T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Arada bir gitsek de oralar da memleketimiz!..

Anadolu insanını seçimden seçime sadece politikacıların hatırladığını sanmayın. Bizim medyamızın ağır topları da, seçimden seçime şöyle 'rüzgar gibi geçerek' halkımızın nabzını tutmaya çalışırlar.

Konvoylar, otobüsler o şehir senin, bu kasaba benim dolaşır durur.

Sonra, medya mensupları, yazarlar, kıdemli muhabirler, yöre halkının nabzını tutmuş olmanın verdiği gönül rahatlığı ile labtoplarına sarılırlar.

“Şu Tunceli meğer ne kadar da güzel bir yermiş. Yukarda Munzur dağları, aşağıda Munzur çayı. Sanki İsviçre...”

“Hayret, Türkiye'de Alevilerin çoğunlukta olduğu bir şehir de varmış. Kadınlar kahvelere lokantalara tek başlarına gidebiliyorlarmış. Ne ilginç değil mi?”

“Bir zamanlar bu bölgede insanların sıkıntılı günler yaşadığı söyleniyor. Hatta geçmişte gıda ambargosu mudur nedir, öyle bir uygulamanın olduğu da anlatılıyor.”

“Yörede biraz işsizlik var. Yatırım namına bir şey yok ama, devletimiz vatandaşlarının güvenliğini sağlamış.“

“Halkın yiyecek bir şeyi, bir işi yok ama can güvenliği var.”

Buna benzer yorumlara sıkça rastlıyoruz bugünlerde.

Gazeteci arkadaşların çoğu Safari'ye gitmiş gibiler. Yahut da turistik bir geziye.

Ayaküstü bir bölge sakininin kolundan tutan yorumu patlatıyor:

“Bölgede HADEP'li belediyelerden şikayet var.”

Daha ilginç yorumlar yapanlar da bulunuyor allah için:

“Bölge halkı kimlik sorununu aştı şimdi açlık sorunu söz konusu.”

Kimi de bu kimlik meselesine yeni ve ilginç çözümler getiriyor.

Uzun yıllardır çözülememiş Kürt meselesini, bir gezinin verdiği ilhamla çözmeye çalışıyor:

“Kürt asıllı Türkler daha çok aş, daha çok iş istiyor.”

Oradaki insanlar varsın kendilerini sadece Kürt olarak tanımlayadursun. Yazarımız israrlı:

“Kürt asıllı Türkler”

Belli ki birkaç korucuyla konuşmuş.

Çünkü onların dışında bölgede, kendisini Kürt asıllı Türk diye nitelendiren bir allahın kuluna rastlayamazsınız.

Onlar, tekrar ede ede bu resmi söyleme alışmışlardır.

Ya da bir büyük gazetenin büyük yazarına böyle söylemek durumunda kalmışlardır.

İnsan hem Türk hem de Kürt olur mu?

Onlar, kendilerine olsa olsa, 'Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürt' diyorlar.

Neyse bu ayrı bir konu. Biz gelelim gazeteci arkadaşların Doğu ve Güneydoğu'daki Safari turlarına...

Bu turlar, tam da Bölge'nin birçok ilinde olağanüstü halin kaldırıldığı ve Uyum Yasaları'nın kabul edildiği günlere rastlıyor.

Büyük gazete olmanın da verdiği rahatlıkla güle oynaya seyahat ediyorlar.

Kimse son 15 yıldır bölge halkının çektiklerini bilmiyor, hatırlamıyor bile.

Ana yollardan gittikleri için köy yollarının hala yasak, meraların kala kapalı ve tarlaların hala mayınlarla dolu olduğunun farkında değiller.

Köy korucularının, köylerini, tarlalarını, bahçelerini terketmek zorunda kalan köylülerin topraklarıne el koyduklarından da haberdar değiller.

Hepsi bir ağızdan, işsizlik ve yatırım sorunlarından söz ediyor.

Kuşkusuz bölgede cidi bir ekonomik sorun var. Ama kimse de kalkıp bunun sorumlusunun sistem olduğunu, şimdiye kadar bu bölgelerde uygulanan sıkıyönetimlerin ve olağanüstü hallerin hem o cografyanın dokusunu hem de insan yapısını değiştirdiğini söyleyemiyor.

Issızlaşan o yörelerdeki insanların nerelere savrulduğu, savruldukları yerlerde neler yaptıkları ile ilgilenen yok.

Sanki geçmiş o bölgelerde hiç yaşanmamış.

Yerlebir edilmiş, insanları oradan oraya savrulmuş bir bölgeden değil de, her nasılsa geri kalmış bir bölgeden söz ediyor gibiler.

O bölgenin dile getirilemeyen, tabulaşmış gerçek durumunun, aslında Türkiye'nin yaşadığı krizlerin ve sorunların temel nedeni olduğunu kimse anımsamak bile istemiyor.

“Şu otobüs biraz hızını arttırsa da, şu bölgeden biran önce çıksak gitsek” der gibiler.

Geçmişde de fazlaca ilgilenmedikleri, hatta hiç ilgilenmedikleri bu bölge ve bölgenin 'Kürt kökenli Türk' sakinlerinin durumlarını anlamak istemiyor gibiler.

Yazının sonunda bunlardan biri ile ilgili bir anektodu nakletmek istiyorum.

Bu gezilerden katılan ve Kürt sorunu konusunda sıkça yazılar yazıp, herkese akıl veren, uzlaşma, birarada yaşama kültürünü savunan bir eski ülkücü yazar seçim otobüsüyle gittiği Diyarbakır'dan, yine Kürtlere ve Türklere barışçı mesajlar veriyor.

Ama samimi değil. Meselenin çözümünü hep kitap dipnotlarında aradığı için.

Bianet İnternet sitesinde Azadiya Welat adlı Kürtçe gazetenin genel yayın yönetmeni ile yapılan bir söyleşide şöyle bir bölüm geçiyor:

Gazetenin bir muhabiri, günün birinde bu ünlü yazarla görüşmek amacıyla randevu alır. Görüşme günü geldiğinde ünlü yazar, “Ben sizi Azeri gazetesi sanmıştım, sizinle görüşemem” der.

Ne güzel, seçim Safari'si devam ediyor. Yazarlarımız halkın nabzını tutuyor!..


15 Ağustos 2002
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED