T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ne “yönetimde istikrar” ne de “temsilde adalet”

3 Kasım'da yapılacak erken genel seçimlere yirmi üç siyasal partinin katılması kesinleşmiş bulunuyor. Seçimleri yönetmekle görevli Yüksek Seçim Kurulu bu kadar partiyi birleşik oy pusulasına nasıl sığdıracağının hesabı içerisinde imiş. Belirtildiğine göre 96 cm uzunluğunda bir birleşik oy pusulası oluşmaktaymış.

İşin magazin tarafı bir yana Türkiye'de ilk defa yirmi üç parti seçime katılmaktadır. Şimdiye kadar, çok partili hayata geçtiğimizden bu yana yapılan on dört genel seçimden hiçbirine bu kadar parti katılmamıştır. En son 1999 genel seçimlerine yirmi parti katılmıştı ve bu o gün için bir rekor kabul ediliyordu. Bugünse bu rekoru da geçmiş bulunuyoruz. Böyle giderse daha sonraki seçimlerde daha çok parti göreceğimiz umulur.

İki veya üç parti amaçlanmıştı...

Üzerinde düşünülmesi gereken soru şu olmalıdır: 1980'den sonra tesis edilen siyasal düzen öyle oluşturuldu ki az sayıda siyasal parti olacak ve seçmenler iki veya üç parti arasında tercihlerini yönlendireceklerdi.

Bu anlayışın sonucu olarak 1983 genel seçimlerine sadece üç siyasal partinin seçime girmesine izin verilmiştir. O yıllarda partilerin seçime girmesine Milli Güvenlik Konseyi izin verdiğinden sadece Anavatan Partisi, Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrasi Partisi'nin seçime girmesine izin verildi. Doğruyol Partisi ile Sosyaldemokrat Parti'ye izin verilmedi. Gerekçe de mümkün olduğu kadar Meclis'e az partinin güçlü olarak girmesini sağlamak gösterilmişti.

Meclis'e girecek parti sayısının mümkün olduğu kadar az olmasını sağlamak için Seçim Kanunu ona göre yapılmıştı. Özellikle ülke ve bölge barajlarının konulması bu amaçla idi. Dünyanın en yüksek ülke barajı olan yüzde onluk barajın başka bir izahı yoktu. Dahası yüksek ülke barajı yetmemiş gibi bir de seçim çevresi barajı getirilmişti.

Bu barajlar seçmenlerin oylarını büyük partilere vermelerini sağlayacak ve küçük partilere verip boşa gitmesinin önüne geçilecekti. Çünkü 1980'den önce yaşanan siyasal kaosta siyasal bölünmüşlük ve Meclis'teki parçalanmışlık çok pahalıya mal olmuştu. Yönetimde bir türlü istikrar temin edilemediğinden ülke yıllarını heder etmişti. Acil mesele “yönetimde istikrar”ın temini idi. Temsilde adalet ise bundan sonra düşünülmeliydi. Barajlarla toplumun bazı kesimleri Meclis dışında kalacak ve temsil edilmeyeceklerdi, ama istikrar için bu kadar adaletsiz duruma katlanılmalıydı. Seçmenler de bu acil ihtiyacı görmeli ve oylarını küçük partilere değil büyük partilere yönlendirmeliydi...

Kağıt üzerindeki sistem yürümedi...

İlk bakışta gerekçeler çok makul ve anlaşılırdı. Kağıt üzerinde sistem gayet güzel dizayn edilmişti. Meclis'e iki veya üç parti girecek, bunlardan biri salt çoğunluğu elde edecek ve “yönetimde istikrar”ın sağlanması imkanı doğacaktı.

Ama kağıt üzerindeki düzenlemesi gayet güzel ve anlaşılır gözüken sistemin işlemediği kısa bir zaman sonra görüldü. 1987 seçimlerinde de Meclis'e üç parti girebildi. Seçim Kanunu üzerinde yapılan oynamalar ve yeni düzenlemelerle adeta zorlanarak yaratılan bu durum 1991'den itibaren çatlamaya başladı. Seçimde beş parti Meclis'e girerken artık herhangi birinin salt çoğunluğu elde etmesi de imkansızlaştı. 1995 ve 1999 genel seçimlerinde de benzer tablo tekrarlandı. Yüzde onluk ülke barajına rağmen Meclis'e giren parti sayısı beş ve üzerine çıkarken partilerin büyüklükleri arasında küçük farklılıklar belirdi. En son genel seçimlerde en büyük parti yüzde yirmi iki, en küçüğü de yüzde on iki oy almıştır.

3 Kasım'da ne olacağını şimdiden kestirmek çok zor. Kamuoyu araştırmaların bakılırsa yine dört veya beş parti Meclis'e girecek. Bunlardan en büyüğünün oyu yine yüzde yirmiler civarında olacak. Yine Meclis'te temsil edilmeyen en az yüzde yirmi civarında bir oy olacak.

Bu tablo “yönetimde istikrar” yaratmayacağı gibi “temsilde adalet”i de temin etmeyecek.

Bu durumda bizim ne “yönetimde istikrar” ne de “temsilde adalet” sağlayamayan mevcut seçim sisteminin kime hizmet ettiğini ve kimin yararına olduğunu sormamız gerekmez mi? Aslında bu soruyu bizden önce tüm partilerin ve siyasal kadroların sorması ve tartışması gerekirdi.


15 Ağustos 2002
Perşembe
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED