|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bülent Ecevit hükümetinin ipi çekiliyor. Bunu bir yandan iç ve dış piyasalar çekiyor; diğer yandan da başta Ecevit ve Devlet Bahçeli, ayrı ayrı gerekçelerle de olsa, müştereken çekiyorlar. Ecevit'in kendi ipini çekmesi, tümüyle 'ekonomik cehaleti', 'dirayetsizliği' ve sağlık sorunlarıyla katmerleşen hareketsizliği ile ülkeyi yönetmekten aciz olmasından ötürü. Devlet Bahçeli ve MHP ise, IMF'ye direnir gibi yaparak ekonominin daha batmasına yol açarak, hükümetin çöküşüne katkıda bulunuyor. Türk Telekom Yönetim Kurulu atamalarında kendini gösteren 'kriz'i çözmekte Kemal Derviş'in Washington ziyaretinin yetmeyeceği ortaya çıkınca, piyasalar düne hayli 'asabi' başladı. Ama, Devlet Bahçeli ağzını açıp, IMF'ye posta koyunca dolar 1.310.000'e fırladı, İMKB bir önceki güne oranla 500 puan geriledi. Faizler yüzde 92'ye çıktı. Bülent Ecevit'in basına yaptığı ve "Türkiye'nin haksızlığa uğradığını" ileri sürerek, IMF'ye tarizde bulunup çözüm umutlarını Kemal Derviş'e ihale ettiği açıklamadan sonra ise, dolar, 1.330.000'de dolaşmaya başladı. Faizler yüzde 96'ya tırmandı, borsa yüzde 8 değer kaybetti. Kemal Derviş'in bir 'süpermen' olmadığı kanıtlandı. Hükümetin de Kemal Derviş'in Washington'da çaldığı 'alarm zilleri'ne kulaklarını tıkadığı... Ancak, Ecevit'in üçlü koalisyon hükümetinin suyunun ısındığının en çarpıcı işareti, uluslararası finans piyasalarını yansıtan ve aynı zamanda etkileyen Financial Times'a sızdırılan bir 'IMF Memorandumu' ile ortaya çıktı. Gazetenin Financial Times Deutschland adlı Almanca baskısında, IMF ile Dünya Bankası'nın Türkiye'ye bu hafta verilmesi gereken 3,3 milyar dolar tutarındaki ek kredi dilimini 'beklenmedik' biçimde askıya almalarının Türk Telekom'la ilgili gelişmelere bağlı gösterilmesine rağmen, IMF'nin asıl Türkiye'deki yüksek faiz oranlarından ve Ecevit hükümetinin programı uygulayabileceğinden kaygı duyduğu belirtildi. Dahası, bu nedenle, IMF'nin vaadettiği 17 milyar dolar tutarındaki tüm 'kurtarma paketi'nden vazgeçilmesinin düşünüldüğü kaydedildi. Ankara'nın üzerine düşen asıl 'bomba' bu. Claus Hulverscheidt imzasıyla yayınlanan haber-yorumda, Ecevit'in üçlü koalisyon hükümetinin 'suyunun ısındığı' şu satırlarda açıkça ortaya koyuluyor: ".. Memo'da görüldüğü üzre IMF'nin asıl kaygısı, faiz oranları ve Başbakan Bülent Ecevit'in yönetimindeki koalisyon hükümetinin Türkiye'nin yüzyüze bulunduğu mali sorunlar yumağı ve yolsuzlukların üstesinden gelemeyeceğine dair yatırımcılarda uyanan şüphe." Bunun anlamı, Ecevit'in ülkenin karşı karşıya bulunduğu ekonomik sorunlardan anlamadığı, artık anlayamayacağı ve ülkeyi yönetemediği... Türkiye'deki 'yönetimsizlik'in yol açacağı dramatik sonuçlara ise Financial Times'da yer alan yazının hemen girişinde yer verilmiş. Aynen şöyle: "Uluslararası Para Fonu (IMF)'nun Türkiye için 16 milyar dolarlık yardım paketi, Ankara'daki hükümet ülkedeki bono piyasasındaki yüksek faiz oranlarından ötürü borçlarını ödemekte giderek zorlanırken, sallantıya girdi. Şu andaki oranlar yüzde 89. Bu rakam, plan hazırlanırken tasarlanandan üçte bir oranında daha yüksek. Konuyla yakından ilgili olanların belirttiğine göre, bu oranlar yakında aşağı çekilmezse, IMF ve Dünya Bankası yardım paketini ya yeniden düzenlemek ya da toptan iptal etmek zorunda kalacaklar." Söz konusu faiz oranları, yukarıdaki yazı yazıldığı sırada yüzde 89 iken, yayınlandığı sırada yüzde 92'ye tırmanmışlardı. Bahçeli ve ardından Ecevit ağzını açınca, yüzde 96'ya yükseldiler. Öte yandan, yine FT'ye sızdırılan bir 'İngiliz Memorandumu'na göre, İngiltere, 'yardım paketi'ne "gerçekçi olmayan büyüme ve faiz oranları tahminlerine dayandırıldığı" için, başından beri karşıymış. Böylece, İngiliz itirazı, doğrulanmış oluyor ve 'dış destek' iyiden iyi zayıflıyor. İçerde, Devlet Bahçeli ve MHP'si görünürde IMF'ye karşı direniyorlar. Geri adım atmamaya kararlı bir hava veriyorlar. Ancak, bunu yaparken Türkiye'yi biraz daha batırıyorlar. Aslında, 'dünya gerçekleri' ile didişiyorlar. Kazanmaları imkansız. Bununla birlikte, bize el altından "hükümetten çekilmeyeceklerini, Ecevit isterse gitsin Çankaya'ya istifasını sunsun" mesajını ilettiler. Bunun anlamı ise, her geçen gün MHP için daha kötü olacağına göre, seçime doğru yönelmek MHP açısından daha karlı olacak. MHP, nasıl olsa, 'barajı aşacağı' kanısında. Ecevit ise, 'yönetemiyor' damgasını zaten IMF ve Dünya Bankası merkezinden (bunu Amerika diye de tercüme edebilirsiniz) yemiş vaziyette. Olaylara müdahale edemiyor. Seyrediyor. Uzatmaları oynuyor. Koalisyonun 'üçüncü ortağı' yani Mesut Yılmaz şu anda devre dışı. Hükümetin ömrünü uzatmak en çok onun için gerekli. Yaklaşan ve pek rahat nefes alamayacağı hissedilen bir ANAP kongresi, hükümetten düşmüş bir Mesut Yılmaz için 'ölümcül' olabilir. Hükümetten düşmüş bir Mesut Yılmaz'ın 'siyasi geleceği' olamayacağını bilmek için 'kahin' olmak gerekmiyor. Esasen, Ecevit hükümetinin 'yolsuzlukların üstesinden gelemeyeceği'ne ilişkin kuşku, diğer iki koalisyon ortağından ziyade hükümetin ANAP ayağını ve doğrudan doğruya Mesut Yılmaz'ı 'ilzam eden' bir 'uluslararası gözlem'... Bu hükümet, ya Kemal Derviş'in istifasıyla -çünkü o en başından beri altını çizdiğimiz gibi 'dördüncü ortak'- veya IMF'nin yardım paketini askıya alması sonucunda zaten krizdeki ekonominin biraz daha çatırdaması sonucu çöker. Üç ortak gider. 'Dördüncü'ye 'şimdilik' bir şey olmaz... Türkiye, bu hükümete yapılan 'suni teneffüs'le helak edildi. Hiçbirşey, çökmesinden daha kötü olmaz. 'Kaçınılmaz sona' hazır olun. Kaynayan suyun fokurdadığını işitmiyor musunuz?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |