YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den

  Arşivden Arama

 

 

İnceden inceye hesaplı bir kriz

Dün, hemen herkes, "Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, kim, de dedi?" sorusunun cevabı peşinde koşarken, benim teyidine çalıştığım soru farklıydı: "MGK toplantısını her zamanki tarihinden yaklaşık on gün önceye alma fikri kime ait?" Bilinen, toplantının erkene alınmasını, Avrupa Birliği için hazırlıkları sürdürülen 'ulusal programa' yeterli vakit ayırabilme gerekçesini kullanan hükümetin Çankaya'dan talep ettiğidir. Sorunun kısa cevabı şu: MGK toplantısı için 19 Şubat tarihi hükümetin talebiyle tespit edildi.

Bu konu, birdenbire patlak veren MGK krizinin önceden planlanmış olabileceğini akla getirmesi bakımından önemli. MGK'daki tartışmayı ciddi bir kriz haline dönüştüren bu haftanın özelliği çünkü. Hazine'nin takviminde, bu ayın 21'inde, Türkiye'nin vâdesi gelmiş borçlarının ödemesi yazılı... Hazine, 'ödeme günü' öncesindeki takvim yaprağına da, yani ayın 20'sine, tahvil çıkararak piyasalardan kredi temin etme notunu düşer. Beklenen, tahvil ihalesinde düşük faizle borçlanabilmektir; bunun için de, krize sebep olmamak için her zaman dikkatli davranan hükümetler, itfa-tahvil ihalesi öncesinde çok daha titizlik gösterirler...

21 Şubattaki 3.9 katrilyon liralık borç ödemesi için 20 Şubatta 3 katrilyon kadar borçlanmaya hazırlanan hükümetin başı, Bülent Ecevit,19 Şubat günü yapılmasını kendisinin istediği MGK toplantısında siyasi kriz çıkmasına sebep olarak, Türkiye'nin olağanüstü yüksek faizle borçlanmasına yol açtı. Kendi çıkardığı krizi, herkesi güldürmeyi göze alarak, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e mal etmeye çalışmasının sebebi bu.

Bu noktada durup bir soru sormamız gerekiyor: Kronolojik olarak yaklaştığımızda, MGK krizi, önceden planlanmaya müsait görünüyor; acaba gerçekten önceden planlanmış, hesap edilmiş bir krizle mi karşı karşıyayız?

Bu sorunun ilk elde tuhaf göründüğünün ben de farkındayım elbette; ancak böylesine kritik bir dönemde toplanan MGK'da gürültü çıkarmanın itfa günü öncesinde neye yol açacağını hükümetin hesap etmesi gerekirdi. Hükümetin aylar öncesinden uykularını kaçırması gereken 20 ve 21 Şubat günlerinin özellik ve önemini, konumu gereği, cumhurbaşkanının bilmesi gerekmez. MGK toplantısına on beş dakika geç gelen, Sezer'in konuşmasına ancak on dakika tahammül eden Ecevit, daha önce de birkaç kez yaşandığı gibi, bu krizi de bilerek çıkarmışa benziyor.

Olayların akışına bakarak, bir yandan, "Bu kriz, muhtemelen Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan'la anlaşmalı olarak Ecevit tarafından, önceden planlanarak çıkartıldı" kanaatine varıyoruz; öte yandan, bu krizle Türkiye'ye ödettirilecek olan faturanın ağırlığına bakarak, "Nasıl olur?" sorusunu kendi kendimize sormaktan da geri duramıyoruz. Yüksek faizle borçlanma bir tarafa, sonuçlarına bütün kesimlerin katlanmak zorunda olduğu ekonomik programın gerektirdiği 'güvenilirlik' unsurunu yerle bir edeceği için, yüreğinde zerre miktarı vatan sevgisi bulunan, akıl sağlığı yerinde hiç kimse planlanmış bir kriz çıkartmaz.

Ama çıkartıldığı anlaşılıyor.

Son soru şu: Sebep ne? Akıl, '5+5' inadı, vatan sevgisi ve yüksek faizli tahvillerle yandaşlara kaynak aktarma gibi ihtimalleri bir tarafa bırakırsak, iktidarın MGK'da kavga çıkartmasının siyasi sebepleri olması gerekiyor. Bir sebep, Cumhurbaşkanı Sezer'in varlığından rahatsızlık duyulmasıdır; Başbakan Ecevit'in krize dair sözleri bu ihtimali akla getiriyor. Gözetimi altında tuttuğu medya organlarına yansıttığı Sezer-karşıtı haberleri, MGK'da cumhurbaşkanının yüzüne tekrarlayan Hüsamettin Özkan, biraz bastırsaydı, Çankaya'ya kendisinin çıkacağını düşünmüş olabilir... İstenen, bir ihtimal, bu kriz sonrası, Sezer'in, "Ne haliniz varsa görün" deyip makamını terk etmesidir.

Bir başka ihtimal, Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) nefesini enselerinde hisseden politikacıların, krizle kendilerine manevra alanı açma umutları olabilir. İstedikleri kişi ve şirketleri cezaevlerine gönderen, istemediklerini -ötekilerden farklı bir durumları olmadığı halde- kayıran bir 'yolsuzlukla mücadele' anlayışını sürdürüyor hükümet; krizi, bu yolu devam ettirme gayreti olarak yorumlamak mümkün. Sezer'in 'terbiye dışı' olduğu Ecevit tarafından iddia edilen sözlerine verilen tepki bu ihtimale ağırlık kazandırıyor.

Bu kriz, MGK'nın olan biteni sessizce izledikleri anlaşılan öteki üyelerine, siyasete müdahalelerin sürekli krizlere yol açtığını hatırlatmış mıdır acaba? Yoksa, onlar da, sonuca bakıp o sonuca kimin yol açtığı üzerinde hiç durmadan, başka yanlış yöntemleri mi akıllarından geçirmişlerdir?

Bu kriz ekonomiye büyük darbe vurdu, buna kuşku yok; ancak, galiba, krizin siyasi faturası daha da ağır olacak.


20 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Fehmi Koru

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...