|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
“Başbakan Bülent Ecevit hastaneye gitti” haberini işittiğimde, ilk önce, “Başkent Hastanesi'ne bravo, başbakanı geri getirdi” diye düşündüm. Gerçeği öğrenmem uzun sürmedi: Meğer, Ecevit, bir ev kazası geçiren İstanbul milletvekili Ahmet Tan'ı ziyaret için başka hastaneye uğramış... Bu defa, sevgili Ahmet Tan için, “Eyvah” sözcüğü döküldü ağzımdan... Çünkü, kendisinin tercih ettiği o hastaneye, ilk ve son olarak, müşterek dostumuz Yavuz Gökmen için uğramıştım; Yavuz'un hastaneye yattığı haberiyle birlikte onu kaybettiğimiz haberi de ulaşmıştı... “Nasıl oldu da Yavuz Bey'i kaybettik, anlayamadım” diyen şaşkın doktorun sesi hâlâ kulağımda... Ahmet Tan'ın adı geçince rahmetli Yavuz Gökmen'i hatırlamam normal. Karlı bir Ankara gecesi, bir dâvetten beraber ayrılmış, Ahmet'i Yavuz'un emektar Oldsmobiline bindirmiştim. Geceyarısı, Oran yolunda ciddi bir kaza geçirdikleri haberiyle yıkıldım. O geceyi Ahmet Tan birkaç sıyrıkla atlattı, ama Yavuz Gökmen, o akşamdan sonra, çelik korseli hayata başladı. Ahmet Tan Başkent'e değil de bir başka hastaneye yattıysa, bunu, bir tavır olarak görmek gerekir. Bülent Ecevit'in onu ziyaretinin de simgesel bir değeri var. Nitekim, Başkent Hastanesi de, nihayet yüksek sesle ifade edilmeye başlayan 'komplo' iddiaları için, ilk açıklamayı, Ecevit'in Tan'ı bir başka hastanede ziyaret ettiği gün yaptı... Bugün Türkiye'nin en çok konuştuğu konu Ecevit'in rahatsızlığı... Hayır Bülent Bey'in sağlık durumu daha keskin sinyaller vermiyor; tam tersine, insanlar iki ay evine kapatılan, bütün vücudunun döküldüğü iddia edilen birinin şimdiki hareketliliğini anlamakta zorlanıyorlar... Ben, “Adamı perişan ettiler” cümlesini kaç kez kendi kulaklarımla duydum... 'Komplo' iddiaları da buradan çıkıyor işte... Partisini bırakmayacağı anlaşılınca, birilerinin, ikili bir hesap yaptığını düşünüyor DSP'liler... Biri, Ecevit'in, işini yapamayacak kadar çok ağır hasta olduğuna inandırılması... Diğeri de, medyanın devreye sokulmasıyla başlayan incitici yayınlar yoluyla, Ecevit çiftinin, “Ne halleri varsa görsünler” noktasına getirilmesi... Hastalık derdine düşen, hakkında, “Pis geziyor” türü incitici yayınlar yapılan Ecevit'in, hükümetteki görevini ve parti liderliğini kendiliğinden bırakacağı hesaplanıyordu DSP'lilere göre... DSP'lilerin bu kuşkularının, Bülent ve Rahşan Ecevit tarafından da paylaşıldığını sanıyorum. Ancak, koskoca başbakan, kameralar karşısına çıkıp, “Beni aldattılar” diyemiyor... Emrehan Halıcı bile, 'komplo'dan kuşku duyduğunu açıkladı, ama Neşe Düzel'in ustaca sorularını da savuşturdu. Hepimizi yarı yarıya fakirleştiren 19 Şubat 2001 tarihli MGK toplantısında yaşananlar bile 'komplo'nun bir parçası olabilir mi? Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yolsuzluklar konusunda yaptığı çıkış, “Nankör kedi” tepkisiyle karşılanmıştı, hatırlayacaksınız... O toplantıda, “Halk Bankası'nda yolsuzluk var” diyen Sezer, Hüsamettin Özkan tarafından, “Sizin bu konulara girme yetkiniz yok” diyerek susturulmak istenmiş, Sezer de, anayasal yetkilerini vurgulamak için anayasa kitapçığını Özkan'ın önüne atmıştı... DSP'liler, şimdi, “O gün olup bitenler de komplonun bir parçası” demeye başladılar... Olaylara böyle 'komplo' mantığıyla yaklaşıldığında, o kavgadan sonra piyasaların 'aşırı' tepki göstermesini de kuşkuyla karşılamak gerekir. Öyle ya, hepimizi yarı yarıya fukaralaştıran o kriz patlamasaydı, şimdilerde YTP'nin 'can simidi' haline gelmiş Kemal Derviş'in ABD'den ithali söz konusu olmayacaktı... O büyük senaryonun bir parçası ise Kemal Derviş, Türk parasını bir gecede yarı yarıya değersizleştiren ekonomik kriz de 'yapay' olmak zorunda... En son bomba ise şu: Ecevit, kararlaştırıldığı gün hastane randevusuna gitseymiş, hekimler, kendisine, “İş göremez raporu” vereceklermiş... DSP'liler bütün bu kuşkularında haklı olabilirler mi? Bu soruya, benim durduğum yerde durup sağlıklı bir cevap bulmak mümkün değil. Üniversitesi de bulunan önemli bir hastanenin başhekimi ve doktorlarını da içine alan, devleti beş yıl boyunca yöneten bir kadrodan, başbakan yardımcısı, dışişleri bakanı ve ekonomiden sorumlu devlet bakanının bilgisi dahilinde yürütülen bir 'komplo', iddia olarak bile, akıllara ziyan bir görüntü... Ne yani, güzellikle kenara çekilmeye zorladıkları başbakan koltuğundan kalkmamakta inat ederse fişini mi çekeceklerdi? Burası ne kuzum, kumkumistan mı? Yalnız bu tür iddiaları hafife almak onların ortalıktan yokolmasını sağlamıyor. Beni bir barometre sayarsanız, başlangıçta daha hafif iddialara bile kulak vermeyen insanlar, bugünlerde çok büyük soru işaretlerini kendileri dile getiriyorlar... Akıl sağlığı yerinde bildiğim nicesi, dinleyeceğimi sanarak ne hikâyeler anlatıyor, bilemezsiniz... Doğru olan, artık gazete manşetlerine tırmanan kuşkuları bütünüyle dağıtacak bir girişimde bulunmaktır. Büyük bir hastaneyi, namlı hekimleri, köşe başlarını tutmuş ünlü yazarlar ve gazete yöneticilerini, halktan oy istemeye hazırlanan siyasileri zandan kurtarmak için bu şart. Söylentilerdeki gerçeklik payını araştırmak üzere bağımsız bir komisyon kurulmasına ne dersiniz? Hastalıklar ve kazaların çok sevdiği Ahmet Tan'a geçmiş olsun...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |