![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Kol kırılırken işitilen çıt sesiAnkara'nın iki semti Çankaya ve Bakanlıklar arasında hasıl olan siyasi rahatsızlık ne güncel önemi haiz kişilere ve ne de günübirlik olgulara ilişkindir. Türkiye'nin merkezî meselesinin bu rahatsızlığı her dönemeçte üretmesi kaçınılmazdır. Türkiye'nin merkezî meselesi nedir diye sorarsanız size bunun dünyadaki diğer ülkelerin merkezî meselesiyle farklı olmadığı cevabını vereceklerdir. Yani her toplumdaki merkezî mesele birlik teşkil etmeye yönelen bir insan kalabalığının kendi beklenen gelişmesine öncülük edecek bir zümre yetiştirip yetiştirmediği meselesidir. Fransa, Benelux ülkeleri ve Britanya modern çağın kapitalist şartlarını önlerinde bir model yokken oluşturdular. Kurulu düzene intibak edebilmek ve yek vücut olabilmek için Almanya "Adel" zümresini harekete geçirdi. Çarlık Rusya'sı bir "intelligentsia" üretmek zorunda kaldı. Modern çağa adım atabilmek için Türklerin gücü ancak "devlet memuru" kullanmaya yetebildi. Osmanlı dönemi Türkiye'sinde atılımcı devlet memuru zümresiyle modern şartlara asıl uyumu sağlaması beklenen sermaye öbekleri arasında "din" farkı vardı. Müslim ve gayri Müslim iki unsur arasındaki paslaşma Türkiye'nin merkezî meselesini daha sade hale getirmiyor, daha karmaşık bir durum doğuruyordu. Cumhuriyet rejimi, daha doğrusu cumhuriyete can veren, kan tedarik eden devlet memuru zümresi "imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz" şiarıyla bir yandan hem tasfiyeci, hem tesviyeci bir kültürel uygulama peşinde koşarken diğer yandan da "gayri Müslim" olmayan (deyim uygun düşerse gayri gayri Müslim) sermaye unsurları peydahlamaya çabaladılar. Türkiye'de devletin uyguladığı kapitalist işletmecilik kendini beynelmilel rekabet şartlarına hazırlamadığı, yapısını bunu mümkün kılacak biçimde ayarlamadığı için devletin iktisadi faaliyeti 1930'lardan günümüze kadar bazı toplum kesimlerinin bu etkinliği fesat vesilesiyle kazanç kaynağı haline getirmelerinden başka işe yaramadı. Adına "özel teşebbüs" denilen ve gerçek şahısların elinde biriken sermaye her aşamada kendine beynelmilel metbûlar bulma fırsatı elde etti, fırsatı kaçırmadı. Modern çağa yön vermek iddiasından fersahlarca uzakta duran, ne kadar uzak durursa o kadar uzun ömürlü olacağına inanan Türkiye Cumhuriyeti ikbal yolunu gösterici bir zümre sahibi olmaktan her zaman çekindi. Şimdiye kadar devlet memuru ile yerli ve yabancı sermaye sahipleri arasındaki ilişkiler hep "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışı dahilinde yürütüldü. Hepimiz biliyoruz ki Türkiye'nin dünya milletleri arasında iş görmeye müsait kolu her sert müdahale sırasında kırılıyor. Kırılan millet olarak kendi kolumuz. Olay Çankaya ve Bakanlıklar arasında bir yerde vuku buluyor; ama nerede? Bunu bilmiyoruz. Kol neresinden ve kaçıncı defa kırılıyor? Bunu da bilmiyoruz. Bizler, Türkiye'de yaşamanın ceremesini çekenler sadece bir "çıt" sesi işitiyoruz, o kadar. Bizim kan tükürdüğümüzün görüldüğü günlerde olayın şahitlerine "kızılcık şurubu içtim" demekten başka bir seçeneğimiz yok.
iozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|