|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Seçime uzanan aylar, siyasetin en yoğun olduğu dönemdir. Bu dönemi, sadece “Kim kiminle ittifak yapacak” konusuna kilitleyerek geçirmek, siyasete karşı insafsızlık olur.. Çünkü siyaset, içeriğinde her türlü toplumsal ve bireysel davranışların yer aldığı, her bilim dalının izi ve katkısı olan, müthiş karmaşık bir meslektir.. Toplumun da, dünyanın da, insanların da ve hatta coğrafyaların da değiştiği bir çağda, siyaseti eski ölçütlerle anlamaya çalışmak, bizi büyük yanılgılara sürükleyebilir.. Zaten, bu “Yeni Dünya”ya ilişkin yansımalar, eski alışkanlıklara sahip olan bizleri şaşırtmaya başladı bile.. Bir Kemal Derviş çıkıyor.. “Hem solcuyum, hem liberalim” diyor.. Hem Özal'ı övüyor, hem Ecevit'i beğeniyor.. “Sosyal Demokrat” olduğunu vurgulayan İsmail Cem, Deniz Baykal'la görüşmeden, Mehmet Ali Bayar'la ittifak kuruyor.. Bunlar sadece seçilmeye dönük “taktik” arayışların ifadesi olamaz.. Sağı ve solu eskisinden çok farklı, “Merkez”in oynak hale geldiği, Çin Komünistlerinin bile “Serbest Piyasa Modeli”ne sarıldığı bir dünya bu.. Bir başka deyişle, ekonomide “sağ” ve “sol” kavramları, fazla anlam taşımıyor. Siyasette ise, “Merkeziyetçi”, “Özgürlükçü”, “Globalleşmeci” gibi ayıraçlar var.. Bu açıdan Avrupa Birliği'ne karşı çıkan MHP, herkesin en sağındaki parti görünümü veriyor.. Bir başka yenilik de, “Taşra” olgusunun, giderek devre dışı kalması. “Yerel” hep var.. Yerel adaylar (veya mahalli adaylar) hep olacak.. Bir Elazığ'ın sorunları ile, bir İstanbul'un sorunları, elbet farklı kalacak.. Ama yakın zamana kadar, “yerel” ile “taşra” özdeş sayılırdı.. Ankara ve diğer büyük kentlere, “Taşra”nın, “Kırsal kesimler”in sorunları, doğrudan yansımazdı.. Bu açıdan, “Siyasal İslam”, sadece Maraş'ın, Urfa'nın, Konya'nın siyasal gerçekleriydi.. Veya “Kürt Realitesi”, yalnızca bir “Güneydoğu Sorunu”ydu.. Bu olgu da değişti.. Türk ekonomisi Avrupa ve Amerika ile ne kadar entegre olduysa, Doğu Anadolu da, ekonomisi ve sosyolojisi ile Batı Anadolu ile öylesine kaynaştı.. Özetle “Asimilasyon” bekleyenler, karşılarında “Entegrasyon” buldular.. Şimdi siyasette, merkez ve taşra arasında, kaynaşmışlık ve inter-aksiyon var.. Hiçbir olgu ve hiçbir gerçek “taşralı” değil artık.. Bir diğer ciddi değişim de “Asker-Siyaset” ilişkisi üzerinde gerçekleşti.. Son yarım yüzyıl, siyasetçilerin ve toplumun, “Nasıl olsa asker müdahale eder” beklentisi (veya korkusu) ile geçti.. Bu süreçte, Milli Güvenlik Kurulu'nun anayasal yapı içinde güçlenmesi, 28 Şubat 1997'de görüldüğü gibi, askerin “Konvansiyonel Darbe”ler yapmadan siyasete müdahale edebileceğini kanıtladı.. Bu bir anlamda, “Sürekli Ara Rejim” modeliydi.. Ama yeni dünyanın ve yeni Türkiye'nin şartları, bu modelin de sona ermesi gerektiğine işaret ediyor.. Çünkü “Askerî-bürokratik model” yeteneksiz ve yetkisiz siyasetçiler üretti.. Türkiye, sorunlarını çözmek yerine, sorun stoku yapıp, bunları “kriz konuları” haline dönüştürdü.. Türkiye gelişmişlik ve uygarlık yarışında, geri kaldı.. Siyasetin bu boyutları da, seçim döneminde herhalde ele alınacaktır..
ŞAKA
Bu Derviş, başka derviş!..
Bütün politikacılar, seçim kampanyalarını Konya'dan başlatıyor.. Herkes, yola Mevlana'nın türbesini ziyaret ederek çıkıyor.. Bunu en fazla yapması gereken kişi olan Derviş ise, Ankara ile İstanbul'un bazı semtleri arasında takıldı kaldı.. Mevlana'nın ruhu, herhalde kendi kendine “Bu ne biçim Derviş” diyordur..
ARTIK SİYASET-ÜSTÜ DEĞİL
Derviş herhalde çok şaşkındır!..
Kemal Derviş, herhalde neye uğradığını şaşırmış durumdadır.. Elinde “Hazine”yi ve devletin ekonomik gücünü tutarken onu yere göğe sığdıramayanlar, şimdi Derviş'in yolsuzluklarını, usulsüzlüklerini arıyor.. Görüldüğü gibi, Derviş'le, diğer politikacılar arasındaki “Haksız Rekabet Ortamı”, çok kısa sürede giderileceğe benziyor.. Hepsi yaralı, bereli, karalanmış, yıpratılmış politik kadrolar karşısında, Derviş'in bembeyaz bırakılması mümkün değildi.. Şiirdeki gibi.. “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, Birinciliği beyaz kazandı..” Partiler-üstü ve siyaset-üstü kalmak, elbet elverişli ve tercih edilir bir konumdur. Ama bu konumu, Derviş'in kendisi bilinçli olarak değiştirdi.. Derviş'in kamuoyuna da yansıttığı huzursuzluğu olmasaydı, belki ne DSP'den kopuşlar böylesine yoğun yaşanırdı, ne de erken seçim gündeme gelirdi.. Özetle şimdi belirli çevreler için Derviş “out”, Masum Türker “in”..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |