YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Silopi muamması

Türkiye, içini toparlayamadığı ölçüde "dış" etkilere, "dış müdahale"ye ve en hafifinden "dış denetim"e açık hale geliyor. Her zaman böyle oldu. Hep böyle oldu ve böyle kaldıkça hep de böyle olacak.

Durum böyle olunca, ikidebir "incinen milli gurur"dan dem vurmanın anlamı da kalmıyor. Kendi vatandaşlarınıza karşı bu kadar hoyrat olursanız, eloğlu gelip üzerinizde "denetim mekanizması"nı kurar; çünkü uzayda yaşamıyoruz. Bu dünyada yaşıyoruz ve birçok uluslararası kuruluşa üye ve uluslararası anlaşmalara bağlıyız.

"Milli gurur"un asıl incinmesi gereken nokta, bu ülkenin vatandaşlarına reva görülen zulüm olmalı. Zulmün soruşturulmasını "iç hukuk" yani "milli sınırlar" içinde yapamaz ya da yapmazsanız, "dış"tan gelir yine "denetim" altına alırlar. "Milli gurur" diye huysuzlanmanın çaresi de kalmaz.

Ekonomide de aynı kurallar geçerlidir. Kendi ekonominizi rasyonel biçimde işletemezseniz, IMF önünüze "reçete"yi uzatır. "Milli bütçe"niz bile Washington'da yaşayan ve orada maaşını alan bir uluslararası memurun, örneğin Carlo Cotarelli'nin "denetimi"ne tabi kalır. Pek "milliyetçi" MHP, hükümet ortağı değil mi? Başbakan Bülent Ecevit ve partisi "milli gurur" konusunda pek duyarlı değil mi? Ve bunlar, IMF programını uygulamak konusunda pek kararlı değiller mi? Paradokslar manzumesi…

Tabii ki, ekonomiden daha vahimi, doğrudan doğruya "insan unsuru"nun devreye girdiği durumlarda söz konusudur. Türkiye, kaba insan hakları ihlalleri nedeniyle, yine "uluslararası pertavsız" altına alınmıştır. Önümüzdeki hafta Cenevre'den Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesi'ni temsilen bir heyet geliyor. Sebep, HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ile yönetim kurulu üyesi Ebubekir Deniz'in 25 Ocak tarihinde Silopi'de jandarma karakoluna davet edilip gitmelerinden bu yana sırra kadem basmaları.

HADEP mensuplarının bulunması için haftalardır çırpınıyor. "Merkez medya" her zamanki gibi konuyu ıska geçme eğiliminde olsa da, konu önemli köşelere taşındı. Bir bölüm gazete konuyu kovalıyor. Başbakan Ecevit, bir çok konuda olduğu gibi bundan da habersiz; "gazetede okuduğunu" açıkladı.

Mesele elbette ki Ecevit'in hangi yolla haberdar olması değil; HADEP Silopi yöneticilerinin akıbetlerinin ortaya çıkarılması. Bunca gündür bu konuda hiçbir ilerleme sağlanamaması yeterince rahatsız edici ve kuşku yaratıcı.

Daha da rahatsızlık verici olanı, Şırnak Valiliği ile Jandarma Alay Komutanlığı tarafından İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a gönderildiği iddia edilen bir bilgi notunda yer alan ibareler. HADEP Genel Başkan Vekili Ahmet Türk, basına ve kamuoyuna yaptığı açıklamada, bu "bilgi notu"nda HADEP'in "illegal örgüt"müş gibi sunulmasına tepki gösteriyor. Haklı. HADEP, bu ülkenin bir parçası. Güneydoğu'da oyları yüzde 60'ın üzerinde. Türkiye'de 37 belediye başkanı HADEP'li. Bunların içinde 7'si başta Diyarbakır il merkezi. Son genel kongresinde, Türkiye'nin "toprak bütünlüğü"nün ve "üniter devlet"in "tartışılmazlığı"nı açıkça ilan etti. "Legalite" için başka ne gerekiyor?

En vahimi, bu "bilgi notu"nda ortadan kaybolan HADEP Silopi İlçe Başkanı'ndan devlete çalışan "haber elemanı" olarak söz edilmesi.

Ne demek bu?

Kayıp ilçe başkanı diyelim ki "muhbir"; bu, onun ortadan yokolması ve bulunamamasını "meşru" kılar mı? Bu zihniyetle bu ülke nasıl bir "hukuk devleti" haline gelecektir?

Aslında kastedilen şu: HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış, "devlete çalışan bir muhbir" olduğuna göre, kaybolmasından HADEP sorumlu olabilir. Yani, bu bir "iç hesaplaşma"dır.

Bu zihniyet ve bu taktik, bizim bilmediğimiz bir şey değildir. Bir vakitler HADEP'in öncülü olan DEP'in Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın ortadan kaybolmuş ve günler sonra bir tarlada paramparça cesedi bulunmuştu. Vedat Aydın'ın cenazesinde Diyarbakır'da çıkan olaylar, Güneydoğu'da "vatandaş vicdanı"nın Ankara'daki "merkezi otorite" tarafından yitirildiği önemli bir "fay kırığı"na işaret etmişti. Bu olay, Turgut Özal ile özel konuşmalarımızda ne zaman konu edilse, kafasını bilgiç bilgiç sallar ve "O mesele bir iç hesaplaşmaymış" derdi. Devletin birimleri, Güneydoğu konusunda her devlet başkanından çok daha duyarlı olan Özal'ı bile etkilemişlerdi. Daha Susurluk patlak vermemişti. "Andıçlar" ortaya saçılmamıştı. Dolayısıyla, "iç hesaplaşma"nın ne menem bir şey olduğu öğrenilememişti.

Devletin görevi, "iç hesaplaşma" olsa bile ortaya çıkartmaktır. Bunu beceremezseniz, BM gelir "dış denetim"i dayar. Ve bakarsınız "dış denetim", Susurluk'un ciddi biçimde üzerine gidilmesini önleyen "derin devlet"i Silopi'de projektörler altına alır.

"Silopi muamması"nı BM'nin elinden kurtarmak için Çankaya'nın konuya el atması gerekiyor. Silopi, sadece iki kayıp HADEP'liyi değil, Ahmet Necdet Sezer'i arıyor…


18 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Cengiz Çandar

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...