![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
İç tüzük paslaşmaları...Bir milletvekilini ölümüne neden olan tartışmaları tetikleyen iç tüzük konusundaki çıkmazlar, bu yazının yazıldığı saatlere kadar sürüyordu. Meclis başkanı aynı saatlerde iç tüzük konusunda büyük oranda anlaşmaya varıldığını, bu anlaşmanın birkaç saat içinde kesinleşeceğini ifade ediyordu. Yine aynı anda Kutan ise iç tüzük konusunda Hükümetin tutumundan yakınarak konuyu Cumhurbaşkanı'na götürmekten bahsetti. Kuşkusuz hükümetin iç tüzük konusunu böylesi bir krize sokmayı becermesi şaşılacak bir durum değil. Çünkü bu hükümet, bizzat siyaset kavramıyla sorunlu bir hükümet. Siyasetin varlık bulduğu ve işlevselleştiği hiçbir alandan hoşnut değil. Siyaset adına ortaya çıkan her hareketliliği bir krize dönüştürmeyi kendisi için kaçınılmaz bir durum olarak belirlemiş durumda. İç tüzük meselesini de adeta devletin değişmez ilkelerinden biri konusundaki bir hassasiyetmiş gibi ele alıyor. Muhalefetin yaptığı her çıkışın Hükümetin yaptığı önemli işlerin aksamasına yol açan 'arızalar' gibi algılanması için elinden gelen desteği esirgemiyor. Çünkü bu hükümet 'siyaset'ten hoşlanmıyor ve siyaset olan her yere salt 'idare' ikame etmeye çalışıyor; siyasetin de -istikrar adına- idareden ibaret birşeymiş gibi algılanmasına gayret sarfediyor. Buna karşılık en ilginç tavrı ise anamuhalefet lideri Kutan gösteriyor. Hükümet ile aralarında bir uzlaşma sağlanamayınca aynı yolu kullanarak siyaset yerine idare üzerinden çözmeye çalışıyor işi. Kutan'ın bulduğu çözüm yolu konuyu Cumhurbaşkanı'na götürmek ve konunun Cumhurbaşkanı tarafından çözülmesini sağlamak. Bu tutumun 'kodu', işine gelmediği zaman köşkte Süleyman Demirel gibi bir cumhurbaşkanı olmamasından dolayı memnun olmak, ama işine geldiği zaman da köşkten Süleyman Demirel'in tavırlarına uygun pozisyon alınmasını beklemektir. Anamuhalefet partisinin lideri, bir tüzük değişikliği yaparak -kendilerinin pek sevdiği deyimle- 'milletin sesini kısmaya çalışan hükümet'e (?) karşı hiçbir hareketlilik yaratamıyor, etkinlik üretemiyor ve sorunun çözümünü Cumhurbaşkanı'ndan bekliyor. Cumhurbaşkanı bu konuyu çözmeye girişse ve tarafları memnun edecek tarzda çözüme bağlasa ne olmuş olacak peki? Koskoca Meclis iradesi, bir tüzük değişikliğini bile becerememiş ve siyaset, sorumsuz Cumhurbaşkanı'nın idari şemasına başvurmuş/indirgenmiş olacak. Böylece halkın Meclis'e teslim etmiş olduğu irade idareye dönüşmüş olacak. Üstelik Cumhurbaşkanı da durduk yerde, kendisinin dışındaki bir konu ile içli dışlı hale getirilmiş olacak. 28 Şubat'ın yaptığı iş siyasetin yerine idareyi ikame etmektir; siyasetin etkisini sıfırlayarak idarenin etkinliğini daimileştirmektir. Bu noktadan bakıldığında varlığını bu zemine borçlu olan hükümetin de, bundan yakınıyor gözüken muhalefetin de aslında aynı mantığı paylaştığı görülüyor. Gerek Hükümet gerekse muhalefet, siyaset yerine idarenin geçmesinden ilke olarak memmundur. Uygulamada bundan yararlanan hükümet istikrarı savunmaktadır, uygulama itibariyle bundan yararlanamayan muhalefet ise salt bu sebeple olan bitene karşıdır. Yoksa gün olup devran dönse, uygulama kendine çalışmaya başlasa, muhalefetin de idarenin siyasetin yerine geçmesinden bir memnuniyetsizlik duymayacağı şimdiden görülmektedir. İç tüzük tartışmasındaki 'saflaşmalar' bir ilkenin ya da 'kural hassasiyeti'nin neticesi değildir. Saflaşmaların temelinde uygulamanın kimin lehine çalıştırılacağından ibaret bir sığlık vardır. Özellikle muhalefet, hükümetin istediği iç tüzük değişikliği yoluyla kendilerinin (millet?) sesinin kısılmak istendiğini söylüyor. O zaman sormak gerekmez mi, şimdiye kadar gündemde olmayan ve halen de gerçekleşmemiş olan iç tüzük değişikliği olmadan önce sesiniz kısık değilken ne yapıyordunuz? Sesinizin kısık olmaması bu milletin ne işine yaradı?
ocelik@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|