![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Fazilet üzerinden siyaset mühendisliğiYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın tam Fazilet Partisi hakkında nihai kararın verileceği haftanın başında ek iddianame ile devreye girmesi ve bu partinin bir kez daha "devamdan kapatılması"nı istemesi ne anlama geliyor? Öncelikle, görülmekte olan davanın, son kongre kasetleri delil olarak kabul edilmemiş olsa da hem "odak"tan hem de "devam"dan kapatılmayı içerdiğini belirtmek gerekiyor. Yani, mahkemenin kongre kasetlerini delil olarak kabul etmemiş olması, FP'nin devamdan kapanma ihtimalinin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Mahkeme bu kasetleri, gerçekten delil olmadığı için değil; sadece usûl açısından, dava açıldıktan sonra ortaya çıkmış olmasından dolayı değerlendirmeye almamıştı. Bu kararın en önemli nedeni ise, kasetler delil olarak kabul edildiğinde FP'ye ek savunma hakkı verilmesi ve bunun da davanın karar sürecini geciktirmesiydi. Doğal olarak şimdi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın ek iddianameyle bu delilleri yeniden Anayasa Mahkemesi'nin dikkatine sunmasının doğuracağı ilk önemli sonuç davanın en azından 3-4 ay daha gecikmesidir. Anayasa Mahkemesi, bu konudaki kararını bugün yapacağı toplantıda verecek. Dün akşam saatlerine kadar, mahkemenin bu konuda vereceği karar konusunda dışarıya kayda değer hiçbir bilgi sızmadığı gibi, bir kanaat da oluşmadı. Belli ki, Anayasa Mahkemesi karar verme aşamasına geldiği bir davada böyle bir gelişmeyi de beklemiyordu. Ve kesin olan bir şey daha var ki bu girişim, Fazilet Partisi üzerinden yapılması düşünülen "siyaset mühendisliği" konusunda da bir türlü kesin karar verilemediğini göstermektedir. Yargıtay'ın müracaatı, hükümetin tezine yani; "FP kapatılsa bile mümkün olduğunca geç ve bir ara seçime yol açmayacak sayıda yasakla kapatılması" görüşüne de uygun bir girişim gibi görünmektedir. Bu talep kabul edilirse, bundan en çok hükümetin memnun olacağı açıktır. Ancak, FP konusunda kararların hükümet ya da tek başına yargı tarafından verilmediğine de hesaba katmak gerekmektedir. Bu durumda, FP'ye yönelik hesaplarda "planlı olmasa da" bir yöntem birliği ortaya çıkmış görünüyor. Ancak, bunun tahakkuk edebilmesi için Anayasa Mahkemesi'nin de ek iddianameyi incelemeye alma kararı vermesi gerekiyor. Mahkeme, incelemeye almazsa durum bellidir; dava "odak" ağırlık olarak görülmeye devam edilecek ve en erken Cuma en geç de önümüzdeki hafta içinde neticelendirilecektir. İncelemeye alırsa, bu kez "odak"tan kapatma fikri zayıflayacak, ağırlık "devam"dan kapatılmaya kayacaktır ve bu da zaman alacaktır. Araya bir de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Refah Partisi hakkında vereceği kararın da gireceği dikkate alınırsa bunun da kapatma kararına etki yapması kaçınılmazdır. Bütün bunlardan anlaşılan şu ki; Türkiye, hukuk ve demokrasi ilkeleriyle olduğu kadar, yöneldiği Avrupa Birliği yoluyla da örtüşmeyen, parti kapatma gibi bir yasağın peşinde hem zaman kaybetmekte hem de iç siyaseti gereksiz yere destabilize etmektedir. Girişim yanlış olunca, FP üzerinden tasarlanan siyaset mühendisliği konusunda son kararı vermek de güçleşmekte ve ortaya böylesi bir kaotik yapı çıkmaktadır. Ne FP kendisine sağlıklı bir istikamet çizebilmekte ve ne de diğer partiler bu dava bir karara bağlanmadan ileriye yönelik projeksiyon geliştirebilmektedirler. Hukukun, papatya falı açılır gibi çoktan seçmeli senaryolarla kolkola yürüdüğü; siyasetin, bu denli belirsizliğe mahkum edildiği bir ortamda ülke adına tabii ki sağlıklı bir gidişten söz edilemez. Böyle bir sağlıksızlık itina ile gözetilmektedir ve bunu gözeten irade, Türkiye'de hukuk ve demokrasinin gelişmesinin önündeki en büyük engeldir.
mkaraalioglu@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|