![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
ABD kimi vurdu?Önceki gece Amerika'nın Bağdat'ı bombalamasının Irak'a karşı uygulanan rutin askeri hareketlerden biri olmadığı harekatın siyasi mesajına bakarak hemen anlaşılabiliyor. Zaten ABD yönetimi ve özellikle George W. Bush eylemin rutin dışılığını vurgulamak için yeterince açık mesajlar verdi. Her şeyden önce yönetimi yeni devralan Bush'un liderliğindeki bir Amerika'nın nasıl bir dış politika izleyeceğinin işaretlerini taşıması bakımından bu harekatın iyi analiz edilmesi gerekir. Babası George Bush'dan miras kalan bölgesel sorunu ve yine babasından devraldığı askeri ekiple çözmek istediği; başta Rusya ve Fransa olmak üzere Güvenlik Konseyi üyelerinin, Batı ittifakınca delinmeye başlayan Körfez politikasına vereceği biçimin dış hatları beliriyor. 1991'deki Körfez harekatıyla sistem dışına itilen ve öylece tutulan Irak'a yönelik politikasını (şimdilik) tavizsiz biçimde sürdüreceği anlaşılıyor. Böylece Bush'un iktidara gelir gelmez ilk operasyonunun Soğuk Savaş sonrası döneme tartışmasız tek dünya lideri olarak giren ABD'nin bugünkü Başkanı olarak aynı güç ve iradeye sahip olduğunu göstermek istemiştir. Sadece Irak'a yönelik değil aynı zamanda dünyaya verilmiş siyasi bir mesaj olarak okumak gerekir. Bu mesajın muhatapları arasında birinci derecede Rusya (ilk tepki de buradan geldi), başından beri gizli/açık muhalefetini sürdüren, Fransa'dır. Fransa'nın şahsında ABD'ye rağmen İsrail-Filistin sorunundan İran politikalarına, Irak'a uygulanan ambargoya kadar pekçok konuda Amerika'dan bağımsız politikalar geliştirmeye çalışan, bölgede belirleyici aktör olmak istediğinin işaretlerini açıkça belirten Avrupa Birliği'ne de verilmiş bir mesaj olarak okumak gerekiyor. Aynı zamanda özellikle Fransa ile paralel biçimde Irak'a yönelik ambargoyu fiili olarak delmeye çalışan, Bağdat'a büyükelçilik açan, parlamento heyetinin yeni Irak'tan döndüğü Türkiye için de bir gözdağıdır. Açıkçası, Bush yönetiminin Bağdat'ı bombalaması daha çok Irak üzerinden, bölgeye yönelik Amerikan politikalarına karşı çıkan merkezlere yönelik bir operasyondur. Amerika, Körfez'deki askeri varlığı ile de pekiştirdiği Ortadoğu'daki belirleyiciliğini tartışmak istemediğini, kurduğu dengenin bu dönemde de başkaları tarafından bozulmasına izin vermeyeceğini belirtmiş oluyor. Her şey bu kadar basit ve düz değil şüphesiz. Burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir belirleyici unsura değinmekte yarar görüyorum. 1991 yılındaki harekatta doğrudan taraf olmasa da bir şekilde denklemin en önemli unsurlarından biri olan İsrail ve Filistinliler'le arasında yaşanan gerilimle bugünkü durum arasında ilginç benzerlikler var. İsrail faktörü
Körfez Savaşı döneminde de intifada tüm hızıyla devam ediyordu. Savaş sonrası parçalanmış bir Arap dünyası ile Amerika'nın tam desteğini alan İsrail merkezli bir Ortadoğu dengesi kurulmak istendi. Barış süreci Clinton yönetimi tarafından sonuna kadar bu çerçevede sürdürüldü. Ve İsrail alabileceği azami fayda ile barış sürecini değerlendirdi. Yerine getirmesi gereken yükümlülüklere sıra geldiğinde ise barış süreci çoktan yok olmuştu. Adeta başa dönülmüş oldu. Şimdi de intifada devam ediyor. İsrail'de adeta generaller kabinesinden oluşan yeni koalisyon kuruluyor. Amerika, sarsılan Ortadoğu'daki varlığını yeniden etkin hale getirmek için güç kullanmaktan çekinmeyeceğinin sinyallerini veriyor. Ancak ne uluslararası dengeler ne de bölgesel aktörlerin konumları 10 yıl öncesi gibi değil. Araplar en azından on yıl öncesine göre daha bütünleşmiş bir manzara sergiliyor. ABD'nin liderliğindeki Körfez harekatından bugün yanında aktif olarak İngiltere'den başka kimse yok. Türkiye'nin konumu
Türkiye'yi de sürece dahil ederek İsrail merkezli bir Ortadoğu dengesi kurma girişiminin tümüyle başarılı olmadığı ortada. Tüm hesaplarını Amerika'nın Ortadoğu'da kuracağı dengede aktif partner olmaktan geçtiğini zanneden, tarihi, siyasi, kültürel gerçeklerle uyuşmayan irrasyonel politikalarla yürütülmeyeceğini anlamış bir Türkiye var ortada. Avrupa Birliği'nden Amerika'nın taleplerine kadar pekçok konuda umduğunu bulamayan elinde başka seçenekleri olduğunu farkeden ve bunu fark ettiren bir Türkiye manzarasının olduğunu söylemek abartı sayılmamalı. Bağdat'ın bombalanmasıyla, ABD'nin yarım kalmış Ortadoğu projesini yeniden gözden geçireceği, takındığı tavizsiz görünümün arkasında yeni uzlaşmalar, yeni dengeler peşinde koşacağı rahatlıkla söylenebilir. Arap-İsrail sorunundan, İran ve Irak politikalarına; Türkiye faktöründen müttefiklerinin tutumlarına kadar çok şey değişti bu geçen on yıl içinde. Ne Filistin-İsrail denklemi, ne Türk-İsrail ittifakı, ne İran-Batı ilişkileri eskisi gibi durmuyor artık. Her ne kadar uçuşa yasak olmayan bölgede BM Güvenlik Konseyi üyelerine haber vermeden bombalayarak yeni bir hukuki durum oluşturmak istese de, Powell'in bölgeye yapacağı ziyaret öncesi güç gösterisine dönüşen harekatın psikolojik havasıyla görüşmeler yapacak olsa da, Ortadoğu'da eski dengelerin dondurulması mümkün değil. Her anlamda dünyanın en enerjik bölgelerinden biridir burası.
aemre@kaynet.net.tr
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|