![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
"Devlet krizi"Başbakan Ecevit, "5+5 gerçekleşmez, Demirel Cumhurbaşkanı seçilmezse devlet krizi çıkar" demişti. Demirel seçilmeyince devlet krizi çıkmadı. Üçü iktidar ortağı, ikisi muhalefetten 5 parti lideri Sezer'in Cumhurbaşkanlığı'nda anlaştı ve Meclis Sezer'i seçti. Balayı günleri oldu. Ve sonra gerilimler başladı. Hükümetle Cumhurbaşkanı arasında açı farkları ortaya çıktı ve Başbakan Ecevit, Sezer'e karşı tavrını her seferinde kamuoyu önünde ortaya koydu. Memur kararnamesi, Esad Coşan'ın defni ve son olarak "Denetimin denetimi" iğnelemesi... Bir noktadan sonra Sezer'i değiştirmek gündeme geldi, son Anayasa değişikliğine 5+5 konusu sokulurken projenin zımnında Sezer'in görev süresinin de sınırlandırılması vardı. Gerilimin doruk noktasına bir MGK toplantısında çıkması, Ecevit'in daha başlamadan toplantıyı terketmesi, ardından kamuoyunu şok eden açıklamalar yapması gerçekten şaşırtıcı oldu. Ecevit, Cumhurbaşkanı'nın kendisini "daha gündeme bile girmeden, kamu görevlilerinin önünde, son derece terbiye dışı, devlet geleneklerinde yer almayan" bir üslûpta itham ettiğini söylüyordu. Olaya tanık olan Bakanlar da, Cumhurbaşkanı'nın üslûbunu "bir babanın oğlunu azarlamasından daha ağır, iki kişi arasında bile söylenmeyecek" nitelikte buluyorlardı. Acaba nasıldı Cumhurbaşkanı'nın ifadeleri? Sonra hükümet cenahından alınan bilgiler, Cumhurbaşkanı'nın Ecevit'i "Yolsuzlukların üzerine gidilmesinden niye korkuyorsunuz?" "Savcılara müdahale ediyorsunuz, yasamaya müdahale ediyorsunuz, yolsuzlukların üzerine gidilmesine mani oluyorsunuz... Beni yıpratmak istiyorsunuz." gibi sözlerle itham ettiğini ortaya koyuyordu. Anlaşıldığına göre hükümet cenahından da cevaplar verilmişti Cumhurbaşkanı'na. Hüsamettin Özkan "Tribünlere oynuyorsunuz, demişti, sizi buraya bu üç lider getirdi" demişti. Bunlar da hafif suçlamalar değildi. Bu ifadeler hükümet kanadının MGK'yı terketmesini gerektirecek kadar ağır mıydı? Yoksa Ecevit, hem toplantıyı terketmek, hem de kamuoyu önünde Cumhurbaşkanı'nın tavrını "terbiye dışı itham" ifadeleriyle niteleyerek gerekenden daha ağır bir tepki mi ortaya koymuştu? Doğrusu Ecevit, böyle kritik durumlarda haddi aşan tepkiler veriyordu. Merve olayında, sonra Cottarelli'yi paylarken, jandarma ve beyaz enerji ilişkisinde ve DGM Savcısı Talat Şalk'a karşı sert tepkiler ortaya koymuştu. Kamuoyu "Sayın Başbakan bu tepkileri neden kamuoyu önünde yapar?" sorusunu sormuştu o zamanlar... Bir siyasî manevra mı söz konusu idi yoksa Ecevit'in yaş sorunu mu etkili olmaktaydı? Güncel krizde ise başka sorular sorulabilirdi. Hükümet yolsuzluk operasyonlarında ayak sürümekle itham ediliyordu. Operasyonun bir boyutunun hükümetin değil, jandarmanın kontrolünde gittiği, bazı jandarma komutanlarının "bakan üstü çizdiği" eleştirileri vardı. Yolsuzluğun siyasi ayağında hükümet ortaklarının payından söz ediliyor ve ortakların operasyonu sağlıklı yürütemeyeceği değerlendirmelerine yol açıyordu. Cumhurbaşkanı Sezer'in Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye sokması, bir yerde bu güvensizliğin uzantısı olarak görüldü ve bizzat Ecevit bunu "Denetimin denetimi mi yapılmak isteniyor?" diye yadırgadı. İşte Sezer'in MGK'daki suçlamaları, böyle bir zemin üzerine geldi. Anlaşılıyor ki Ecevit, savunma duygusu içine girdi. Belki burada MGK'nın son dört yıl içinde kazandığı özel konumun etkisinden de söz etmek gerekecektir. Türkiye bir 28 Şubat süreci yaşadı ve bu sürecin başlama vuruşu MGK'da yapıldı. MGK'da bir Başbakan, kurulun asker üyeleri tarafından ağır biçimde suçlandı, ardından da o hükümetin istifası geldi. MGK toplantısından sonra dönemin Başbakanı, karşı karşıya kaldığı "anti demokratik" baskıları diğer parti liderleriyle paylaşmayı ve ortak tepki koyma imkânlarını araştırdı, müsbet sonuç alamadı. Ecevit, MGK'nın yönlendirdiği sürecin içinde Başbakan oldu. Şimdi, trajik biçimde yine MGK'da, üstelik "kamu görevlilerinin önünde" ağır bir muahezeye muhatap oluyor. Acaba, 28 Şubat 1997'li günleri mi hatırlamıştır? MGK'nın "siyasî kadroların dövüldüğü bir ortam" haline dönüştüğünü mü düşünmüştür? MGK'da dayak yemiş bir Erbakan silüeti ile bütünleşme duygusu mu yaşamıştır? Doğrusu Türkiye'de en kolay işlerden birisi siyasetçiyi dövmektir. Medya siyasetçiyi döver, yargı siyasetçiyi döver ve nihayet askeri kadrolar siyasetçiyi döver. Bunun demokratik açıdan sağlıklı olmadığı açıktır. Çünkü sonuçta kim tarafından temsil edilirse edilsin, halk iradesi etkisiz kılınmaktadır. Acaba Cumhurbaşkanı'nın ithamlarında hangi niyet vardı? Cumhurbaşkanı'na MGK'da "daha gündeme geçilmeden" yapma gereği duyduğu konuşmada "siyasetçiyi dövme kolaylığı" yönündeki eğilimler mi yön vermişti? Cumhurbaşkanı böyle bir gerilim doğacağını hesap ederek mi yola çıkmıştı? Cumhurbaşkanı kimlerle istişare etmişti bu konuşma metnini hazırlarken? "Yolsuzluk operasyonları"nın sağladığı kamuoyu desteği içinde, yargı, jandarma ve DDK enstrümanını kullanan Cumhurbaşkanı'nın da katılımıyla siyasetin itibarını daha da azaltma sonucuna mı yönelinmişti? Cumhurbaşkanı'nın zaman zaman çelişki tarzında ortaya çıkan kararlarında hangi etkiler söz konusu olmaktadır? Bunları zaman içinde öğreneceğiz. Bundan sonra, Cumhurbaşkanı-hükümet ilişkilerinin, hele MGK ortamının çok da sağlıklı ilerlemesi zordur. Bu Türkiye için büyük zaaftır. "uyum"u sağlayacak olan Cumhurbaşkanı ile uyumsuzluk oluşmuştur. Olay, Türkiye siyasetinin ve devlet dengesinin ne kadar kırılgan bir zemin üzerinde yürüdüğünün tipik bir örneğidir.
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|