Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Lider'in genel başkanlık yolu açıldı

Anayasa Mahkemesi'nin dünkü kararı ile Tayyip Erdoğan'ın önü açıldı. Tayyip Erdoğan'ın önünün açılması demek, 'Yenilikçi Hareket'in önünün açılması demek. 'Yenilikçi Hareket'in önünün açılması demek, Türkiye'de kilitlenen ve tıkanan siyasetin kilidini açacak ve önündeki tıkaçı kaldıracak gelişmelerin başlaması demek.

'Yenilikçiler', böylece bir 'genel başkan' sorunundan kurtulmuş oluyorlar. Bu hareketin 'lider'i belliydi. Lider, Tayyip Erdoğan idi.

Geçen hafta sonunda, Abant Platformu'nda bir ara yanıma yaklaşan bir grup, 'Siz' dediler, 'Bir süre önce Yeni Şafak'taki bir yazınızda yeni kurulacak partinin liderinin Fazilet ya da Refah kökenli olmaması gerektiğini yazmıştınız..' Sözlerini kestim. 'Liderinin diye yazmadım' dedim, 'Genel başkanının… Çünkü, bu hareketin lider sıkıntısı yok. Lideri, Tayyip Erdoğan. Belli…'

Sorun, Tayyip Erdoğan'ın 'hukuki konumu'nun belirsizliği yüzünden, ciddi bir 'genel başkanlık' ve dolayısıyla örgütlenme sorunu olarak kendisini gösteriyordu. Anayasa Mahkemesi kararıyla birlikte, 'Yenilikçi Hareket'in 'geometrik anlamda' büyümesi mümkün olacak. 'Yenilikçi Hareket' saflarına katılmakta, söz konusu 'hukuki belirsizlik' nedeniyle uzak ve mesafeli duran nice insan, şimdi rotalarını çok daha kolay ve kararlı olarak belirleyebilecekler. Daha önce yazdığımı belirli bir rötuş ile tekrarlayabilirim: 'Tayyip Erdoğan'ın genel başkanı olacağı yeni partinin yönetici kadrolarında aritmetik dengede, çoğunluk Fazilet ve Refah kökenli olmamalıdır. Yenilikçilik ve çok geniş bir çevreyi kucaklayacak olmanın somut göstergesi bu olacaktır.'

Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla, bu, artık mümkündür. Gerçekleşmesi muhtemel bir gelişmedir. Yeter ki, 'Yenilikçiler' de bu konuda özen gösterebilsinler…

Anayasa Mahkemesi'nin 'pür hukuki kararlar' verdiğini söylemek mümkün değil. Gerek Fazilet Partisi'nin kapatılması ve kapatılma tarzına ilişkin karar, gerekse önceki gün 'Af Yasası'nın kapsamının genişletilmesi'ne ilişkin kararı, bu 'değerlendirme'yi besliyor. Esasen, çeşitli basın organları önceki günkü kararı, 'Anayasa Mahkemesi vicdanı seçti' diye yorumladı. Bu dahi, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarında 'pür hukuk nosyonu' ile hareket etmediğine ilişkin kamusal bir algılama olarak addedilebilir. Ancak, bu olgu, Anayasa Mahkemesi kararlarının 'içtihat koyucu' nitelikte olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi 'içtihat' koyarken, neyi esas almaktadır ve nereden etkilenmektedir diye sorulmalıdır. Bu soruların cevabı ise pek 'müphem' sayılamaz. Anayasa Mahkemesi, genellikle, genel 'siyasi iklim'i gözönünde tutarak ve Türkiye'deki en etkili 'güç merkezi'nin eğilimlerini hesaba katarak, kararlarına ulaşmaktadır.

Türkiye'nin en etkili 'güç merkezi'nin kim ve neresi olduğuna ilişkin, pek az kimsede pek az tereddüt vardır. Anayasa Mahkemesi kararı, bu 'gerçek'in ışığında değerlendirilmelidir. Yani, bundan böyle, 'irtica öcüsü'nün ardına saklanarak, 'siyaset sahnesi'ni bulandırmak, bundan önceki dönem kadar kolay olmayacaktır. Çünkü, Türkiye'nin baş sorunu, 'ekonominin siyaset eliyle soygunu'dur. Çünkü, bugünün Türkiye'sinde 'ekonomik kriz'den çıkış ve bu amaçla ve buna bağlı olarak 'siyasetin yeniden düzenlenmesi' ihtiyacı herşeyin üzerine çıkmıştır.

Bunu anlamayan, Türkiye'ye ilişkin hiçbir şeyi anlamamış demektir. Başta Amerika ve Avrupa Birliği, kendi üslûplarınca uzun süredir Türkiye'ye bu 'mesajı' iletiyorlar. Türkiye'nin üzerinden epey bir zamandır kendisini 'Demokles'in kılıcı' gibi eksik etmeyen 'IMF sopası' adım adım Türkiye'yi bu yöne sevkediyor. Bunun araçlarından biri, son günlerin moda deyimiyle 'piyasalar'… Adeta 'nush ile uslanmayanın hakkı kötektir' misali, 'ekonominin rasyonelleşmesi'ne ve giderek 'siyasetin yenilenmesi'ne direnenler, 'piyasalar'ın 'köteğini' yiyerek ya tasfiye oluyorlar (Enis Öksüz örneğinde olduğu) gibi veya hizaya getiriliyorlar (Devlet Bahçeli ve koalisyon ortakları örneğinde olduğu gibi)…

'Ekonomik kriz'in nihai çözümünün, bu hükümetin ve temsil ettiği yapının 'siyaset sahnesi'ni terketmesinden geçtiğini görmeyen de pek az kişi bulunuyor. Her türlü 'temsil kabiliyeti'ni ve hem içte, hem dışta istikrarlı bir yönetim ve en önemlisi 'ekonomik kriz'den çıkış için elzem olan 'güven'i toptan yitirmiş bir 'yapı'nın değişmesi gerekiyor. Bunun yollarından biri seçim…

Anayasa Mahkemesi kararına ışık tutması gereken, bu idrakin, sözünü ettiğimiz 'güç merkezi'ne ve dolayısıyla Anayasa Mahkemesi'ne de yerleşmiş olduğudur. Tayyip Erdoğan'ın önü boşuna açılmadı…

İşte tam bu noktada, hafta başından beri 'Mesut Yılmaz-Aydın Doğan ittifakı'nın 'ağır silahları'ndan birinden Tayyip Erdoğan'a niçin 'nokta ateşi' yapıldığını anlayabiliriz. Buna 'diğeri'ndeki kalem soytarıları da katıldı. Aynı şekilde, Doğan Holding'i dün açıklama yapmaya sevkeden, piyasalarda Doğan Holding hisselerinin inanılmaz düşüş göstermesini ve herkesin elini Doğan Holding'le irtibatlı herhangi bir şeyden çekmesini anlamak mümkün oluyor.…

Türkiye'de büyük değişim ve dönüşüm mevsimlerindeyiz… Birşeyler çıkarken birşeylerin çökmesi gerek. Yolsuzluklarla inşa edilen siyasetin ve ekonominin 'heykelleri' alaşağı edilirken, 'dürüst siyaset adamları' ve 'yolsuzluklara hayır' diyecek bir siyasetin halktan güç alacak aktörlerine yollar açılıyor…


20 Temmuz 2001
Cuma
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED