|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'de bugün bir 'AKP gerçeği' yaşanıyor. Yüzde 10 barajını aşacağına muhakkak gözüyle bakılan tek parti o. Diğer partiler, bu yüzden, kendi konumlarını 'AKP gerçeği'ne bakarak belirleme ihtiyacı duyuyorlar. Seçim kampanyaları da, büyük ihtimalle, “AKP'yi durdurma” teması üzerine oturtulacak. Kamuoyu yoklamaları, bu partiyi, 15 ile 25 puan diğerlerinin önünde gösteriyor... Bu, ön planda görünen kurucularının RP/FP kökenli oluşlarıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir durum. Siyasi hayatlarına AK Parti'de devam edenler hoşlanmayabilirler, ama bizim gördüğümüz gerçek şu: RP/FP çizgisini, bugünün siyasi ortamında, Saadet Partisi devam ettiriyor. Dün Ankara'da yapılan 1. kuruluş yıldönümü töreni, AKP'nin kendisini farklı bir siyasi kulvara konuşlandırdığını, bunu da değişik simalardan oluşan bir kadroyla yapmaya kararlı olduğunu ortaya koydu. RP/FP çizgisinin alıştırdığı törenlerden çok farklıydı yapılan; Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının genel çerçevesi de, son zamanlarda yüksek sesle ifade etmeye başladığı “Muhafazakâr demokrat” olma iddiasına uygundu. Bir bölümü gelecek seçimde adaylık düşünen törene katılanlar da, 'merkez' partilerin taraftar kitlesinden pek farklı görünmediler. AKP, 'uç' noktalarda dolaşan partilere benzemiyor. 1990 sonrasında yaşanan global altüst oluşun ülkesel siyasetlere yansımasının ürünü olan Türkiye'deki ilk parti AKP. Şimdilik İsmail Cem'in başını çektiği, M. Ali Bayar ve Kemal Derviş'in de katılımıyla zenginleşmesi beklenen YTP ile birlikte AKP, yeni dönemin özelliklerini yansıtıyor... Tayyip Erdoğan'ın konuşmasında verdiği mesajlar, 'sağ-sol' ekseninin kırıldığı, sivil toplumun ön plana çıktığı, uluslararası kurumlara ters gözle bakılmayan bugünün ortamına uyum içerisindeydi. Bu dönemin bir özelliği 'uyum' sözcüğüyle ifade edilen hassasiyet ise, diğer temel özelliği de hak ve özgürlüklerin 'ayırımsız' uygulandığı bir yönetim arzusudur. Erdoğan'ın konuşmasında en fazla alkışı, 'herkes için' talep ettiği sivil haklar çağrısı aldı. İnsanlar, refah, huzur ve mutluluğu sadece kendilerine değil, 'herkes için' istiyorlar... İçinden çıktığı hareketin kısıtlamalarını geride bırakmış görünen AKP'nin toplumun bütününü kucaklayabildiği ise henüz söylenemez. Kullanılan dilin kapsayıcılığı, o dille ifade edilenin hitap edilen kitleden alacağı cevabın da yaygın olmasını otomatikleştirmiyor. O dilin kendisine yakıştığı bir kadronun nüvesi dünkü törende vardı; ancak AKP'nin esas sınavı 3 Kasım seçiminde halkın kabulüne sunacağı aday listeleri açıklandığı sırada yaşanacak. Toplumun 'ortak paydası' konumundaki adayların çokluğu, AKP'nin alacağı oyların artmasını da getirebilecektir. AKP'ye bugün gösterilen teveccüh bir 'oluş' ile değil bir 'beklenti' ile ilgilidir... Siyaset tablosunun bir yanı AKP tarafından tutulurken, diğer yan da kendisini yeniden tanımlama çabasında. Süleyman Demirel'in katkısına borçlu olduğu hissini veren bir dalga, YTP ile DTP'yi biraraya getirdi, şimdi de bütünleşmeden kaçan partilerin içlerinin karışmasıyla aynı sonuç alınmaya çalışılıyor. O dalganın, kabararak, bir süre sonra ANAP ve DYP'yi katılıma zorlaması da beklenebilir; onların başarılı olamaması durumunda ise CHP köşede bekliyor. Olayların beklentiye uygun gelişmesi en başta yaptığımız teşhisin doğruluğunu teyit edecektir: RP/FP çizgisinden doğmuş olsa bile, AKP, merkezde yer alan ve Erdoğan'ın ifadesiyle 'muhafazakâr demokrat' sıfatını taşıyabilecek bir partidir... Sol ve sağ görüntülü partileri bütünleştirme veya CHP'de buluşma ise, merkezin öteki ayağını oluşturacaktır... Ne kadar 'yapay' olarak başlatılmış olursa olsun, yeni dalga, Türkiye'deki çarpık siyasi yapıyı doğallaştırmaya yarayabilir. Demokrasi içinde kendini ifade zenginliği bulan muhafazakâr çizgi, dünyanın her tarafında, merkezin en görünür unsurudur; yıllar sonra ilk defa, Türkiye de, 'muhafazakâr' bir partinin merkeze taşınması gerçeğiyle tanışıyor. AKP'ye hoş gözle bakmayan, oyunu başka partilere verecek veya siyasete 'ideolojik' pencereden yaklaşanların da bu gelişmeden memnun olmaları gerekiyor. Bir toplumu ayakta tutan 'muhafazakâr' değerlerin siyasette sahiplenilmesi ve iktidara taşınması, her şeyden önce, Türk demokrasisi açısından bir kazanımdır çünkü... Türkiye'nin ihtiyacı olan, siyasilerin yıllardır beledikleri de bu değil midir?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |