YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Pencerelere tuğla örmek çare mi?

Çok sevdiğim bir eski arkadaşımla, önceki gece Londra'nın eski semtlerinden biri olan Hampstead'de buluştuk.

Karl Marx'ın da yaşadığı ve mezarının bulunduğu bu eski semtin yüzyıllar öncesinden kalma daracık sokaklarında gezinirken eski binalar dikkatimi çekti.

Evlerden bir kısmının bazı pencereleri tuğlayla örülmüştü.

Kendisi de yıllarca o mahallede oturmuş olan arkadaşım durumu açıkladı.

Birkaç yüzyıl önce, muhtemelen 18'inci yüzyılda, zamanın yöneticileri halktan nasıl, hangi esaslara göre vergi alacaklarını düşünürken devlet adamlarından biri parlak bir fikir ortaya atmış.

"Vergiyi, evlerin pencere sayısına göre alalım" demiş...

Tabii, bir süre sonra mahalle sakinleri, pencerelerinden bazılarını tuğlalarla örüp, pencereleri iptal ederek cevap vermişler bu karara.

Bu gerçek dışı karar yürümemiş.

Karar ortadan kalkmış ama, mahallede birçok evin pencereleri tuğlalarla örülü kalmış...

Binalar, sadece eski mimari örnekleri olarak değil, sanki devlet idaresindeki yanlış kararların halka rağmen yürütülemiyeceğini gösteren bir siyasal ve toplumsal tarih müzesi olarak dimdik ayakta duruyor.

Türkiye ile kıyaslarsak ve pencere kapatmak yoluyla hükümetlerin abuk sabuk kararlarına direnildiğini düşünsek, tümüyle ışıksız evlerde oturmamız gerekmez mi?

Kuşkusuz, pencere kapatmak yönteminin bir kaçış, 'bir kitabına uydurma! yolu mu,

yoksa bir çeşit direniş mi olduğu da tartışılabilir.

'Kitabına uydurmak'sa eğer, bunun bize daha yakın bir uslüp olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Yok, bir direniş, bir karşı çıkışsa amaç, o bizim için tartışmalı bir konu.

Biz, gerçeklere karşı sığındığımız duvar arkaları yetmediği gibi, pencerelere de duvar örme konusunda uzman sayılırız.

Kimseye karşı meydan okumak falan değildir bu.

Olsa olsa gün ışığını engellemeye çalışmaktır.

Günışığını görmezden gelme çabasıdır.

Hampstead'da örülerek kapatılmış pencerelere bakarken bunları da düşündüm.

İnsanın, bir şey uğruna kendini günışığından yoksun bırakması ile o günışığından özellikle kaçması arasındaki farkı...

Cezaevlerini çağrıştırdı o örülü pencereler ister istemez.

Arkadaşım da aynı şeyi düşünüyor olmalı ki, kendimizi cezaevlerini konuşurken bulduk.

" Ne oldu onca insan?" dedi. "Onca insanın ölmesi pahasına F tipi cezaevlerine taşınan ve düne kadar ölüm sınırında oldukları söylenen açlık grevcilerine ne oldu?"

"Herşey bıçak gibi kesildi. Sanki bir duvar örüldü, onlarla bizim aramıza."

Bu sözlere karşılık birşey söyleyemedim.

Gerçekten bütün iletişim kanalları kesilmişti. Sadece birkaç pencereye değil, sanki bütün pencerelere duvar çekilmiş gibiydi.

Ama bu kahrolası duvarlar, sadece gazetelerin sayfalarına, kameraların objektiflerine çekilmiş değildi.

Bu duvar, gözümüze, kulağımıza, kafamıza ve gönlümüze çekilmişti.

Oralarda nelerin olup bittiğini, görmeyince, duymayınca, işitmeyince, aklımıza ve gönlümüze getirmeyince yok sayabilirdik.

Ve kafamızda cezaevleriyle ilgili son bilgiler, ' devlete karşı direnen mahkum ve hükümlülerin cezalarını çektikleri ', şeklinde kalmaya devam ederdi.

Bunun dışında, cezaevlerinde başka şeylerin gerçekleşmiş ve gerçekleşmekte olduğu ihtimalini aklımıza bile getirmezdik.

Bu ihtimale karşı yeni duvarlar örerdik kafalarımızın pencerelerine...

Yeni ve sağlam duvarlar.

Tıpkı, Londra'nın Hampstead mahallesindeki yüzlerce yıllık evlerin, tuğlayla örülüp kapatılmış pencereleri gibi.

Medyakronik İnternet Sitesi'nde yayınlanmakta olan İnsan Hakları Vakfı'nın 'Hapishane Operasyonu ve Medya' başlıklı raporu, günışığının ve gerçeklerin tuğla duvarlara rağmen engellenemiyeceğini bize gösteriyor.

Ben buraya raporun sadece sonuç bölümünü almakla yetiniyorum.

Duvarlara karşı olanların mutlaka tamamına bakmalarında yarar var.

" Medya, yoğun insan hakları ihlallerini beraberinde getiren kritik konularda devletin güdümünde hareket etmenin ötesinde, zaman zaman devletin insan haklarını ve özgürlüklerini kısıtlamaya dönük girişimlerini daha ileri götüren bir saldırganlık sergilemektedir. Devletin ' devletliğini göstermesine' dönük, örneğin 'sosyal devlet' işlevleri sözkonusu olduğunda asla sergilenmeyen keskin, dramatik, zaman zaman tahrikçi çağrılarla, mevcut hukuksal ya da idari ölçüleri de aşan hak ve özgürlük kısıtlamaları talep edilebilmektedir.

Medyanın sunumu, hapishanelerin, hak öznesi olmayacak, bireylik/ergenlik vasfı taşımayan yaratıkların yaşadığı, hak-dışı bir topyekun tecrit ortamı olması gerektiği tasavvurunu yaygınlaştırmaya dönük olmuştur.

Bu olaydaki tutumu, Türkiye'de medyanın, insan hakları duyarlılığının yerleşmesinin yaygınlaşması önünde ciddi bir engel olarak durduğunu düşündürmektedir.


18 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...