|
Türkler de "barbar" olamaz mı?
Ermeni Tehciri bir "soykırım" mıdır, yoksa sadece büyük bir "kırım" mı? Tartışma devam ediyor. Radikal'den Gündüz Aktan'ın dediği gibi artık "Pandora'nın kutusu açıldı:" Birkaç gün önce de Taner Akçam'ı dinledik. Ceviz Kabuğu programına telefonla katılan Akçam, en çok Semra Özal'ın tepkisini çekmiş. Özal, Akçam'ın açıklamaları üzerine telefona sarılarak "Konuştukları, benim gibi hakiki milli duygularla dolu vatandaşları zannediyorum ki çok büyük şekilde rencide etmiştir" demiş. Taner Akçam'ı dinlemek isterdim; gazetelerde yer alan haberlerden ne dediği pek anlaşılamıyor. Hürriyet gazetesi "'Cinayet' dedirtti" haber başlığı altında, program katılımcılarından Prof. Dr. İhsan Özgen'in Asala'nın cinayetleriyle ilgili olarak Akçam'a "Devletin görevlilerine, diplomatlara karşı yürütülen haince saldırıların, ne savunulabilir, ne de konuşulabilir tarafı olamaz. Bunlar cinayettir" dedirtmiş! Hürriyet bu işten çok memnun görünüyor; neredeyse "Taner Akçam'a cinayetlere cinayet dedirttik!" diyerek anlamsız bir sevinç çığlığı atacak!
Asıl tuhaf olan, Taner Akçam'ın bugüne kadar hiçbir tartışmaya çağrılmamasıydı. Bilen bilmeyen herkesin bol keseden tarih dersi verdiği bir konuda Ermeni Tehciri üzerine en fazla kafa yormuş, en fazla mürekkep harcamış bir araştırmacının bugüne kadar tartışmaya sokulmaması bile tek başına epeyce anlamlıydı. Televizyon kanalları Ceviz Kabuğu programından önce Akçam'ı hatırlamak cesaretini göstermedi. Tarihçi ve araştırmacı boşluğu Ceviz Kabuğu'nda da (ve ondan bir önce NTV'nin konuyla ilgili bir tartışma programında) dinleyip aydınlandığımız Gürbüz Evren gibi yeni yüzlerle doldurulmaya çalışıldı. Bu yeni "araştırmacı"yı nasıl bilirsiniz bilemem, ama Hürriyet'ten İsmet Solak onu şöyle değerlendiriyor: "Politika sosyologu Gürbüz Evren gibi; ayakları yere basan, araştırdığını somut belgelerle anlatan, dış düşmanlardan önce içimizdeki hainlere tarihi belgelerle karşı koyan, yalanların üstüne hakikat mührü basan bilgili ve ilgili genç kuşaklara ihtiyacımız var."(!) Varın gerisini siz tamamlayın!
Bu arada, Ermeni sorunu hakkında bizi aydınlatmaya niyetlenen yeni bir kuruma kavuştuğumuzu da hatırlayalım. NTV'deki program dolayısıyla karşılaştığımız bu yeni kurum "Ermeni Araştırmaları Enstitüsü" adını taşıyor ve başkanlığını bir büyükelçi yürütüyor. Programın elverdiği ölçüde anladığımıza göre, bu "Enstitü"de hiç Ermeni bulunmuyor; büyükelçinin açıklamalarından anlaşıldığına göre ise, sanıyoruz bu "Ermeni Araştırmaları Enstitüsü"nde Ermenice bilenlere de rastlanmıyor! (Günahlarını almayalım belki özellikle çeviri faaliyetleri için bir iki filolog istihdam edilmiş olabilir.)
Ermeni Sorunu'ndan belki sıkılmışsınızdır diye konuyu değiştiriyorum. Şimdi sözünü edeceğim kişi bir Ermeni değil; halis muhlis Müslüman Türk bir vatandaş. Hasan Ersoylu adını taşıyan bu vatandaşımız bundan tam altı yıl önce cinayet zanlısı olarak gözaltına alınıyor. Gözaltında neler yaşandığını mutlaka hemen tahmin ettiniz. Eğer öyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü böylesini tahmin etmek kolay değil. Hasan Ersoylu gözaltında neler mi yaşıyor? Sorunun cevabını Ersoylu dosyasını Hürriyet'e taşıyan Şermin Sarıbaş'tan dinleyelim: "Ersoylu'ya iki gün boyunca işkence yapıldı. Vücudunun her yerine elektrik verildi. Kalçası ve bacağı matkapla delindi. Ve nihayet iki günün sonunda önüne konulan kağıdı imzalamak zorunda kaldı. Dursun Aldemir'i öldürdüğünü kabil etmişti."
Sonrası başka bir insanlık ayıbı. 20 yıl mahkumiyet, diğer mahkûmların bulaşıklarını yıkayarak kazandığı parayla aldığı kartonla maket gemi yapıp satmak ve dağılan, perişan olan bir aile...
Hasan Ersoylu'nun dosyası insaflı bir savcının dikkatini çekmeseydi, masum olduğunu söylemekten dilinde tüy biten Ersoylu halen cezaevinde olacaktı. Nihayet olay aydınlanmış ve Ersoylu 4 yıl sonra tahliye edilmiş.
Ersoylu'nun (kalçası ve bacağı matkapla delinerek) işkence gördüğü sonradan açılan davanın kararıyla da belgelenmiş. Astsubaylar Yusuf Yiğit ve Önder Kaçmaz 2.5 yıl hapis ve görevden uzaklaştırma cezası almışlar. Almasına almışlar ama cezaları af kapsamına girdiği için hür kalmalarına karar verilmiş. "Hür" kalsınlar ki, "matkap"ı yine kullanabilsinler...
Dün Radikal'den Turgut Tarhanlı soruyordu: "Ve uluslararası insan hakları hukukunda işkence suçu hükümlüleri 'tüm insanlığın düşmanı' (hostis humani hgeneris) olarak anılmaz mı?"
Şimdi siz karar verin: Türkler de "barbar" olamaz mı?
7 ŞUBAT 2001
|