![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ben Başbakan'ı haklı buluyorumYolsuzlukla mücadele, son aylarda, parlamentoya ve siyaset kurumuna karşı, entelektüel düzeyde de kabul gören bir "çürütme kampanyası"na dönüştü. Her yaştan, her düzeyden, her anlayıştan insan, bu sonu belirsiz macerayı ve parlamenter sisteme yönelik "temiz toplum kalkışması"nı alkışlıyor. Oysa, arızî değil, yapısal bir sorundur bu. Bu "araz" ancak yapısal bir dönüşümle, yani "açık toplum-şeffaf devlet" ilkesiyle aşılabilir. Ankara kendi içine kapandığı ve "kapalılığı" küçük memur namusuyla tevil ettiği sürece, Türkiye yolsuzluklardan kurtulamayacaktır. Yukarıdaki satırlar, fazla uzak değil, 25 Ocak 2001 tarihinde, yine bu köşede yayımlandı. Yolsuzlukla mücadeleye evet... Ama bunu (yolsuzlukları) siyaset kurumunun bir "arazı" gibi gösteren "görünür görünmez mahfillerin karıştırıcılığına" hayır... Dün, devletin zirvesinde meydana gelen kavga, yolsuzluğu siyaset kurumunun günahı sayanların "eseri"ydi ve "kesinlikle" yeni bir kavga değildi. İpler "Beyaz Enerji Operasyonu"yla zaten kopmuştu ve hükümet yolsuzlukların üzerine "kararlılıkla" gitmemekle suçlanıyordu. Bunda doğruluk payı yok değil. Yolsuzlukla mücadeleyi "öncelikli hedef" olarak programına almış hükümet, bankalarla ilgili murakıp raporlarını hasıraltı eden siyasetçileri ve bazı kamu görevlilerini ısrarla korumaya devam ediyordu. Bu da karıştırıcı mahfillerin siyasete (ve parlamentoya, parlamentonun denetleme yetkisine) müdahalesini meşrulaştırıyordu doğal olarak. Ankara'da "devletlu"nun güçlü bir icra arayışı içinde olduğu vakıa... Hem yolsuzlukla mücadele edecek, hem ekonomiyi derleyip toparlayacak, hem de son yıllarda belirgin ölçüde azalan dış itibarımızı yükseltecek güçlü bir hükümet... Mevcut parlamento dengesi içinde yeni bir hükümet çıkmayacağına göre, aranan kuvvetle muhtemel sorun çözücü bir "teknokratlar hükümeti" olacak. Bunun için de öncelikle parlamentonun devreden çıkarılması, daha doğrusu parlamentoya ait yasama ve denetleme yetkilerinin kısıtlanması gerekiyor. Dünkü kavgayı sadece Ecevit'in "aculluğu"yla, sorumsuzluğuyla açıklamak doğru değil. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye sokarak, bir anlamda icraya güvenmediğini ortaya koymuştu. Cumhurbaşkanı'nın tavrı, parlamentoyu devreden çıkaracak bir hazırlığın, bir "oldu bitti"nin habercisi olabilir mi? Anayasa'ya sadakatinden kuşku duymadığımız Ahmet Necdet Sezer'in böyle bir teşebbüs içinde olabileceğini düşünmek dahi istemiyoruz. Çünkü bu, Türkiye'nin felaketi olur. Herşeye karşın sivil hükümet. Herşeye karşın parlamento. Herşeye karşı siyaset kurumu. Türkiye'yi yolsuzluk belasından kurtaracak, ekonomiyi rayına oturtacak, yine ve her zaman siyaset kurumu ve parlamentodur.
meyavuz@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|