|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Anayasa Mahkemesi toplumun kendisinden ne beklediğini doğru anladı ve Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağını kaldırmakta tereddüt etmedi. Mahkemenin 'siyasi yasaklar' ile ilgili kararını 7-4 oy çokluğuyla almasının başka bir anlamı yok. Yüce Mahkeme, sadece parti kapatan ve istediği kişileri 'siyaseten yasaklı' hale getiren değil, ülke siyasetini rahatlatacak, gerektiğinde demokrasinin tıkanmış kanallarını açabilecek bir devlet kurumu olduğunu da, böylece, göstermiş oldu. Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağının sona ermesi, sonuçları önümüzdeki günlerde daha iyi anlaşılacak önemde bir olay çünkü... Şu günlerde, Max Weber'in 'otorite' tasnifinde (geleneksel, ussal-yasal ve karizmatik) üçüncü sıraya oturttuğu tarzın, Tayyip Erdoğan'ın şahsında, ülkemize yansıması yaşanıyor. Eski Yunanca'da "Allah vergisi" anlamına gelen 'karizma' sözcüğü, günümüzde, halkın kendisine 'umut bağladığı' lider tipini tanımlamak için kullanılıyor. AnaBritannica'nın "Önemli olan, liderin, başkalarından farklı niteliklere sahip olması değil, halkın onda bunları bulmasıdır" biçiminde özetlediği 'karizma', o kişiyi, özellikle 'bunalım' dönemlerinde iktidara taşıyabiliyor. Tayyip Erdoğan, kim ne derse desin, 'karizmatik' bir kişilik. Kamuoyu yoklamaları halkın ona müthiş güvendiğini gösteriyor. "Parti kurarsa oy verir misiniz?" sorusuna muhatap olanların çok önemli bir bölümü, siyasi eğilimi ne olursa olsun, "Evet" cevabını vermekte tereddüt etmiyor. Tayyip Erdoğan'ın, içinden geldiği RP/FP geleneğini çok aşan, hatta partileşme çabasındaki 'yenilikçilerin' varabileceği kuşkulu, 'kapsayıcı' bir konumu var. İstanbul belediye başkanlığı dönemindeki başarılarıyla kazandığı popülerlik, 28 Şubat mağduru olmasıyla daha da pekişti. Bir toplum mühendisliği projesi olan 28 Şubat, demokrasinin kanallarını tıkayarak emre âmâde bir hükümet çıkarmayı hedefliyordu. O projenin ürünü olan hükümetin ülkenin başına açtığı dertlerle boğuşuyoruz bugün. İstediği sonucu almak için, 'yakın tehlike' olarak gördüğü partileri kapatıp 'parya' ilân etmekle, belli görüşlerin ifadesini kısıtlamakla yetinmedi 28 Şubat; 'potansiyel tehdit' kabul ettiği kişilerin siyasi haklarını da ellerinden aldı. Ziya Gökalp'in olduğu bilinen bir şiiri okuduğu için ceza verilen Tayyip Erdoğan'ın durumu bu: Savcının beraatını istediği dâvâda, henüz AB standartlarına uyum için askeri üyeden arındırılmamış olan DGM tarafından mahkum edildi. Hükümete güvenin kalmadığı bir ülkede, geniş kitlelerin geleceğe dönük tek siyasi umudu Tayyip Erdoğan'ın başını çekeceği hareket. O hareketin, dürüst, çalışkan, verdiği sözde durur, yolsuzluklara bulaşmaz, insanlar arasında ayrımcılık yapmaz, toplumsal barış için çaba gösterir bir hareket olacağına güvenden kaynaklanan bu umut, Anayasa Mahkemesi'nin konuyu görüştüğü sırada ekonomik krizin en sert dalgasıyla sarsılan ortamı yatıştıran bir etkiye dönüştü. Yüce Mahkeme'nin, geçmişi değil geleceği düşünerek ve hukukilikten şaşmayarak karar vereceği inancı, şu son iki gün, ekonominin daha da bozulmasını frenledi. Anayasa Mahkemesi, her bakımdan 'siyasi' bir konuda, 'siyasi sonuçlar' doğuracak ve ülke siyasetini doğrudan etkileyecek bir karar vermiş oldu. Muteber hukukçular, başka hiçbir anlama çekilemeyecek bir açıklıkla, Tayyip Erdoğan'ın 'siyasi yasaklılık' durumunun Meclis tarafından çıkartılmış 'şartlı tahliye yasası' ile ortadan kalktığı görüşündeydiler. Anayasa Mahkemesi'nin böyle durumlarda sağduyuyla hareket etmesini sağlayacak bir üye yelpazesi bulunuyor. Tümüyle hukukçulardan oluşmuyor mahkeme; Sayıştay ile YÖK'ten hukukçu olması gerekmeyen üyeleri de var ve bir üye de bürokrasiden geliyor, iki üyesi de asker kökenli hukukçu... Anayasa yazılırken, belli ki, bugünküne benzer ortamlarda, siyasi sonuçlar doğurabilecek kararlar söz konusu olduğunda, geniş yelpazeli üye yapısının daha sağlıklı kararlar almada yararı olacağı düşünülmüş... Asker kökenli üyelerin de siyasi yasağın kaldırılması yönünde oy kullanmış olmaları kayda değer. Bugünkü bunalımlı ortamı doğuran 28 Şubat'ı, bütün kabulleri ve toplum mühendisliği uygulamalarıyla birlikte geride bırakamazsak ülkeyi sâhil-i selâmete çıkarmamız mümkün değildir. Mahkeme heyeti, kararıyla, işte bu gerçeği anladığını belli etti. Aksi düşünülemezdi zaten: Başka her şey bir tarafa, Anayasa Mahkemesi üyeleri, maaşların her gün biraz daha eridiği, ülkenin gencecik evlâtlarına iş bulunamadığı gerçeğini kendi özel hayatlarında da müşahede etmiyorlar mı? Öyleyse, sadece Türkiye'yi bir ayıptan kurtarmak için değil, ekonomik bozukluklara nokta koyabilmek için de, 'halkın umudu' haline dönüşmüş 'karizmatik' bir liderin siyasette önünü açmak gerekiyordu... Yüce Mahkeme'nin yaptığı budur. Kitleleri yaşatan umuttur; Anayasa Mahkemesi o 'umut' istikametinde tavır aldı işte....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |