Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Önemli değil"

Minnettarlığınızı ifade eden, kırıldı kırılacak cümleler eşliğinde, muhatabınıza teşekkür etmeye kalkarken; o birden her şeyi tarumar eden, hiçlikten kaleler kuran bir cümle ile mukabele eder. Gençten birisidir. Her türlü teşekküre "önemli değil" diye cevap verişini, aranızdaki başka dünyalara ait renkler korunsun diye zihninizdeki bir sürü mukabele ile yer değiştire değiştire kabul edersiniz. "Önemli değil: Aman sözü mü olur. Siz daha iyilerine layıksınız."

Karşınızdaki gencin jest mimikleri, zihninizdeki bu değiş tokuşa izin vermeyecek kadar vurdum duymaz bir haldedir. "Önemli değil" derken kendinden başka bütün alemi değersizleştirdiğini fark edersiniz. Ama yine de denersiniz. Çünkü siz her şeyin önemli, herkesin birbirinden mesul ve her türlü emeğin görülmesi gerektiği bir kültürün belki de son temsilcilerini görmüş, dizinin dibinde oturmuş, nasihatin biçtiği urbaları giymişsinizdir.

Olumsuz her şeyin söz vücut bulur diye dilinizden silindiği bir Türkçe vardır ağzınızda ananızın ak sütü gibi helal. Gün battı demişsinizdir bir akşam alacası, okuduğunuz romanların zihninizde bıraktığı iz ile. Ak sakallı dedenizin azarlayıcı sesi ikaz etmiştir derhal: "Gün batmaz. Batan bir şey yeniden doğmaz. Yarın gün yine yükselecek. Gün indi de. Her akşam inen gün her sabah yeniden yükselir." 14 yaşındaki çocuğun dildeki her kelimenin ayrı bir dünya kurmakta olduğundan elbet haberi yoktur. İkazın şiddetinden korkup zihnindeki bütün gün batımlarını inen günler ile değiş tokuş eder.

Köye henüz elektrik gelmemiştir. Gaz lambasının karanlık köşelerde imaj toplayan hülyalı ışıltısı, dindi dinecek cansızlıktadır. Uzun yaşanacak bir yaz tatilidir. Her kelimenin bir dünya kurduğunu bilen dedenin sesi işitilir: "Lambayı uyarın çocuklar." Sönmek ve yanmak kelimelerinin olmadığını dedenin kulaklarında kalan sesiyle öğrenir 14 yaşındaki çocuk. "Yakmak Allah'a mahsus. Kulun yakma hakkı yok."

Kainattaki her şey yavaşça uyur dedenin dilinde ve yavaşça uyanır. Lambadaki ışık uyur, çeşmedeki su uyur, börtü böcek uyur. Uyur ve uyanır, kainatın sahibi Kadri mutlak efendilerinin kendilerini batıracağı, yakacağı, sileceği güne kadar.

Her kelimenin ayrı bir dünya kurduğunu bilen dede dünyanın güzel olması için varlığın dildeki evinin güzel olmasına çalışır. Söz vücut bulursa eğer vücut bulacak bütün sözler için hüsnü zandan bir yol inşa edilmelidir evvela. Her şey önemlidir ve herkes. Modern fiziğin gelip dayandığı yer tasavvuf bahislerinden bir bahistir artık. Denmektedir ki, "Bizim bir kahve fincanını tutuş biçimimiz bile başka gezegenleri etkileyen bir yapı gösterir."

Günlük dilde olumlu kelimelerin yerini olumsuzlar aldıkça hayatın kendisi de negatif enerji merkezine dönüşüyor. Yapılan her teşekküre, dile getirilen her özre "önemli değil" diyerek mukabele ettikçe önemli olanlar önce dildeki sonra hayattaki yerini kaybediyor. Daha düne kadar her teşekkür "Estağfirullah" diyerek karşılanırdı.


20 Temmuz 2001
Cuma
 
FATMA K. BARBAROSOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED