|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İsmail Cem'e soruluyor: -Derviş gelince nasıl bir görevlendirme olacak? Cevabı nasıl kompoze edeceğini merak ediyorum. Şöyle diyor: -Sayın Derviş ve Sayın Özkan için iki genel başkan yardımcılığı oluşturacağım. Bu, “lider”in tanzimi... Kendini “lider” gören bir kişiliğin üslubu. Sanıyorum bu üslup yadırganıyor, çünkü İsmail Cem liderliği söke söke elde etmiş birisi değil. Neredeyse eşitler arasında birinci rolü verilmiş kendisine... Onu bile kendi gayretiyle elde etmiş sayılmaz, “verilmiş” bir statü bu. Cem=Derviş=Özkan... Hatta Derviş'in Cem'den daha başat bir popülerlik taşıdığı bile söylenebilir. Çünkü yapılan hesaplamalarda Derviş, partiler üstü bir “çatı başbakanlık” statüsüne bile lâyık görülüyor. Oysa hiç kimse bir ittifakın başbakan adayı olarak Cem'in isminden söz etmedi bugüne kadar. Cem, “ben”ini vurgulu biçimde devreye sokuyor. Ona bakarsanız, Yeni Türkiye Partisi'nin merkez insanı o. Görev dağılımını o yapar. TV ekranlarına yansıyan jestleri ve mimiklerine “ben” vurgusu hâkim. Dışişleri Bakanlığı döneminden bahsederken “ben”ler çıkıyor karşınıza, yarınlardan bahsederken “ben”lerle karşılaşıyorsunuz. İmaj yapımcıları ona, “ben”in iddia ve kudret demek olduğunu, liderlik için de iddia ve kudrete ihtiyaç bulunduğunu, kitlelerin “ben”in arkasından yürüyeceğini, artık çağdaş söylemde “biz”li cümlelerin yerini “ben”li cümlelere terkettiğini söylemiş olmalı. Ve Cem, bunu bütün şaşaası ile yerine getiriyor. Ne yazık ki bu söylemin bir yumuşak karnı var: Siyasi gerçeklik buna müsait değil. İsmail Cem, oy oranlarının yüzde 20'lerde olduğunu söylüyor. Ama onu hiçbir kamuoyu araştırması doğrulamıyor. Derviş'in önüne konan araştırma sonuçları, barajın altında bir yerleri gösterdiğinden bu yana Derviş, kapı kapı ittifak araştırması yapıyor. Sol, sağ, orta demeden, işçi, işveren ayırdetmeden, nerede bir umut kapısı varsa ona yükleniyor. Kendisi kafi gelmiyor, DİSK'ten, Türk-İş'ten aracılar kullanıyor. Hani biraz daha zorlasa Hak-İş Başkanı Salim Uslu'dan Baykal ve Cem'i buluşturmak için aracılık rica edecek... İyi ki Derviş'in şu anda bir derviş gibi törpülenmiş nefsi var da (?), Cem'le bir nefis yarıştırmasına kalkışmıyor. Yoksa Cem'in CNN-Türk'te Gürkan Zengin'e cevap verirken “Derviş'in ittifak arayışları fasarya” gibi bir ton taşıyan üslubu kolay tahammül edilebilir bir nitelik arzetmiyordu. Siz baraj üstünde 4 Kasım'ı kurtaracak bir ittifak ararken, “Gerçek ittifakı halkla yapacak, gerçeği dururken temsilcilerine iltifat etme gereği duymayan...” müstağni bir adamla yanyana yürümek, birlikte siyaset yapmak, gerçekten de dervişane bir nefis törpülenmişliğini gerektiriyor. Hoş, Türkiye siyasetinin genel karakterine, Derviş'in geldiği yerlere ve üstlendiği misyona bakıp şu da sorulmaz değil: Acaba Derviş'in huyu-suyu gerçekten dervişane bir nefis törpülenmişliğini mi yansıtıyor, yoksa o da “Padişah gelmez saraya hane ma'mur olmadan” gibi bir bekleyiş, arayış içinde mi? Eti-budu bilinen bir yapıda, hem Cem, hem Derviş, hem Özkan... üç adama üç tatmin edici makam... Kolay mı? Hem ne demişler: Horozu çok olan köyde sabah geç olurmuş! Yeni Türkiye Partisi'nin parti olma sancısı bu yüzden olmalı... İttifak arayışının çatal kazığa dönmesi de bu yüzden... Kaldı ki iş, troyka-üçlü'nün tatmini ile de bitmiyor. Bir de Bayar'ın “liderlik” sinirlerinin alınması ve Cem'e nakledilmesi (sinir nakli ne kadar mümkünse) gerekiyor. Ayrıca bir küçük operasyona daha ihtiyaç var, Bayar'ın mevcut olduğu farzedilen merkez sağ hüviyeti kat'edilmeli, onun yerine mesela “galiba demokratik sol”dan, sosyal demokrasiden, çağdaşlıktan falan ilerleyerek Cem'in lütfuyla “yenilikçilik”te buluşulmalı... Bu güzelleme, Bayar'a kafidir diye düşünüyor olmalı lider Cem. Hem parti çatısı da Bayar'dan olmak kaydıyla... Yeni Türkiye'nin teşkilatı tamam değil, malum, onun için DTP çatısı altında seçime girilmesi planlanıyor. Cem'in “ben”ini tatmin için asıl önemli operasyon ise Baykal ve CHP üzerinde gerçekleşmeli... Baykal'ı ve CHP'yi Cem'e göre yontmak, belki de siyaset tornasının henüz keşfedemediği bir şeydir. CHP ölçeğinde olmak kaydıyla Baykal da Demirel gibi “altı kere gittim yedi kere geldim” diyecek bir iç operasyon tecrübesine sahip. Şeyh Edebali dediyse, benliği sıfırladığını kim söyleyebilir? Baykal da Cem gibi Derviş'e “Gel, yanımda genel başkan yardımcısı ol” diyebilir. Belki Cem'i getirmesini de isteyebilir. Yani Baykal olsa olsa, ittifakı, Cem'in kendisinden bekleyeceği değişimi ona teklif ederek gündeme alabilir. Bunda çok haksız da sayılmaz, çünkü kıdem meselesi var. CHP, bugüne kadar topladığını düşündüğü oyları, götürüp neden “liderliği kendinden menkul” İsmail Cem'e taban yapsın! Peki dönüşümlü liderlik falan olmaz mı?
Bunca olan biten içinde bilinen bir şey var ki o da, solun ne kadar kaygan bir zemin içine düştüğü gerçeği.... Derviş'in solculuğundan sonra solu tarif edene aşkolsun demez misiniz? DTP ile YTP'nin böylesine kolay ittifak kararı vermesinden sonra, Türkiye'de sağın da solun da anlamını yitirdiğinden şüphe duyar mısınız?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |