T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Yazıcıoğlu mağdurları

Kamuoyu yoklamalarında yüzde 20'lerde "Hiçbirisi" cevabı çıkıyor. Bunlar "kararsız" değil. Kararsızlar ayrı. Kararsızlar, seçimlere doğru karara varıyor ve partilerini seçiyor.

"Hiçbirisi" cevabı bir kararlılığı ortaya koyuyor. Bunlar, ihmal sonucu sandığa gitmeyenlerden de ayrı bir topluluğu oluşturuyor. Çünkü bu tavır, bir ihmali değil, bir kararlı tepkiselliği ihtiva ediyor.

Yüzde 20'lerde seyreden rakam, önemli bir rakam. Bununla birlikte, herhangi bir partiye oy verirken "kerhen", "ehveni şer" duygularıyla ya da "bakalım bu ne yapacak?" belirsizliği ile hareket edenler de gözönüne alındığında oy'una ümitsizlik yükleyen insan yüzdesi bir hayli yükseliyor.

İnsanların sandığa ülkenin ve kendisinin içinde bulunduğu olumsuz şartlardan kurtulmak için bir "ümit"le gittiği, bu ümidi farklı seçimlerde farklı partilere bağladığı, "hiçbiri"nde aradığını bulamadığı ve nihayet üstüste yaşadığı "ümit kırıklıkları" sebebiyle "Hiçbirisi" noktasına geldiği düşünülebilir.

"Hiçbiri" noktasına gelen seçmen kitlesi içinde hemen her toplum kesiminden insanın bulunduğu düşünülebilir. Soldan, sağdan, dindar kesimlerden veya hiçbir ideolojik duyarlılığı olmasa da sade sorunlu vatandaştan...

Zaman zaman içimi "Ben de bir hiçbiri adayı mıyım?" diye soruların kaplamadığı olmuyor değil. Kime oy vereceğim? Ve oyum geri dönüp beni vurmayacak? Ülkeme umutlu yarınlar getirecek?

Doğrusu tedirginim.

Belki böyle bir yazı seçimlerden hemen önce yazılabilir. Bugün yazmanın anlamı, parti yönetimlerine düşünme imkanı verebilir umuduna bağlıdır.

Bir aday adayı mesela...

Kaç gündür telefonlarım durmuyor. Elektronik postama mailler akıyor. "Nasıl olur da o adam oradan aday adayı olur?" diye soruyor insanlar?

Mesut Yılmaz onu, Başbakanlık Müsteşarı tayin etti ve bu sıfatıyla BÇG'nin yerine kurulan ve aynen onun sözümona sivil misyonunu üstlenen kurumun başına getirdi. Başbakanlık Takip Kurulu'nun... 28 Şubat süreci diye bilinen anaforda onun hazırladığı-hazırlattığı raporlarla İslam'la bir biçimde ilgisi bulunan insanlar fişlendi, devlet arşivine sakıncalı kişiler halinde girdi ve görevlerinden oldu...

"Bir gecede 200 kişiye kıyıldı" diyor bizzat bu operasyondan mağdur olan birisi... "Kıyılanların hiçbirisinin aşırı bir davranışı yoktu. Ama BÇG bittiyse bile, BTK da iş yapıyor görüntüsü vermek için insanlar kurban edildi."

Sözü edilen kişi Yaşar Yazıcıoğlu...

Adaylık için başvurduğu parti AKP.

İşte bu kabullenilmiyor AKP'ye ilgi duyan bir toplum kesiminde...

Dünkü Yeni Şafak'ın sürmanşetini hatırlayın.

"İçişleri eski Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'in giderayak görevden aldığı yolsuzlukla mücadele birimlerinde görevli polis müdürleri, bakanın seçim bölgesi olan Mersin'de karşı kampanya düzenliyor."

Mağduriyet yakıcı bir duygu. Ve tepkisi böyle oluyor. (Hiç unutmuyorum, Erbakan'ın başbakan olarak irtica suçlamasıyla birçok insanın ihraç edildiği YAŞ kararlarını onayladığı gün bana ulaşan tepkileri) Evet, mağduriyet yakıcı bir duygu.

Yaşar Yazıcıoğlu ya da Başbakanlık Takip Kurulu mağdurları hiç de Yücelen mağdurları gibi üç beş polis müdürü gibi sınırlı sayıda değil.

BTK ve onun illerdeki uzantısı olan kurullar, beş yıldan bu yana kaç insanın canını yaktı!

İnsanların tepkisi şöyle:

"Tamam anladık, AKP bir değişimin yansıması. Sistemle kavga etmesin. Ama bir süreç içinde yaşanan kıyımların sembol kurum ve kişilikleri ile bütünleşmek gibi bir zorunluluğu da olmamalı."

Ne anlama geliyor Yazıcıoğlu'nun AKP'de yer alışı, gerçekten meraka değer bir konu...

Acaba Yazıcıoğlu, AKP'de de BTK'daki misyonunu sürdürmekle mi görevlendirilmiştir? Yani adaylar bir de Yazıcıoğlu süzgecinden mi geçecek? (Nasıl sormazsınız?) Yoksa partinin yeteri kadar değişip değişmediğinin sağlamasını yapma amacını mı taşıyor olay? Yoksa Yazıcıoğlu, bir görevlendirmenin sevkiyle mi AKP'nin kapısını çalmıştır?

Ya Yazıcıoğlu'nun partiye alınışındaki hakim değerlendirme nedir? "Almazsak bazı çevrelerde nasıl karşılanır?" yaklaşımı mıdır, "Alırsak birtakım çevrelere daha çok güven vermiş oluruz" duygusu mu? Yoksa "Herkes adaylık için başvurabilir, nasıl olsa süzgeçten geçecek" serinkanlılığı mı?

Gerçekten traji-komik olaylar yaşıyoruz.

Hoş şu anda, Yazıcıoğlu'nun adaylığı kesin değil. Sadece bir başvuru ve aday adaylığı söz konusu.

Eminim parti yöneticileri bir değerlendirme yapacaklar.

Ayrıca, bu dönemi birlikte yaşadığımız, Ankara'da, siyasetin ve sosyal olayların merkezinde yer alan insanlara da sorulsa, eminim ki söz konusu kişi için hiç de "AK"layıcı bilgilere ulaşılamayacaktır. Bizzat AKP içinde Yazıcıoğlu ile yanyana durmaktan rahatsız olacak çok çok geniş bir insan topluluğu olduğuna da inanıyorum.

Aslında AKP'nin göstereceği aday yelpazesini ayrıca değerlendirmek istiyordum. Öğrendiğim kadarıyla şu ana kadar 3 bin kişi başvurmuş aday adayı olarak. Bunların içinde Nil Demirkazık gibisi de var, partinin değişim mantığını test etmek için, Yaşar Yazıcıoğlu gibileri de... (Bu arada Köksal Toptan'ın, Mehmet Aydın'ın katılmalarını bir kazanç olarak kaydetmek isterim. Mehmet Dülger'in katılması da hem sembolik niteliği itibariyle hem Sayın Dülger'in birikimi ile önemli bir artı olacaktır)

Bir kısım aday için de şunu söylemek isterim:

Hiç kimse, bir toplum kesimimin yüreğine yük olacak kişilikleri destekleme gibi bir sınava sokmamalı insanlarımızı... Kaybederler... "Hiçbiri" yüzdesini artırmaktan öte bir işe yaramaz bu tür tavırlar... İnsanları, iplerini çekenlere sandalye sunmak gibi acıdan zevk alan bir hüviyette görme yanlışına düşülmemeli.

Son söz: Partiye "AK" adını vermek, "AK"lığı korumak da çok önemlidir. Malum aklık üzerinde bir nokta bile dikkat çeker.


22 Ağustos 2002
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED