|
|
 |
Konya'da 13 bin 900 öğrenci okuma hakkını geri istiyor
Bir hak arayışı
Selçuk Üniversitesi öğrencileri, eğitim hakkını hiçe sayan yasağın hukuksuzluğunu bir raporla gözler önüne serdi. Öğrencilerin, "Başörtümüzle ikinci bir fakülte daha bitireceğiz" ifadeleri, hak arama kararlılığını çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Konya Selçuk Üniversitesi'nin başörtülü öğrencileri, hukuksuz yasağın karşısına hazırladıkları bir raporla çıktılar. Anaokulu Öğretmenliği'nde başörtüsü nedeniyle derslere alınmayan ve 5. yılını dolduran bir öğrencinin, "Buradan başörtümle mezun olacağım. Sonra da, yine başörtümle bir hukuk fakültesini bitireceğim" şeklindeki sözleri, hak arama mücadelesinin kararlılığını çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Başörtüsü yasağının Türkiye'de ilk uygulanan yerlerden birisi olmasına rağmen, yasak gündeminde son sıralarda yer alan Konya Selçuk Üniversitesi'nde, "eğitim görmeye" çalışan başörtülü öğrenciler, seslerini hazırladıkları bir raporla tüm ülkeye duyurmaya çalıştılar. Bizzat öğrenciler tarafından 'Bir Hak Arayışı' ismiyle hazırlanan rapor, başörtüsünün 1969 yılında yasaklanışından itibaren geçen sürede yaşananları ele alırken, giriş kısmındaki şu cümle problemin nedenini ilan ediyor: "Türkiye'nin utancı olan bu problem; halkı dikkate almak yerine halka yön vermeye kalkan, dayatmalarda bulunan ve ülkenin sorunlarını çözemediklerini gizleyerek, kolay yoldan bir yerlere gelmeye çalışan idarecilerden kaynaklanmaktadır."
Okumak anayasal bir hak
Raporun hemen başında Anayasa'nın 2.maddesine yer verilerek Türkiye'nin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olduğu ve bir hukuk devletinde idarenin tüm işlerinin hukuka uygun olması gerektiği hatırlatılıyor. Raporda, üniversitelerdeki başörtüsü yasağına dayanak olarak "Anayasa Mahkemesi'nin Yüksek Öğretim Kanunu'ndaki Ek 16. Madde'yi iptal etme gerekçesi"nin gösterildiğine dikkat çekiliyor. Öğrenciler şu ifadeleriyle adeta hukuk dersi veriyorlar: "Ek Madde 16 iptal edildikten sonra TBMM bunun yerine Ek Madde 17'yi çıkarmıştır. Bu maddede 'Yürürülükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Yüksek Öğretim Kurumları'nda kılık kıyafet serbesttir' denilmektedir. İptal edilen kanunun yerine yenisini çıkarma hakkı TBMM'nindir. Bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararlarıdır. Kararların gerekçelerinin uygulama noktasında hiç-bir bağlayıcılığı yoktur. Gerekçelere yer verilme nedeni ise TBMM'nin iptal edilen kanunun yerine yenisini çıkarırken dikkat etmesi içindir." Raporda, kanun yerine yönetmeliklerle yasak uygulayan idarecilerin ideolojik tavırları da, "Hukuk literatüründe normlar hiyerarşisi denilen prensip benimsenmiştir. Bu prensibe göre kanunlar Anayasa'ya, tüzükler kanunlara yönetmelikler tüzüklere aykırı olamaz" şeklindeki cümlelerle ortaya seriliyor.
Hukuk, Çölaşan'ın yazıları mı?
Öğrenciler kendilerine sürekli olarak sözlü tacizde bulunulduğunu kaydederek, şu ifadelere yer veriyorlar:
"Öğretim görevlileri tarafından henüz yasak ortada yokken bile sürekli olarak, 'Şu günden itibaren okula alınmayacaksınız, bugünden itibaren derslere giremeyeceksiniz' şeklinde tehdit edildik. İkna odalarında okuldan atılacağımız, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanacağımız, alacağımız bir disiplin cezasının bütün aile fertlerimizi etkileyeceği, babamız, kardeşimiz gibi ya da kamu görevlisi yakınlarımızın işten atılacakları ifade ediliyordu. Üniversite Senatosu kılık kıyafetle ilgili kararlara uymayan öğrencilere soruşturma açılması yönünde karar aldı. Soruşturma açılmasına ilişkin tebliğle birlikte öğrencilere verilecek cezaların örnekleri de dekanlıklara gönderilerek, hukuk ayaklar altına alındı. Soruşturmacılar, savunma olarak kendilerine verilen Danıştay kararı ile alay ederken, öğrencilere Danıştay Kararı'nın uydurma olduğunu yazan Emin Çölaşan'ın yazısını gösteriyorlardı. Hukuk kuralları Çölaşan'ın yazılarından mı oluşuyor."
Bu hak raporu...
Öğrenciler raporlarına şu sözlerle nokta koyuyorlar: "Bu okuduğunuz rapor, Türkiye'nin insan hakları tarihindeki kara bir lekenin hikayesidir. Bu hikaye, üniversitelerin bilimin merkezi yerine bağnaz, anti demokratik ve gayri insani uygulamaların merkezi haline gelmesinin hikayesidir. İnsan haklarına saygı duymayanlar, üniversiteyi bilimin ve özgür düşüncenin yuvası olmaktan çıkarıp ideolojik kamplar haline getirenler, elbette tarihte karanlık nokta olarak kalacaktır. Biz mutluyuz, çünkü haklıyız. Biz mutluyuz, çünkü biz, sadece biziz. İnsanca yaşamak adına tarihin şahitliğinde onurlu mücadelemiz devam edecektir. S.Ü'li Başörtülü Öğrenciler."
Ben bu ülkeye kara sevdalıyım
Bir hak arayışı içinde olan S.Ü'li başörtülü öğrencilerin günlüklerine yazdıkları birkaç satıra da raporda yer verilmiş. İşte Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü'nde okuyan bir öğrencinin günlüğüne karaldığı satırlar:
"İçine umudu, güzellikleri ve duygularımı aktardığım günlüğüme şimdi ise ızdırabımı yazmak zorunda kalıyorum. Derslerimle meşgul olmam gerektiği şu anda içimdeki çıkmazlara yol arıyorum. Yüreğimin sızladığını hissediyorum, gün be gün artan bir sızı. Gözyaşlarımı zor zaptettiğim şu an, okulum geliyor aklıma...Okulum diyorum ve yüreğimdeki yara yeniden kanıyor. Hayal perdemin izdüşümü ufkumda gördüğüm ışık ve dilimde son mutluluk türkülerini mırıldandığım mekan, okulum.... Artık kapıdan buruk duygularla giriyorum. Sıramda suçlu sıfatıyla oturuyorum ve fişleniyorum. 'Ne yaptım, suçum ne?' diye soruyorum kendime. İnancım gereği örttüğüm başörtüm, benim suç aletim. Anlayamıyorum, başörtüm; hangi dağın başında askere sıkılan kurşundu? Hangi meydan kavgalarında polise el kaldırdı?... Soruyorum, bu sessiz yürütülen zulmü anlamaya çalışıyorum. Bizim yüreğimize nefret tohumları ekmeyin. Biz sevgi ile büyütüldük. Biz, bu âlemin sevgi üzerine yaratıldığına inanan insanlarız... Yine okulumun kapısındayım. Ben Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık öğrencisiyim. Beni okulum ile inancım arasında tercihe zoruluyorsunuz, ama anlatamıyorum. Bunlar beni ben yapan temel değerler. Beni şahsiyetsizliğe sürüklemeye hakkınız yok. Memleketim geliyor gözlerimin önüne. Anam, babam, kardeşlerim... Babamın mahzun bakışlarını üzerimde hissediyorum. Alın terini silerek doğruluyor, gülümsüyor: 'Kızım benim emeklerim sana helal olsun, ya senin emeklerine, uykusuz gecelerine, bizden uzak kaldığın günlerine, sana yazık olmayacak mı yavrum' diyor, susuyorum. Bir an kara bulutlarla kapanmış gökyüzüne ilişiyor gözlerim. Bulutları delmeye çalışan bir yıldız görüyorum, hayal meyal.. gülümsüyorum. Yıldızla kaderimizin ortak olduğunu düşünüyorum bir an... Ben de kara kara düşünceleri delerek, insanları ayrdınlık yarınlara taşıma gayreti içerisindeyim. Gecelerin yorgunu kalemimi bırakıp defterimi karıştırıyorum. Ne ulvi hayallerim varmış... Yurdumun her karış toprağında, bu ülkeye hizmet ederken karşıma çıkan her zorluğu azimle aşacaktım. Tertemiz yavrulara rehberlik edecek, bu ülkeyi gençlerle güzel yarınlara taşıyacaktım. Kararan gönüllere ışık, dökülen gözyaşlarına mendil, mutluluk yanında bir taş, sevgi şiirinde bir mısra, bir gülüşle gamze olacaktım.
Anadolu'nun sıcacık havasıyla yoğrulmuş yüreğimdeki sevgi ateşiyle tüm insanları kuşatacak onların kalplerini sevgiyle ısıtacaktım. Ama şimdi üzüldüğümü hissediyorum. 'Ben SUÇLU değilim' diye haykırıyor, gecenin sessizliğinde yüreğim. 'Elveda okulum, umutlarım, sınıfım hocam.. DEMEYECEĞİM...' Siz dinlemek istemeseniz de önünü kestiğiniz hayallerimi ve kendimi size anlatacağım. İnanıyorum ki bu ülkenin geleceğine katkıda bulunacak büyük ve güzel emeller taşıyorum. İşte bu idealler adına, ülkem adına ne okulumdan ne de kimliğimden vazgeçmeyeceğim. Çünkü, "Ben bu ülkeye kara sevdalıyım."
Rapor, başörtülü öğrencilerin hak isteklerinin tercümanlığını yapıyor. Öğrenciler "Tek isteğimiz eğitimimizi inançlarımızı yaşayarak tamamlamak" derken, ilginç olaylar da yaşıyorlar. Nakış Öğretmenliği Bölümü'nde okuyan bir öğrenciye şu yazı tebliğ edilmiş: "Öğrencilik sıfatının gerektirdiği vekara yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak fiili sebebiyle sizi uyarma cezası ile tecziye ediyorum" İmza: Dekan Prof Filiz Gündüz.
Tıp Fakültesi öğrencisi Hatice Kanlıtaş'ın memleketindeki ailesine gönderilen ceza yazısında ise şu ifadeler yer alıyor: Kılık kıyfatle ilgili olarak belirlenen kurallara uymamakta ısrar etmeniz nedeniyle "Yüksek Öğretim Kurumları'nın ideolojik ve siyasi amaçlarla huzur sükun ve çalışma düzenini bozmak" suçunu işlediğiniz sabit bulunarak, okuldan bir yarıyıl (4 ay) süreyle uzaklaştırılma cezası ile cezalandırıldınız."
Yaptığınız suç değil ama yasak kardeş!
"Ben iktidar koltuğuna oturunca bana sırtını dönecek değil, arkamda beni ve davamı savunacak insanlar arıyorum."
Selçuk Üniversitesi'nin değişik fakültelerinde okuyan ve "Bir Hak Arayışı" isimli raporla sesini duyurmaya çalışan 13 bin 900 başörtülü öğrenciden biri olan Ana Okulu Öğretmenliği öğrencisi Hilal Kılıklı, sorunun çözümünün "siyaset üstü" olduğunu belirtiyor. Başörtüsünün siyasi partiler üstü bir mesele olduğunu kaydeden Kılıklı, meselenin bir siyasi partiye aitmiş gibi gösterilmesinin yanlış olduğunu belirterek, "Ben Meclis'te şu an en çok sandalyeyi işgal eden ve iktidar ortağı bir partinin içerisinde yetişmiş bir insanım. Ama ben iktidar koltuğuna oturunca bana sırtını dönecek değil, arkamda beni ve davamı savunacak insanlar arıyorum. Başörtülüleri bir parti görüşüne mahkum etmek ne kadar doğru?" diye konuşuyor. Kılıklı, verdikleri mücadelenin şu veya bu partinin koyduğu çerçeve içerisine sığmayacak kadar büyük olduğunu da belirterek, şunları söyledi: "Bari okula gidemedim, bilgisayar kursuna gideyim dedim, ancak yasak orada da karşıma
çıktı. Bizden niçin korkuyorlar. Okula gittiğimiz zaman 8 tane panzer ile karşılıyorlar. Yıllardır peşimizde polisle geziyoruz. Biz karanfil dağıtıyoruz gözaltına alınıyoruz. Yaptığımızın suç olmadığını söylediğimizde 'Suç değil ama yasak!' cevabını alıyoruz."
1998 yılından bu yana yasak yüzünden okuluna giremediğini de anlatan Kılıklı, "Evlatlıktan reddedilen arkadaşlarım var. Hocalarımız bile bize potansiyel suçlu gözüyle baktılar. Bir tanesi bana 'vatan haini' diyebildi. İddia ediyorum ki Selçuk Üniversitesi'nde hiç kimse benim kadar vatanına ve bayrağına düşkün değildir" dedi.
Ana Okulu Öğretmenliği'nde yasak nedeniyle 5. yılını doldurmak zorunda kalan Hilal Kılıklı, hak arama mücadelelerindeki kararlılıklarını ise şu sözlerle belirtiyor : "Kimse zannetmesin ki ben mücadeleden vazgeçeceğim. Ben aradan ne kadar süre geçerse geçsin başörtülü olarak bu okulu bitireceğim ve ardından ikinci bir fakülte daha okayacağım. İkinci okulum ise hukuk fakültesi olacak. Ben buna inandım."
Recep YETER
|
 |
|