![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Diyet borcuİnanılacak gibi değil ama, yolsuzluklar konusunda Devlet Denetleme Kurulu'nu harekete geçiren Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer diyet borcunu ödemeye davet ediliyor. Her halde Türk siyaset tarihinde bir Başbakan'ın basının önüne çıkıp Cumhurbaşkanı'nı "son derece de terbiye dışı bir üslupla" konuşmakla suçlamasının bir başka örneği yok. Pekala Sayın Başbakan'ı bu derece sinirlendiren Cumhurbaşkanı'nın hangi tavrı? Medyaya yansıdığı kadarıyla bu tavra Sayın Cumhurbaşkanı'nın Başbakan'a MGK toplantısında "yolsuzlukların üzerine gidilmesinden neden rahatsız oluyorsunuz, neden savcılara müdahale ediyorsunuz?" demesi sebep olmuş. Bunun üzerine Başbakan Yardımcısı Özkan; "Sizi orada oturtan iradenin biraz önce suçladığınız irade olduğunu unutmayın" diyor. Ve devamında Cumhurbaşkanı'nı evini kanuni limitlerin dışına çıkarak kiraya vermekle ve tribüne oynamakla suçluyor. İnanılacak gibi değil. Şimdi terbiye dışı ifade hangisi oluyor, Cumhurbaşkanı'nı diyet borcu ödemeye davet etmenin siyasi etik içinde yeri neresidir onu sizin takdirinize bırakıyorum. Aslında Ecevit'in bu tavrı şaşırtıcı değil. Ecevit siyaset hayatında lehine sonuç vereceğini düşündüğü her zaman hırçınlığı siyasi bir silah olarak kullanmıştır. FP Milletvekili Merve Kavakçı'nın yemin töreninde sergilediği hırçın tavrı hatırlayınız. Kavakçı'nın başörtülü olarak salona girmesi üzerine tasarladığı oyunu sahneye koymuş, önceden hazırladığı konuşma metnini hırçın bir üslûpla okumuştu. Şimdi yolsuzluklara karşı kullanacağı başka bir silahı kalmadığı için yine hırçınlık silahını kullanmaktadır. Ancak bu defa şartların hiç de müsait olmadığı açıkca belli. Türk kamuoyu nice zamandır ortaya çıkarılan yolsuzlukları, devletin milyonlarca, milyarlarca dolar zarara uğratılmasını ibretle izliyor. Burada siyasi iradeye düşen yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gitmekti. Ortaya çıkarılmayan başka yolsuzluklar varsa, kirliliğin sadece siyasi ayağı ortaya çıkarılmış diğerleri gizlenmişse bunu ortaya çıkarmaktı. Ne var ki Ecevit bunu yapmamış, muhtemelen yolsuzlukların siyasi faturasının kendisine de çıkarılacağı endişesiyle korumacı bir tavır izlemiş, Devlet Denetleme Kurulu'nun faaliyetine karşı çıkmıştır. Halbuki Anayasa'nın adı geçen kurulun faaliyet alanını düzenleyen 108. maddesi DDK'nın görev ve yetki alanı dışında bırakılan sadece iki kurum saymıştır: Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı organları. Dolayısıyla kurulun bunun dışındaki kurumları, kamu bankalarını denetleyememesi gibi bir durum söz konusu değil. Üstelik bu yapılırken haberler doğruysa Sayın Cumhurbaşkanı'na diyet faturası çıkarılmıştır ki bu çok çirkindir. Demek ki Cumhurbaşkanı'ndan şükran borcunu ödemesi ve yolsuzluklara seyirci kalması isteniyordu. Sayın Ecevit 5+5 formülünde ısrar ederken belki de bugünleri görmüştü. Burada üzücü olan nokta sivil siyasi iradenin yolsuzlukların üzerine kararlı bir tavırla giden değil, tam tersine yolsuzlukları gizleyen bir profil ortaya koyması, en azından böyle bir intiba vermesidir. Yazık ki kararlılık iradesi başka odaklardan gelmiştir. Türkiye'de demokrasinin yerleşmesi açısından bu fevkalade talihsiz bir gelişmedir. Şurası açıkça görülmüştür ki Türkiye bu hukümetle daha fazla gidemez. Ülke bir an evvel Türkiye'yi hergün biraz daha kötü yöneten, biraz daha fakirleştiren bu hükumetten kurtulmalıdır. İrtica paranoyasına bir ülke feda edilemez.
makifaydin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|