T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kod adı "Telekom"

Başbakan Ecevit, IMF'in "Telekom" konusundaki tavrı karşısında önce bunu tahmin ettiğini söyledi, ardından kaygılarının doruğa çıktığını ifade etmek için IMF'in neredeyse diplomatik taleplere yöneleceğini ifade etti.

Enis Öksüz'le başlayıp Başbakan Ecevit'le "düğümlenen" tavır, devleti yönetenlerin Türkiye'yi haklı iken haksız duruma düşürme konusunda fevkalede "yetenekli" olduklarını gösteriyor bir kere daha.

Kaldı ki IMF ile bu noktaya gelinmesinde Türkiye'nin ne kadar haklı olduğunu da özellikle bu sefer titizlikle belirlemek gerekmektedir.

Bunun için öncelikle, istikrar adına siyaseti felç eden statükonun bekçisi olmaktan öte ne fonksiyonu oldu diye sormak gerekir mevcut Hükümetin.

Bu Hükümetin faaliyetleri neticesinde Kemal Derviş'in gelmesine yol açan kriz çıktı Türkiye'de. Ardından Hükümetin Derviş'in önünü kesmeye çalışan ataklarını gördük.

Şu aşamada da yine Hükümetin "iç hareketliliklerinin" yarattığı gerçekten olumsuz tablo yüzünden Telekom yönetim kurulunun atanmasında "feodal siyaset"in tüm ağırlığını hissettirdiği izlenimi verildi. Böylece IMF, bu Hükümeti incitebilecek ve görevden ayrılmasını gerektirecek herşeyi yaptı. Hükümetin atadığı yönetim kurulunu beğenmeyerek parayı geri çekti ve daha da önemlisi böyle bir Hükümetin yönetimindeki bir Türkiye'nin bırakın içişlerine karışmayı, kurumlarının yönetim yapısına müdahale etmeyi bile kendi sahası içinde gördüğünü açıkça "ilan etti."

Böyle bir durumda bir hükümete düşen tek şey görevden çekilmek ve derhal seçime gitmektir...

Fakat bu Hükümet her zaman olduğu gibi tek refleksle hareket ediyor ve olan biteni üzerine alınmıyor. Enis Öksüz'ün IMF'in kararı karşısında "bize ne?" tepkisi vermesi, aslında bu Hükümetin olduğu kadar Türk milliyetçiliğinin de bugündeki kodu durumundadır. Her konuda kendini yetkili gören Hükümet, devletin yürütme işleri konusunda kendisini sorumlu görmemektedir. Kendi sorumluluk alanında meydana gelen işleri üzerine almak bir yana, algılamakta bile zorluk çekmektedir. Böylece Hükümet, ülke yönetiminin mülkiyetini Başbakan'ın deyişiyle "alternatifsiz" olarak kendisinde görürken, yürütme erkinin "kullanım hakkı" konusunda ilgisiz ve kaygısız olduğunu her fırsatta ilan etmektedir.

Türkiye'nin bu son durumunu resmeden gelişmelerin kod adı "Telekom"dur. Aylardan beri özelleştirilmesi konusunda tartışmalar süren, bu konuda en duygusal yaklaşımlar sergilenen bir konu böylesine bir "karambol" içinde gerçek hattından çıkarılarak değerlendirilecektir yine.

Derviş'in Washington'dan ilettiği mesajın içeriğindeki "şekilsizlik" bunu açıkça gösteriyor zaten.

Bu yazının yazıldığı anda IMF'in parayı çekmesinden sonra görüşmeler yapmak üzere Washington'da bulunuyor Derviş. Açıklamasında Telekom yönetim kurulunun arkasında olduğunu söylüyor. Bu durumda IMF'in bu gürültüyü niye çıkardığını ve bu gürültüyü dindirmek üzere temaslarda bulunan Derviş'in IMF'in tersine kürek çekmeye neden yöneldiğini görmek gerekmiyor mu?

Türkiye'nin önündeki tablo çok açık. Ne içeriğinin ne olduğunu anlamadan "küreselleşme" yönünde hareket etmeye çalışması, ne de buna karşı yine siyasal ve diplomatik açıdan "içeriklendirmeden" adına "tam bağımsızlık" dediği bir "milliyetçilik" yönünde kürek çekmeye çalışması, "Türkiye'yi Türkiye yapan dinamikler"in özgünlüğünü ve bunların "dünyaya açılan bir siyasallaşma" üretmesini sağlamıyor.

Bu dilemma içinde hareket etmekle sınırlanmak, Avrupa Birliği sürecinde içine düştüğü "kimlik" ve "mensubiyet" krizinin sonucudur Türkiye'nin.

Siyaseti kilitlemesinin sonucunda, dünya sisteminin "siyasal nazım"lığının ekonomik enstrümanları ile çıplak olarak karşılaşmaktadır Türkiye.

Bu enstrümanların arkasındaki siyasal pozisyonları sorgulayan bir tutum geliştirdiği anda ise yeni bir ekonomik krizle karşı karşıya kalmaktadır. IMF'in dünyanın hiçbir yerinde yapmadığı bir biçimde bir kurumun yönetim kurulunu bahane ederek para göndermeyi dondurması Türkiye için yeni ama "flu" bir sayfanın açıldığını göstermektedir.

Eğer Türkiye'yi yönetenler, siyasetin önünü açmazlarsa ve siyasetin sahasının yapısal olarak daraltılmış olmasına son vermezlerse, yeni sayfa son derece "cüretkar" dayatmalar koyacaktır Türkiye'nin önüne.

Türkiye tüm bu gelişmeleri göğüsleyebilmek üzere, "uluslararası dinamikleri yerli siyasal değere dönüştüren" süreci dengeleyecek/göğüsleyecek tarzda "yerli değerleri uluslararası dinamiklerle buluşturacak" bir siyasallaşma ile tanışmak zorundadır.

Yoksa kod adı "Telekom" olan süreç, yeni kıskaçların kapımızı çalmak üzere olduğunu gösteriyor.


7 Temmuz 2001
Cumartesi
 
ÖMER ÇELİK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED