|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Son yılların en sıcak günlerini yaşıyoruz. Her yer sıcak.
O sırada bekleyenler “aday adayı adayı” statüsündeler ancak, bu türlü bir isimlendirme biraz trene benzediğinden olsa gerek, kullanılmıyor. Anlaşılacağı üzere, bugünlerde Ankara'dayım. Görmeyeli Ankara çok değişmiş. Kızılay, Ulus, Balgat, Çankaya'yı dolaştım. Özlediğim sokakları adımladım, eski dostları gördüm, yeni simalarla karşılaştım. Siyasi partilerin genel merkezleri civarına yaklaşmak mümkün değil. Uzaktan bakınca, afet bölgesinde bir kamyondan ekmek, erzak, battaniye dağıtılıyor sanabilirsiniz. O derece kalabalık. Milletvekili olmak isteyenlerin çokluğu, demokrasi adına ümit verici. Ancak bir başka açıdan bakınca, endişe de doğabilir. Henüz başvuru süresi dolmuş değil; buna rağmen sadece bir partiye başvuranlar onbeş bin kişiye yaklaşmış. Partilerin “Başkanlık Divanları” kesin listeleri oluştururken çok zorlanacak, bu aşikâr. Çünkü az önce sözünü ettiğimiz trendekilerin bir kısmı aday olabilecek. O adayların da bir kısmı seçilebilecek. Listeye giremeyenlerin ve seçilemeyenlerin küskünlüğe düşmemesi gerekir. Nasıl ki ticarette kâr etmek ve zarar etmek ihtimali mevcutsa, siyasette ve hele seçimde de kazanmak ve kaybetmek atbaşı. Kimsenin durumu 'garanti' sayılmaz. Hatta genel başkanlarınki bile. Bu seçim öylesine sürprizli. Yine de telefonlar, ayak üstü görüşmeler, bir köşeye çekilmeler, kimi zaman yüksek sesle, kimi zaman fısıltıyla konuşmalar hızla devam ediyor. 'Genel Başkan'a yakın kişilerin etrafında halkalar oluşuyor. Uzaktan işaretler gönderiliyor, eline ufak notlar sıkıştırılıyor, o sırada telefonlar çalmaya devam ediyor. “Başkana söyle, istifa ettim, adayım.” Çok kişinin derdi bu. Başkan duysun. Sayın genel başkanlara her gün binlerce isim fısıldanıyor. Sayın genel başkan ne diyecek? - Hayırlı olsun. O kalabalık arasında ben de bir partinin genel başkan yardımcılarından birinin yanına yaklaştım; kulağına eğilip şöyle söyledim: - Başkana söyle, ben aday değilim. Yavaşça söylediğimi sanıyordum. Halkadakilerin hepsi birden gülmeye başlayınca anladım ki herkes duymuş. İyi de bunun neresi komik? “Madem öyle burada ne arıyorsun?” diye sordu. - Vallahi kendim için bir şey istiyorsam namerdim. Sadece havayı koklamaya geldim.
HANGİ PARTİ KAZANACAK?
Bu seçimde kazanacak olan siyasi parti, genel merkez binası etrafında en çok otomobil, en çok satıcı, en çok taksi, en çok insan bulunan hangisiyse odur. Ankara'da bulunanlar, yıllara dayanan tecrübesiyle bunu söyleyebilir. Ben de eski bir Ankaralı olarak, bu ölçekle hangi partinin kazanacağını gördüm. Ankara dışında bulunanların da kendi illerindeki, ilçelerindeki parti teşkilatlarına bakarak tahmin yürütebilirler. Halkın teveccühü en çok hangi partiye ise, gayet tabii ki o parti ipi göğüsler. 4 Kasım sabahı bu yöntemin hatalı olmadığını göreceksiniz.
BORSA FALI
Ekranın sağ alt köşesindeki “Borsa değeri” 9,999'u gösterirken CNN'de gördük... Deniz Baykal, “Ben herkesi kucaklamaya hazırım” dedi. Sadece kendi tabanından oy istemesi gerektiğini söyleyenlere tepkisi var Baykal'ın. Kahve fincanın dibinde kalan telveye bakarak, içen kişinin geleceğine ilişkin laf söylemek mümkünse, biz de bu borsa göstergesine bakarak birşeyler söylebiliriz. Ne kadar doğru, ne kadar tutarlı olur? Telvenin şekilleri ne kadar doğruysa, o kadar. Kesin doğru olansa şu: Baykal'ın kimleri kucaklamaya hazır olduğu değil, halkın ne kadarının onu kucaklamaya hazır olduğu önemlidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |