Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hoş geldin Güzel, hoş geldin Erdoğan

Anayasa Mahkemesi, Türkiye'nin siyasi kaderine hâkim bir organ haline geldi. 1961 Anayasası ile birlikte, millet iradesine ortak olan organlardan biri; en önemlisi. Üstelik Yasama Organı'nın çıkardığı kanunlara müdahale ettiği için, bir anlamda teşri görev gördüğü de söylenebilir.

Öyleyse, işe Yüksek Mahkeme'nin seçim tarzıyla başlamalı; millet ile göbek bağı yeniden tesis edilmeli. En azından, Anayasa Mahkemesi'nin üyelerinin yarısı, TBMM tarafından seçilmeli.

Bu husus, Yasama Organı'na müdahale açısından dünyada da tartışılıyor. Yüksek Mahkeme üyelerinin, gene seçimle gelen bir organ tarafından belirlenmesi istikametinde ciddi eğilimler mevcut.

Fazilet Partisi'nin kapatılmasıyla ciddi bir itibar kaybına uğrayan mahkeme, Yeniden Doğuş Partisi'ne ihtar vermeye gerek olmadığını açıklayarak, zedelenen prestijini bir miktar tamir etti.

Artık Tayyip Erdoğan açısından zor günler son buluyor. Hasan Celâl Güzel'e uygulanan karar, Erdoğan'a da teşmil edilecek. Erdoğan, "Yeni Oluşumun" başına geçiyor. Millet, kendisini gerçekten temsil edenlere, tek başına iktidarı teslim etmeye hazırlanıyor.

Siyasi alan daralıyor

Anayasa Mahkemesi'nin siyasi alanı daralttığına dair çok sayıda eleştiri yapılıyordu Türkiye'de. Bunlardan birine Liberal Düşünce dergisinde rastladık.

"Kuruluşundan bu yana, bir çok parti kapatma kararı veren mahkeme, Anayasa'nın başlangıç bölümünde yer alan ilkelere dayanarak, siyasal alanın sınırlarını çizmiş, özellikle şu değerlere önem vermiştir: a) Türk milliyetçiliği ve Atatürk milliyetçiliği, b) Laiklik, c) Türklüğün milli ve manevi değerleri, d) Atatürk devrimleri, e) Azınlık yaratma yasağı.

Mahkeme, dibacede bulunan bu ilkeleri, siyasal alanın sınırlanmasında sıkça kullanırken, 'anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ile bunun icabı olan hukuk düzenini' dar kalıplar içinde değerlendirmiştir. Sayıları az olan bazı kararlarında ise, 'çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azminin' ağır bastığı ve evrensel ilkeler doğrultusunda hürriyetçi demokrasiyi hâkim kılmak için karar verdiği de görülmüştür." (Mehmet Tevfik Gülsoy - Liberal Düşünce dergisi - sayı: 22)

Bu defa, Erdoğan'ın yasağının kalkmasına vesile olan kararla siyaset alanı genişletilmiştir. Milletin vicdanı, militan demokrasiyi yenmiştir.

Laik cumhuriyet

Liberal Düşünce dergisinde, Anayasa profesörü Mustafa Erdoğan da, laiklik ilkesinin nasıl anlaşılması gerektiğini anlatıyordu:

"...Son yıllarda, çok sözü edilen 'laik cumhuriyetin korunmasına' gelince, burada meselenin özünü hatırlatmakla yetineceğim: Laiklik, topluma her gün buyruklar yağdırarak ve yurttaşlar için öngörülmüş olan yasaklar cenderesini sıkıştırarak değil, devletin herhangi bir din veya mezhebi resmi doktirin olarak benimsememesi, kayırmaması ve yurttaşlar arasında dinî inançlarına dayalı ayırım yapmamasıyla korunur. Ayrıca, devletin, din anlayışına ve/veya din-devlet ilişkileri konusundaki düşüncelerine bakarak, yurttaşları, 'dost-düşman' şeklinde kategorize etmemesi de laiklik ilkesinin korunmasına katkıda bulunur. Laik cumhuriyetin korunmasında ikinci ayak olan 'cumhuriyeti korumak' ise, çok daha kolaydır. Bunun için millete emirler yağdırmaya, haki renkli kaş çatmalara, azarlamalara gerek yoktur. Mesele basittir: Bir meczup veya meczuplar grubu, zor kullanarak devletin başına, herhangi bir hanedana mensup kişiyi geçirmeye kalkışmadıkları sürece, cumhuriyet dimdik ayaktadır. Kısacası, demokrasilerde 'Laik cumhuriyetin korunması' hususunu ileri sürerek, makûl olan ölçüden daha fazla özgürlük kısıtlaması getirilemez."

Anayasa profesörü Mustafa Erdoğan, işte bu sözlerle militan demokrasi anlayışına karşı çıkıyordu.

Keşke...

Keşke Anayasa Mahkemesi, Mustafa Erdoğan gibi sahasında otorite, hukukun üstünlüğüne inanan ve bu inançlarından taviz vermeyen kişilerden oluşsaydı. Veyahut Tülây Tuğcular yerine, Sami Selçuklar'ın sayısı fazla olsaydı.

O takdirde, kanunlar değişmese bile, yorumlar ve uygulamalar çok daha özgürlükçü olacaktı.

Fazilet Partisi laiklik karşıtı bir odak haline geldiği gerekçesiyle kapatılmayacaktı. Hasan Celâl Güzel veyahut Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağı çoktan kalkacaktı.

Türkiye, basiretsizlere, beceriksizlere mahkûm olmayacaktı. Böylesine alternatifsiz kalmayacaktı. Gerçi zarardan dönüldü ama, bakın Türkiye ne kadar kan kaybetti!

Anayasa Mahkemesi, özgürlükler ile yasaklar arasında çizdiği zigzaglı yolda, dün doğru bir karar almıştır. Hem hukukun, hem de vicdanın gereğini yerine getirmiştir.

Hasan Celâl Güzel ve Tayyip Erdoğan'a siyasi hayatlarında başarılar dileriz.

Bence Erdoğan işe, Hasan Celâl Güzel'i Yeni Oluşum'a davet ederek başlamalı. Güzel'in politikadaki birikimi ve devlet tecrübesi, harekete önemli bir katkı sağlayacaktır.


20 Temmuz 2001
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED