Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Gerçekten neler oluyor?

"Gerçekten neler oluyor?" sorusunu sormakta haksız sayılmayız. Çünkü olan biteni doğru ve sağlıklı yorumlayabilen yok. Yaşananların ekonomik mantığı olmadığını bilenler de durumu izah için "siyasî ve psikolojik" sebeplere ve tanımı son derece zor "güven" kelimesine sığınıyorlar.

Şu sorular üzerinde düşünelim:

-Yüksel Yalova "Tütün Yasası"na itirazı sebebiyle istifa ettirildi ama sorun çözülmedi. Peki aynı yasa Cumhurbaşkanı tarafından veto edildiğine göre IMF'nin tatmini için Sezer'in de istifası mı gerekiyordu? Şu anda Sezer de kriz sebepleri arasında mı sayılmaktadır?

-Enis Öksüz'ün medya önünde çok konuştuğu doğru. Üstelik medya ile de değil, muhabirlerle senli-benli polemiğe girmesi de güzel değildi. Ama bunca ekonomik krizden Öksüz mü sorumluydu ve o istifa edince kriz çözülecek mi?

-Bahçeli'nin Öksüz'ün istifası ile ilgili değerlendirmesi ilginç. "Bakan yanlış yaptı ve istifa ettirdik" demiyor. Bir belirsizliği vurguluyor: "Türkiye'de yaşanmakta olan kriz gittikçe derinleşiyor. Bu kriz sürecinde siyasetçi ve Türkiye üzerinde büyük oyunlar oynanıyor. Bunların kaynağını milletçe görebilmek için MHP böyle bir adım atmıştır." Sorunun gerçekten nereden kaynaklandığına dair kuşku besleyen sözler bunlar. Krizin manipüle edildiği yolunda kaygının işareti... Ama Başbakan Yardımcısı olarak ne olup bittiğini okuyamadığını da anlatmış oluyor bu sözlerle Bahçeli.

-Aynı belirsizlik duygusu Başbakan Ecevit için de söz konusu. Ecevit de birtakım güçlerden söz ediyor? "Karamsarlık ortamı yaratarak krizden çıkar uman çevreler" bunlar Başbakan'a göre.. "Bazı çevreler ekonomik programı etkisiz kılmak, yapısal reformları engellemek, hatta demokrasiyi aksatmak için uğraşıyorlar" diyor. "Kim bunlar" diye sorulunca da "Siz daha iyi bilirsiniz" diye cevaplıyor.

-Bu arada "Peki Ecevit neden sorun değil?" diye sormak gerekmez mi?

-Peki Derviş'in rahat tavrını "teknokratlığı"na ve "siyasal sorumsuzluğu"na bağlayan Mesut Yılmaz neden sorun değil?

Yoksa, en kolay "günah keçisi" olabilme açısından MHP'li bakanlar mı tercih edilmiştir yürütülen operasyonda?

"Yürütülen operasyon" diyoruz. Var mı böyle bir operasyon?

Gerçekte hükümet bünyesinde "kelle verme"lerin altında, bu çerçevede "teknokratlar hükümeti"nin bile konuşulur hale gelmesinde "IMF-Derviş kalisyonu" ile oluşturulan ve hükümeti konu mankeni olarak kullanan programın "tartışmasız doğru" olduğu yargısı yatıyor. "Program mutlak doğru, IMF program olmadan para vermeyecek ve IMF para vermeyince biz batacağız..." Bu kanaatten yola çıkınca, program uğruna her türlü kellenin verilmesi zaruri hale geliyor.

Bu yargının "Acaba program gerçekten alternatifsiz midir?" sorusu ile sorgulanması zamanı gelmiştir bize göre...

Programın bizzat kendisine yöneltilen çok ciddi eleştiriler var çünkü. Gerek bilim adamlarından gerek reel ekonomi aktörlerinden çok ciddi eleştiriler var.

"Programın üretim ve reel ekonomi boyutunun yokluğu... Reel ekonomideki boğulmanın had safhaya ulaştığı... Programın sadece borç ödeme mantığına göre kurgulandığı... IMF'nin gerçekte uluslararası finans kurumlarının kefalet müessesesi hüviyetinde olduğu... Derviş'in borç tahsildarı gibi davrandığı... Piyasaların spekülatif oyunların (özellikle yabancı bankalar tarafından yönlendirilen) oyuncağı haline geldiği... "

Şu ana kadarki görüntü ne yazık ki bu yargıları yalanlamıyor. Derviş geldiğinden bu yana hiçbir şey iyiye gitmiş değil. Bütün bunları Ecevit-Sezer gerilimine ya da Yalova ile Öksüz'ün Tütün-Telekom direnişine bağlamak izah edici olmuyor.

Şu satırlar ATO Başkanı Sinan Aygün'e ait:

"Bugün IMF'nin talimatlarıyla hazırlanmış Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı aslında 15 milyar dolar olarak alınacak borcun beş yıl sonra 30 milyar dolar olarak tahsilatını sağlama programıdır." Böyle tanımlanan bir programa güven duyar mı reel ekonomi?

Şu anda "ekonominin patronu" olan Derviş'in ardarda gelen krizi nasıl yorumladığını bile bilmiyor kamuoyu. Bahçeli "Türkiye bir komplo ile karşı karşıya. Krizlerin sorumluluğunu MHP'nin üstüne yıkmaya çalışıyorlar. İşte bakanımız istifa etti. Haydin bitirin bakalım krizi" demeye getiriyor. Haksız sayılamaz.

Aslında Türkiye'nin Derviş'in varlığına endekslenmesi de tabiî bir durum değil.

Aslında Türkiye'nin krizden çıkışı gerçekten sadece IMF'den gelecek krediye bağlı halde gösterilmesi de sağlıklı değil.

Değil, değil ama, Türkiye'nin bunları ifade edecek bir hükümeti yok. Şamar oğlanına dönüşmüş, IMF ile ilişkilerden bu yana millet iradesi ile ilgisi kopmuş bir hükümet var ortada... Bakanların IMF'nin (ve Derviş'in) hışmına uğrama noktasında ödü kopuyor. Gerçekte Türkiye yönetilmiyor, güdümleniyor. Siyaset felsefesi "IMF'ye sadakat şerefimizdir" haline gelen bir ortamdayız. Ülke olarak burnumuz sürtülüyor. Gerisi boş.


20 Temmuz 2001
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED