|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugün için niyetim son olarak MHP'li Sadık Yakut'un da saflarına katılmasıyla "Yeni Oluşum"un giderek nasıl yenileşmekte olduğunu gözden geçirmekti. Tabii ki Meral Akşener'in oluşuma kazandırdığı büyük yeniliği de unutmadan... Ancak araya Mehmet Ertuğrul Yavuz'un "Madımak terörü ne zaman bitecek?" başlıklı yazısı girdi. Yavuz, 2 Temmuz'da Medyakronik'te yayımlanan "Ne zaman ki..." başlıklı yazıyı gözden geçiriyor ve artık "şahsen", her yıl 2 Temmuz'da önüne getirilen "Madımak terörü"nden "rahatsız" olduğunu söylüyordu. Doğrusunu isterseniz, bugüne kadar "insanlık durumu"nu gözardı etmemiş bir yazar olarak bildiğimiz Yavuz'un köşesinde bu "rahatsızlık" ile karşılaşmak beni şaşırttı. Medyakronik'te imzasız olarak yayımlanan yazı bana aitti. "Sivas"tan dört yıldır yazdığım Yeni Şafak'ta da birkaç kere söz etmiştim; hem de bir "Sivaslı" olarak... (Hatta, "Vakıf Başkanı" arkadaşımız şahit, "Sivaslılar Toplantısı"nda da!) Bu Yıl Medyakronik'e kısmetmiş! Bugün Yavuz'un eleştirisine konu olan yazıyı olduğu gibi yayımlıyorum. Önümüzdeki yazıda da niçin "rahatsız" olduğumu açıklamaya çalışacağım. Ne zaman ki...
Türkiye'de işlerin yoluna girdiğine ne zaman, nelerle karşılaştıktan sonra hükmedebiliriz? Ülkede demokrasinin nihayet yerleştiğine, demokrasinin her türden ayrımcılığa karşı insanları gönülden terbiye ettiğine ne zaman, nelerle karşılaştıktan sonra hükmedebiliriz? Cevap olarak muhakkak ki birçok şart ya da ölçüt sıralanabilir... Üç kuvvetin teker teker ve birlikte nasıl bir olgunluğa erişmesi gerektiği; özgürlük ve eşitlik ilkelerinin "kardeşlik"i de unutmadan damgasını rejime nasıl vurması gerektiği; bilim, felsefe ve sanatta nasıl atılımlar yapmamız gerektiği... çok şey sıralabilir... Biz işi bu kadar uzatmadan biraz kestirmeden gidelim ve 2 Temmuz'u da (hiç) unutmadan basit bir ölçütten söz edelim: Bu ülkede kendilerinden haksız bir biçimde "İslamcı basın" olarak söz edilen gazete ve TV'ler ne zaman ki 2 Temmuz'u anlamak için özel bir gayret sarfetmeye başlayacaktır, bize göre işte o zaman işlerin iyiye doğru gittiğine hükmedebiliriz... Yüzlerce kişi tarafından kuşatılan bir otelde 37 insanın havasızlıktan ölmesini sloganlar atarak seyretmenin nasıl bir şey olduğunu anlamaya ve anlatmaya çalışmak muhakkak ki yapılacak ilk iştir. Bu konuda Akit'in bugün (2 Haziran) sayfalarına koyduğu "Sivas'ta Tezgâh / Başbağlar'da Katliâm" türünde hepten insafsız diziler yayımlamaktan uzak durmak da meseleyi çözmez. Yani bu konuda "susmak" da tek başına neredeyse bir "suç ortaklığı". Milli Gazete ve Zaman'ın 2 Temmuz'u ağızlarına almaması ya da Yeni Şafak'ın günü sadece Sivas Emniyet Müdürlüğü'nün yıldönümü münasebetiyle aldığı güvenlik önlemlerinden söz ederek geçiştirmesi kayıtsız kalınabilecek bir yayın politikası mıdır? Bitmedi... "Ya öteki basın! Ya ötekilerin işlerine gelmeyen konulardaki suskunluğu?" diye düşünenler tabiî ki haksız değil. Ama biz burada belirleyici olanın yine de "İslamcı basın"ın (Akit'in arsızlığı hariç) "2 Temmuz suskunluğu" olduğunu sanıyoruz. Hem merak etmeyin; "Madımak olayı"nı bugün Hürriyet de unutmuş... Ülkenin "Parlayan istikbal"e hızla ilerlediği bir günde bu tür kara sayfaların hatırlatılmasını o da uygun görmemiş. Ama bu neyi değiştirir? Biz yine tezimizde ısrarlıyız: Onun adı "Hürriyet"tir, hatırlamayabilir. Önemli olan, kolektif bilincin kendisini arındırmasına yardımcı olmak açısından 2 Temmuz'u "İslamcı basın"ın hatırlaması, anlaması ve okurlarına anlatmasıdır. Önemli olan ve asıl değişmesi gereken onun "suskunluğu"dur... İşte o zaman ülkenin iyi yolda olduğuna hükmedebiliriz...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |