T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Despotluğa kulp bulmak

İlkeye göre değil de maslahata göre hareket etmenin pratik alanda sonuçları olmasaydı, üzerinde durmaya değmezdi. Çünkü maslahata göre davrandığını ileri süren birisi için despotluğun bile meşru ve mubah sayılabileceği yerler ve dönemler vardır (ama herkes için değil elbet, kendisinin cici saydıkları için). Aslında böylesi için iki yüzlü demek az geleceğinden ona yüzsüz demek daha uygun düşer. Mesela böyle biri bakınız ne diyor: “Cumhuriyetten sonra kurulmuş olan Şef sistemi memleket için bir kayıp sayılmaz. Çünkü demokrasi ile normal bir rejimi yürütmek mümkündür ama, kısa zamanda büyük inkılaplar başarmak zorunda olan geri bir memleketi demokrasi ile idare etmeye kalktınız mı, orada büyük işler görmekten ümidi kesmek lazımdır. Atatürk bu zarureti idrak ettiği için (Ö) Anayasayı değiştirip ona demokrasiye aykırı bir veçhe vermektense anayasaya aykırı muvakkat kanunlarla günün zaruretini karşılamayı tercih etmiştir. (Bu fikirler, 1948 yılında Yaşar Nabi tarafından ileri sürülüyor, Nereye Gidiyoruz, Varlık Y. İst. 1948, s. 16).

Şİmdi bu mülahaza ile hoş, meşru ve mubah görülemeyecek hiçbir despotluk, keyf”lik, zorbalık bulmak mümkün değildir. Bizim beğendiğimiz kimselerin zorbalığı hoşa gidecekse, o zaman herkes kendi zorbasını, aynı “ilke”ye dayanarak hoş ve mubah görebilir.

Gene aynı mülahazanın sonucu olarak niye şöyle düşünmek de mümkün olmasın: halk senin büyük saydığın değişimi istemiyorsa, senin büyük saydığın değişimin adını inkılap koyman ve bunu dayatman, kimin menfaatini gözetmiş olur? Sultan Abdülhamit Han, benzer bir davranış içine girdiğinde onu istibdatla suçlayanlar, maslahata göre değil de bir ilkeye göre yargılayabilseydiler, ya onu da yüceltmek veya yücelttikleri dönemi de yerin dibine batırmak zorunda kalırdı.

Günün zaruretlerinin ne olduğuna kim karar verecek? Despot mu, yoksa halk mı? Despotluktan yana mısın, demokrasiden yana mı? Yoksa ben salt çıkarıma mı bakarım diyorsun? “Halka rağmen halk için” sloganını despotluğa meşruiyet sağlamak için kullananlar, aslında, böyle bir sloganla hem halkı vesayet altında tutmanın bir yolunu bulabiliyor hem de vicdan azabını yatıştırmaya çalışıyor. Yoksa despotluğa ilkece karşı olduğunu ileri sürüp de, halk üzerinde despotluğu deneyen biri içine düştüğü çelişkiyi nasıl telafi edebilirdi?

1946 genel seçiminde, sandık hileleriyle, zorbalıkla ve dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş “açık oy gizli tasnif” yöntemi gibi rezaletlerle elde edilen sonuçları “olgunluğunu ispat etmemiş bir siyas” teşekküle [yani Demokrat Parti'ye] memleketin istikbalini emanet etmenin tehlikeli olduğu” mazeretiyle izah etmeye yeltenen zihniyet, hep aynı maslahatçı görüşün mümessilidir. İşin garibi, bu zihniyet kendini demokrasinin banisi olarak da görüyor.


15 Ağustos 2002
Perşembe
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED