T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ
Özhan Eren: İnsan Yaptığıdır...

"Kara Tren gecikir belki hiç gelmez" diye başlayan ve gönül telimizi titreten türküyle gönül telimizi derinden sarsan Özhan Eren'le müziğini, sanata ve hayata bakışını konuştuk. Bu zevkli sohbeti arkadaşımız Mehmet Çiçekyüzlü gerçekleştirdi.

Müzik geçmişiniz hakkında bilgi verir misisniz?

Müziğe Türk müziğiyle başladım. Amatör olarak bütün gençler gibi okul orkestrasında başladım. Sonrasında amatörlükten kurtuldum dediğim dönem.

Yirmili yaşlarda yaptığım bestelerin TRT repertuarına kabul edilmesi. "Ne zaman kendinizi resmen müzisyen, bestekar hissettiniz" diye sorulursa, bestelerimin TRT reperatuarına kabul edilmesiyle diyebiliriz. Özellikle o yıllarda TRT çok önemliydi. Çünkü çok sıkı denetim vardı şarkılarda ve o denetimden geçemeyen şarkılar televizyon ve radyolarda çalınamıyordu. Sonrasındaki profesyonel çalışmalarım daha çok film, reklam ve belgesel müzikleri üzerine oldu.

O dönemde paralel olarakta Türk müziğinin bütün dallarıyla şarkı ve tasavvuf müziğiyle ilgilendim. Sonrasında halk müziğiyle ilgilenmeye başladım. Bu dönemde yine dünya müziğiyle de ilgilendim. Kitaro, Vangelis, Yanni, Jarre, Goran Bregoviç gibi Avrupa, Balkan ve Uzak Doğulu santçıların içinde yer aldığı 'New Age' diye isimlendirilen akımın üzerinde oldukça durdum.

Zaten yaptığım film, reklam müziklerinde o eğilim vardır. Sonrasında biraz arkadaşların desteğiyle formal eser diyebileceğim şarkı türkü bestekarlığı yoğunluk kazandı. Yaklaşık üç yıl önce ìGüle yazdımî isimli bu tarzdaki ilk solo albümümü yaptım. Geçen yıl 'Turnalara tutun da gel' isimli ikinci albümüm çıktı. Bu sene de üçüncüsüne hazırlanıyorum. İnşallah ekim sonu kasım gibi çıkacak .

Günümüz müzik piyasası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Günümüz piyasası hakkında çok şey düşünüyorum, ama hiçbir şey söyleyemem. Çok hoşuma giden bir söz var. Mevcut ortamda sizi rahatsız eden sizi üzen her ne varsa ona hayıflanmakla vakit geçireceğinize, olmayanın kendi içinizde güzel olanın tırnak içersinede-piyasada olmayan ne varsa- bunun olması için gayret sarfetmek daha doğru birşeydir.

Gerçekte de bu böyledir Mevcudu eleştirmek oturduğumuz yerden yapabileceğimiz en kolay şey. Şimdi bir çırpıda saymaya başlasam akşamı bile bulur.

Bunun için en doğru yol her insan kendi düşüncesindeki kendi gönlündeki müziği yapmalıdır. Kendine uyanı yakışanı yapmalıdır. Zaten ìinsan yaptığıdır îgibi hepimizin bildiği bir söz var. Bunun için ben mevcudu eleştirmek yerine kendi bildiğimi yapmayı tercih ediyorum.

Türkü formunda yapılan yeni besteler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yeni tür diye bir şey olmadığı kanatindeyim. Özellikle türkü ve halk müziği dediğimiz form bizim ana damarlarımızdan biri, arada olağan üstü bir zincir var. Bunun yenisi olmaz. Ancak devamı olur. Bu yüzden her türlü arayışı estetik olmak koşuluyla yapmanın doğru ve gerekli olduğu kanaatindeyim. Bunun estetiğini belirleyecek olanda yapanlar uygulayanlardır. Hiç kimse kimsenin yaptığına kötü, güzel ,eksik diyemez. Bu yapıldıktan sonra ortaya çıkar.

Zaten olmayanlar elenirler, olanlar da bu zincirin devamının güzel halakaları olarak yollarını devam ettiriler. Ben kendi adıma da bunu yapıyorum. Beste olarak gelenekten hiç kopmak niyetinde değilim. Fakat sözleri itibariyle, müzikal yapısı kompozisyonu itibariyle bugünün izlerini taşıması çok doğal.

Çünkü bir taraftan kulağınıza farklı türlerde, pop gibi müzik sesleri dolarken bunlardan uzak kalamazsınız. Dolayısıyla eskininde devamı olan birşeylerin bugün yapmaya kalktığımız zaman kesin olarak bunlardan bilinç altı da olsa etkileniyorsunuz. Ne yapmak istediğinizi bilip ona göre o hedefe göre yürümektir. Bilhassa belki bozulacak yaptığınız şeyler, yapamıyacaksınız. Ama hergün her hafta her ay bu hedefe yürümek le daha düzgün yani istediğinize yakın şeyleri yapmak mümkün.

Yeni dediğimiz eskinin devamı olması gereken çalışmaların makul karşılanması düşüncesindeyim. Bu farklı denemelerin örnekleri Kıraç,Haluk Levent gibi arkadaşlar yani bu kuşağın isimleridir. Yirmi yıl önce Cem Karacayla tanıdığımız insanlar gibi.

Bunlar hep devam edecek tir. Yeni bir şey yoktur. Nitekim Dede Efendinin yaptığı şarkılara belki o dönemde ìya bunlar ne ,yeni geleneğin de dışındadır î diye tepkiler olmuştur.

Türküleriniz anonim türkülere çok benziyor. Bunu nasıl sağlıyorsunuz.

Bu çok güzel bir tespit. Dinleyicilerin çoğunluğuda bunu söylerler. Bu eğer bir başarıysa o gelenek dediğimiz ana damarı, ana zinciri belki çok iyi hissediyor olmanın bir neticesidir.Çünkü bugün bu kadar kirlenmenin içinde anonim sadeliğinde birşeylere ulaşabilmek gerçekten çok zor.

Bu tabi çok ta benim elimde olan bir şey değil. Ruhumun algılamamın kulağımla gözümle algıladıklarımın da bu geleneğe uygun şeyler olduğunu düşünüyorum.Mümkün olduğu kadar duygularım bu kirliliğe çok fazla bulaşmıyor.

Bu tabi benim bilinçli olarak yaptığım bir şey değil. Bu yaradılışla ilgili bir şey. Tabi ki sonradan ne yaptığınız uğraşılar, ne aldığınız eğitim, ne de dinlediğiniz çok önemli. Bunlar öyle bir kazanda kaynamışki mahcup etmeyecek tepkilerle karşılaştığım besteler , türküler çıkabiliyor. Benim için tamamladığım bir eser tamamlanana kadar benimdir. Ondan sonra sokağa çıkar, memleketin diğer sokaklarına yayılır ve bu hepimizin olur. Sadece ilk benim gönlüme düştüğü için benimdir. Ama sonrasında her dinleyenin onda ayrı bir yeri vardır. Yani hepimizindir,yani anonim dir.

Bir parçayı bestelemeden evvel nasıl bir yoğunluk yaşıyorsunuz? Yani parçalar nasıl çıkıyor?

Onlar hiç bilinmez . Vakti yok, saati yok şekli yok şemali yok. Hiç bilmediğiniz bir zamanda içinize attığınız içinizde biriktirdiğiniz şeyleri kaşıyan bir şeyler oluyor. Yani bu olgunlaşmış bir meyvenin ağaçtan düşmesi gibi, çok dolmuş bir insanın şimdi ne söyledikte ağlıyorsun deyeceği hal gibi, buzdolabına koyulan suyun soğuyup bir noktada donması gibi. O an nedir pek bilinmez.

Doğrusu bunun pozitif bilimlerde de böyle olduğunu zannediyorum. Einstein acaba nelerin etkisinde kaldı da insan her zaman talihli değil deyip kendi buluşlarını bile talih eseri olabileceğini söylemiştir. Veya Newton'un başıma o elma ogün düşmeseydi yerçekimiyle ilgili düşünceleri ne zaman olgunlaştırırdı. Yani insan hayatında böyle üretimlerin çokta fazla izah edilebilir bitarafı yok. ben işin o tarafına nasip diyorum. Olması gerekiyor ve öyle birşey oluyor.

"Kara tren" parçasıyla büyük bir başarı yakaladınız. Neden siz ilk olarak okumadınız?

Bu piyasa benim için çok uzun bir dönem uzak kalmam gereken bir piyasa olarak görünüyordu. Ben öyle düşünüyordum. Yaptıklarımı arkadaşlarıma kullanmaları için verdim. Sonrasında bu piyasadan olan ve gerçekten sanatçı duyarlılıklarını, nezaketini kaybetmeyen bazı sanatçı arkadaşlar beni kendi yanlarına çekmek için biraz gayret ettiler, arkamdan ittiler diyebiliririm. Bende buna biraz izin verdim.

Çünkü insanın kendine birşeyler yapıyor olmasının üretimi çok etkileyeceği aşikardır. Yapmak istediğiniz türkülere,ürettiğiniz müziklere bu bakımdan daha farklı özen gösterirsiniz, zaman ayırırsınız. Yani bu çaba daha yoğun oluyor. bana göre karatrenin çok tutması benimle ilgili birşey değil. Aslında bizim halkımız karatrenin kendisine sevdalı olduğu için sevdi. Demin söylediğimiz o halk müziği zincirimizde "Kara Tren"in çok güzel halkaları vardır. Benim için bunlar çok hesaba, kitaba, plana dayalı şeyler değildir.

Bu yoğunlukta uğraşarak bu zincire yeni halkalar ekleyebilirmiyim diye bir çabanın içindeyim. Benden önce arkadaşlarım Orhan Hakalmaz'la, Yavuz Bingöl'le başlayan ve benden sonra okuyan insanların olmasına hiç bir itarazım yoktur. Onlar benim bestelediğim "Kara Tren"in memleketin sokakların da dolaşmasını sağladılar. Ayrıca minnettarım da.

Besteleriniz içerisinde içinize en fazla sinen, yani en sevdiğiniz hangisidir?

Hepsi. Bu bir anne çocuk ilişkisi gibidir. Tabi anneleri dışardan gözlemlediğim kadarıyla. Onun daha iyi, bunun daha kötü diye nitelenmesi mümkün değil. Gönlünüze düşen bir hüzün beş dakika içinde, yada başka bir zaman içinizdeki bir neşe üç günlük uğraşı neticesinde türkü olabiliyor.

Yani hangi hüzün hangi neşeden daha kıymetlidir, yada hangi hüzün hangi hüzünden daha hüzünlüdür. Beş dakika yada üç gün uğraşmakla mı güzel türkü olur. Bunların hiç birinin müsbet bir cevabı yoktur.

Benim gönül kazanımda kaynamış bir türküyü diğer bir türkümden ayırmak yapabileceğim birşey değil. hepsi benim çocuklarım. Her yerde olduğu gibi insanlar gönüllerinde yaşadıklarına paralel olarak bazı türkülerimi daha fazla seviyorlar.

Bu tabiki benim hesap edebileceğim birşey değil. Ben kendi gönül kazanımda kaynatıp ortaya koyuyorum


Sayı 21
 
RÖPORTAJ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED