|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Abant Toplantıları'na katılan araştırmacı-yazar Nazife Şişman, 80'li yıllardan bu yana başörtülü kadınları kategorilere ayırmaya çalışan mantığı eleştirerek cinsiyet temelli kimlikleri reddediyor.
Bu sene Abant toplantısına ilk defa katıldınız. Kendi görüşlerinizi ifade etme imkanı bulabildiniz mi platformda? Komisyon çalışmaları esnasında, çoğulculuk ve kamusal alanda kimliklerin temsili ile ilgili bugün Batı'da varolan tartışma mevzularını aktardım. Ve gerek bu sorunların, gerekse çözüm önerilerinin, doğrudan kendi toplumumuza aktarılmasının isabetsizliğine vurgu yaptım. Aynı zamanda Cumhuriyetin kamusal alanının, aynen liberal burjuva konusundaki gibi 'kültürden arındırılmış vatandaş-birey' nosyonu üzerine inşa edildiği tespitimi aktardım. Türkiye'de kamusal alan modernitenin tecelli ettiği alan olarak kabul edildiği için, başörtüsü kamusal alanda bulunmaması gereken bir kültürel-dini-sembolik unsur olarak telakki edilmişti. Tartışılması gereken husus, kamusal alanın bu laik kimliği hiyerarşik olarak yukarda kabul eden hegemonik yapısıydı ve bu da siyasal bir sorundu. Kadınların katılması nasıl karşılandı? Önceki toplantılar kadın katılımcı olmadığı için çok eleştiri almış. Bu nedenle organizasyon özel bir çaba göstermiş kadın davetli konusunda, ama kadınların katılımı yine çok düşüktü. İlla bir toplantıda kadın bulunsun diye kadın davet edilmesini onur kırıcı buluyorum. Bu nedenle ben o toplantıya kadın olmam hasebiyle değil, çoğulculuk ile ilgili söyleyecek sözüm olduğu için çağırılmış olduğumu kabul ediyorum. Siz 'kadın kimliği'ni temsilen orada bulunmadığınızı mı söylüyorsunuz? Evet. Temsil meselesi çoğulculukla ilgili yapılan tartışmalarda temel sorunlardan biri. Bir grubun herhangi bir bireyi, o grubun tümünü temsil eder mi? Kadınlar bir bütün olarak kimlik oluştururlar mı? Kadın cinsi çerçevesinde bir kimlik tanımını kabul etmiyorum. Bu manada yalnız kadınların kadınları temsil edebileceği şeklindeki görüşü sorunlu buluyorum. Bu parçalayıcı ve kutuplaştırıcı bir yaklaşım. Ben, insanlar hakka ve hukuka riayet ediyorlarsa ve adaleti tesis ve temin için çalışıyorlarsa, cinsiyetlerinin, verdikleri kararlarda etkili olmayacağını düşünüyorum. Cinsiyet temelli bir kimlik siyasetini, bir cinsellik siyaseti olarak feminist yaklaşımı doğru bulmuyorum. Bu çerçevede ben Abant'ta kadınların temsilcisi, 'kadın kimliği'nin sözcüsü olarak bulunmadım. Belli bir inanca, belli bir düşünce tarzına sahip, belli siyasal tercihleri, belli bir kültürel ve entelektüel arka planı olan bir insan olarak oradaydım. Kadın kimliğinin temsilcisi olarak değil. Toplantı medyaya nasıl yansıdı? Bir gazetede 'İslamcı feminist' olarak nitelendim. Oturumu izleyen bir muhabir, temel felsefi farklılığı kavrayamasa bile, en azından kadın hakları savunuculuğu yapan ve sonuç bildirgesine 'toplumsal cinsiyet perspektifi'ni dahil etmek isteyen Hidayet Tuksal'a muhalif bir şeyler söylemiş olduğumu anlayabilirdi. Oysa son dönemlerde yaygın olan bir tavrı benimsemeyi tercih etti. Başörtülü bir kadın yazıyorsa veya kamusal alanda kendini ifade ediyorsa, mutlaka 'İslamcı feminist'tir. Bu kategorleştirme neden yapılıyor? Başörtüsü, kategorileştirmek için çok işlevsel bir araç. Bir zamanlar 'cahil köylü' alt statüsünde eşitlenen başörtülü kadınlar, 80'lerden sonra 'fanatik, siyasal İslamcı'ya dönüşmüş, 90'lı yıllarda ise bütün başörtülü kadınlar 'Refahlı' olarak görülmeye başlanmıştı. Şimdi ise toplum içinde fikrini ortaya koyan ve kendini ifade eden bütün başörtülü kadınlar 'İslamı feminist' kategorisine dahil ediliyorlar. Bu tarz tanım-lamada, genel geçer sterotipleştirmenin sağladığı kolaycılığın önemli rolü var. Fakat bunun da ötesinde kadınların, İslamcılar'ın dönüştürül-mesi, modernleştirilmesi, liberalleştiril-mesi ya da 'modernleştiril-mesi' için önemli bir araç olduğu yolundaki siyasi görüş de etkili bu tavırda. Böylelikle çift taraflı bir rol verme ve 'olumlayarak' dönüştürme' süreci işlemiş oluyor.
|
|
|
|
|
|
|