? Bankacılık ve enerji. Dolayısıyla, Türkiye'de "yolsuzluklar"ı hedef alan "değişim rüzgarı" esas olarak "dış dinamikler"den besleniyor. Dünya Bankası'nın IMF ile desteklenerek işaret ettiği "yapısal reformlar"ın hükümet tarafından yapılması bekleniyor ve bu yüzden bu hükümetin ayakta kalması "istikrar şartı" olarak ileri sürülüyor. Oysa, paradoks tam da burada. Çünkü, "reformlar"ı yapması beklenen Ecevit hükümeti, "yolsuzluklar"ın üzerine kararlı biçimde gitmek değil, mümkün olduğu oranda saptırmak ve üstünü örtmek niyetinde. Zira, "yolsuzluklar"a dair soruşturma hükümeti canevinden, ta içinden vurma özelliğine sahip. İşte bu nedenle, "Mavi Akım"la buluşması kaçınılmaz gözüken "Beyaz Enerji Operasyonu" jandarma eliyle de yürütülüyor. İşte bunun için Savcı Talat Şalk, Adalet Bakanlığı'na haber vermeden soruşturma evrakını oluşturmaya çalışıyor. Ve, işte bütün bu sebeplerden ötürü, hükümet, soruşturmayı kontrol altına alamıyor. Yolsuzluk soruşturmaları, hükümete rağmen ve hükümetten daha güçlü bir "merkez"in desteği sayesinde yürütülebiliyor. Etibank yolsuzluğu soruşturmasını Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın örtbas etmek istediği iddiaları ayyuka çıktı. Özkan'ın, Etibank-Sabah grubuna "nokta atışı" yaptırtan "gerçek Genel Yayın Yönetmeni" olarak davrandığı iddiaları da. "Nokta atışı"nın baş hedefi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer. Ve, şimdi kadrosu yenilenen Devlet Denetleme Kurulu'nun Özkan'a yönelik soruşturma başlatmakta olduğu haberleri ortalığı kaplıyor. Aynı şekilde, Beyaz Enerji Operasyonu, Mesut Yılmaz-Cumhur Ersümer adresi çevresinde yol almaya çalışıyor. Mesut Yılmaz'ın birdenbire "asker karşıtı", "demokrasi mücahidi" ve "AB yanlısı" görünmesinin sebebi ne? Ne kadar inandırıcı? Ecevit hükümeti, gerçekten ama gerçekten "yolsuzluklar"ın üzerine giderse, "kendi mezarını" kazar ve Türkiye'ye AB yolunu açar. Yok, gitmezse; başkaları sadece onun mezarını kazmayacak; üstelik gömecek de… Türkiye'nin açmazı gibi gözüken şu sıradaki kaotik manzara, hükümet açısından bir "no-win" yani hiçbir halde kazanılması mümkün olmayan bir durumdur.
ccandar@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|