![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Fırtınaya köklü ağaçlar dayanırZor zamanda en büyük veya en güçlüler değil, intibak (uyum) yeteneği en yüksek olanlar, hesabını kitabını iyi yapanlar ayakta kalır. Geçen hafta krizlerin doğallığına, krize alışarak yaşamamız gerektiğine dair yazıma ilginç tepkiler aldım. Yazılarımı sürekli okumayan bazı okurlar, sanki mevcut hükümeti makroekonomik krizin sorumlusu olmaktan kurtarmaya, krizi bu bakımdan normal durum gibi göstermeye çalıştığımı düşünmüşler. Oysa özellikle son iki Ecevit hükümetinin, kuruluşları itibariyle kriz üretmeye memur olduklarını birçok kereler yazdım. Mesela Refahyol döneminde, yaklaşık 25 milyar doları bulan iç borçların ortadan kaldırılması için bir yandan yüksek reel faiz politikasına son verilmesi, diğer yandan hızlı özelleştirme ile (o zamanlar 60 milyar dolar değer biçilen) KİTlerin üçte birinin satılması sayesinde borçların en kısa zamanda sıfırlanmasını önermiştim. Malum 28 Şubat müdahalesine sözümona 'liberal' iş çevrelerinin coşkuyla destek vermesini Refahyol hükümetinin önerdiğimiz muhtemel 'niyeti' karşısında duydukları öfke ve telaştan başka bir şeyle açıklayamayız. Bu gibi konuları çokça ele aldığım için, mevcut krizi normalleştirme arayışı içinde olmam düşünülemez. Yazımın ana fikri şuydu: Sebebi ne olursa olsun, krizler sık sık karşımıza çıkar. Krizle başetme yeteneğimiz, ömrümüzü uzatacak yegane silahımızdır. Şikayetsiz yerimizde duralım demiyorum; ama tek başına şikayetin hiçbir şeyi çözmeyeceğini, paçamızı kurtarabilmek için daha verimli, özenli ve hesaplı çalışmamız gerektiğinin altını çiziyorum. Zor zamanda en büyük veya en güçlüler değil, intibak (uyum) yeteneği en yüksek olanlar, hesabını kitabını iyi yapanlar ayakta kalır. Jet-Pa örneğini yaşadık... Benzer birşeyi kısa bir sure önce Jetpa ile yaşadık. Yimpaş, İttifak gibi çokortaklı şirketler her yıl mark bazında yüzde 10-15 arası kâr payı dağıtabiliyorken, rivayetlere göre yüzde 40-50 arası kâr payı vaad eden bir şirketin sonu belli değil miydi? Sel gider, kum kalır. Nasıl Jet-Pa ve benzeri bir takım 'süper' holdingler havada buharlaşırken Yimpaş ve benzerleri Anadolu'ya sığmayıp Rusya'dan Almanya'ya, Türkmenistan'dan Amerika'ya kadar birçok yerde faaliyet göstermeye başlamışlarsa; İhlas gibi 'kazanılmamış' yüksek kâr payları ödeyen finans kurumları piyasadan silinirken, hesabını kitabını bilen, verimli çalışan, yatırımcıya kazandığını dağıtan finans kurumları da ayakta kalacaktır.Fabrikatörken 18 yıl kirada oturdu Tabii, her küçük esnafın yazlık ev, tekne filan aldığını söylemedim. Fakat genelde sermayeyi servete dönüştürme alışkanlığımızın olduğu su götürmez. Bunun tersini yapmaya çalışmalıyız. Bir sohbetimizde Sabri Ülker 1962 yılında daire sahibi olduğunu söylemişti. Ülker'in kuruluşu 1944 olduğuna göre, demek 'fabrikatör' olduktan sonra bile tam 18 yıl kirada oturmuş. Büyük kuruluşlar toprağa böyle kök salıyor. Unutmayalım, ancak köklü ağaçlar fırtınaya dayanır!İhlas Finans neden battı? Özel finans kurumlarından örnek verelim. İhlas Finans sektörün en büyüğü idi. En yakın rakibinin fon miktarını ikiye katlamıştı. Son finans krizinde, niçin kendisinden daha küçük finans kurumları ayakta kalırken o hemen etkilendi ve binlerce yatırımcıyı zarara soktu? Bana göre en büyük sebep, ödediği yüksek kâr payları idi. Zaten bu yüzden o denli büyümüştü. Her zaman Al Baraka veya Kuveyt Türk'ten beş on puan daha fazla kâr payı dağıtıyordu. Yatırımcılar (tıpkı bankazedeler gibi), "niçin diğer finans kurumları bu kadar yüksek kâr payı dağıtmıyor da, bir tek İhlas Finans dağıtabiliyor?" diye sormadan, fazla kazanca tamah edip paralarını oraya yatırdılar. Bize ilkokul birinci sınıfta "Az tamah çok zarar verir!" diye öğretmişlerdi. İhlas yatırımcılarının bir kısmını masum saysak bile, acaba birçoğu sadece daha yüksek kazanç için paralarını oraya yatırmamışlar mıydı? Kendi düşen ağlamaz! Faiz ile enflasyon birbirlerini besler Bir okuyucum (Turgay Bozkurt) şunu soruyor: " Enflasyonun düşme eğiliminde olduğu bir dönemde paranın maliyetini arttıran şey nedir? Paranın maliyetini arttıran enflasyon değil mi zaten? Faiz diyecek olursanız, faiz ve enflayon eş zamanlı şeyler değil mi? Yani enflasyonun sebebi (parasalcı bir yaklaşımla) para basmaktır diyorsak, nominal faizler de yüksek olmayacak mı? Ayrıca, her küçük esnafın yazlık villa, tekne, vb. şeyler aldığı söylenebilir mi?" Faiz ile enflasyon karşılıklı olarak birbirlerini besler. Problem şu: Faiz ile güven arasında doğrudan bir ilişki var. Bir kuruma ne kadar fazla güvenirseniz, onun o kadar düşük bir faiz uygulaması mümkün olur. Devletler normalde en güvenilir kurumlar olduğundan, dünyanın her yerinde en düşük faizleri öderler. Oysa son 10 yılda Türkiye Cumhuriyeti devleti sistemdeki en yüksek faizleri ödeyen kurum oldu. Bankalar ve sanayi şirketleri işi gücü bırakıp devleti fonlamaya başladılar; tıpkı Galata bankerleri gibi. Bu durumda faizleri aşağı çekmek mümkün olamayacağına göre, enflasyonun düşmesi de beklenemezdi. 2000 yılından itibaren devlet geri adım attı, ancak faizleri kıskaca alacağına, döviz kurlarını kıskaca alma yolunu seçti. İhracat zorlaştı; memur ve işçi ücretlerine zam yapılmadığı için de iç talep geriledi. Böylece enflasyonda yaklaşık yüzde 15-20 dolayında bir gerileme oldu. Fakat finans krizinden dolayı paranın maliyeti hâlâ çok yüksek. Kredi faizleri, enflasyonun en az iki misli. Devlet hâlâ enflasyonun yüzde 30 üzerinde reel faizle borçlanıyor. Parasalcılar ne der bilmem ama, devlet aslında ölçülü miktarda para basıp memuruna dağıtsa belki daha verimli sonuçlar alır.
mozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|