|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin 'siyasi gündemi'nin nasıl 'içerik'ten yoksun ve 'dedikodu endeksli' olduğu ve bunun kamuoyunun kafasını ne denli karıştırdığını anlayabilmek için Ankara'nın belli merkezlerine uğramak yetiyor. Örneğin, dün akşamüstü, Dışişleri Bakanlığı'nda Şükrü Sina Gürel'in daveti üzerine katıldığım 'AB'ye Türkiye lobisi nasıl yapılmalı' konulu toplantıdan çıktıktan sonra Hilton Oteli lobisine bir şey almak için uğradım ve büyük bir muhabir ve kameraman ordusuyla karşılaştım. 'Ne var' diye sorduğumda, meslektaşlarımız, Kemal Derviş'in az önce otele geldiğini ve ondan birkaç dakika sonra Hüsamettin Özkan'ın da asansöre binerek yukarı çıktığını, bir Kemal Derviş-Hüsamettin Özkan görüşmesinin başladığını bildirdiler. Kendi kaldığım yere dönüp, internete göz attığımda, tüm internet siteleri 'flaş, flaş' uyarısıyla Derviş-Özkan görüşmesini manşetlerine taşımışlardı bile... Derviş, topu topu iki saat önce Bülent Ecevit'le biraraya gelmişti ve Özkan'la görüşmesinin ardından Deniz Baykal'la yine biraraya gelecekti. Neler oluyordu? Derviş, ne yapıyordu? Heyecan, merak, spekülasyon, dedikodu... Hepsi birbirine karışmıştı. Bu 'karışıklık'tan üreyen 'haberler'in de kamuoyunun kafasını karıştırmaktan başka bir sonucu olmuyor ve Kemal Derviş'e ilişkin yukarıdaki soruları, kendiliğinden, beraberinde getirmiş oluyordu. Oysa, bunca heyecan, merak, spekülasyon ve dedikoduyu gerektirecek bir durum ortada yok. Tahlil yapmasını biliyorsanız, Kemal Derviş'in 'güzergahı'nı da, spekülasyon ve dedikoduya gerek bıraktırmayacak biçimde çözebilirsiniz. Bundan bir ay öncesinden başlayarak, ısrar ve inatla, Kemal Derviş'in 'troyka'nın bir parçası olmadığını ve olamayacağını gerekçeleriyle yazdık ve anlattık ve 'büyük medya'nın 'troyka' nitelemesinin aslında bir 'sanal troyka' olduğunu vurguladık. Sonuç ortada. Kemal Derviş'in YTP'ye niye gitmeyeceğini ve gitmesinin mümkün olmadığını, yine ısrar ve inatla, yazdık ve anlattık. Sonuç ortada. Dolayısıyla, Kemal Derviş'in Hüsamettin Özkan'la görüşmesinin 'solda birlik arayışları' ile hiçbir ilgisi yok. Bunu biliyoruz. Zira, Hüsamettin Özkan'ın 'sol' ile hiçbir ilgisi yok ve olmadı. Kemal Derviş'in, Özkan'ı herhangi bir 'ittifak'ın içine çekmek gibi bir hedefi de olamaz. Bunu bir kenara yazın. Ancak, Kemal Derviş'in bir 'medya grubu'nun kendisine ilişkin yürüttüğü ve bir hayli 'sinsi' tonlar taşıyan kampanyadan canının sıkıldığını sezmek mümkün ve bu tür çevreler ile Hüsamettin Özkan'ın irtibatının bulunduğu da bir sır değil. Bunu da bir kenara yazın. 'Hüsamettin Özkan'ın siyaseti bırakmasını Kemal Derviş'in engellediği'ne ilişkin haber ve yazıların 'dezenformasyon' olduğu ve Bülent Ecevit'te uyanan, Kemal Derviş'in DSP'nin 'kundaklanması'nda başı çektiği kanısının bu haberlerden kaynaklandığı ortaya çıkmıştı. Derviş, bunun üzerine Rahşan Ecevit'e telefon edip, bu tür haberlerin 'doğru olmadığını' bildirdiği biliniyor. Acaba, bu 'dezenformasyon'u kim yaptı; bir 'medya grubu'nu kim 'manipüle' ediyor dersiniz? Aynı 'medya grubu'nda birdenbire başlayan ve dikkat çekmeye başlayan 'AK Parti ve Tayyip Erdoğan aşkı'nın acaba gerekçesi nedir? Çok yakın zamana kadar, Tayyip Erdoğan'ın 'siyaset yasaklısı' olmasını savunan, AK Parti'nin 'değişmediğini', tersine 'takiyye' yaptığını ileri süren bu 'çevre' acaba 'iman'a mı geldi? Erdoğan ve AK Parti'nin 'hakkı'nı teslim etmeye mi başladı? Pek şüpheli. Kemal Derviş'i kendi 'senaryoları'nda uygun gördükleri 'role' razı edemedikleri vakit, önce 'ofis şantajı'nı denediler; tutmadı. Şimdi de, bir yandan DYP-ANAP ittifakını ve bu yolla 'seçimlerin erteletilmesi' fikrini yayıyorlar; diğer yandan AK Parti ve Tayyip Erdoğan'a çiçekler atarak, aslında 'anti-Kemal Derviş kampanyası'na yol veriyorlar. Bundan bir ay önce, YTP (İsmail Cem-Hüsamettin Özkan), bu 'çevre'nin 'öncü kuvveti' olarak sahneye itilmişti. Tutmadı. M.Ali Bayar'ın DTP'si de yavaş yavaş, YTP'den palamarı çözmeye bakıyor. Doğal olanı da bu zaten. YTP, şu anda 'öncü güç' olmaktan 'yedek güç' olmaya da doğru hızla kayıyor. Üçüncü kez bir amblem dahi bulamayarak, akıl almaz acemilikleri sergileyen bu parti, eğer dağılmadan kalabilirse tabii... Bütün bu 'olgular'dan hareket edilirse, Kemal Derviş'in 'solda geniş tabanlı birleşme' ekzersizleri içinde, YTP'den ziyade 'CHP-DSP dinamiği'ni oluşturmak daha öncelikli ve anlamlı sayılmalı. Buysa, Bülent Ecevit çiğnenerek yapılamaz. Ecevit-Derviş görüşmesini de, Deniz Baykal'ın Bülent Ecevit'e yaptığı ve 'onursal genel başkanlık' sıfatını telaffuz etmesini de, bu çerçevede anlamak ve algılamak gerekiyor. Yani? Yani, Türk siyaset gündeminin 'heyecanlı dinamiği', Deniz Baykal ile Kemal Derviş arasında cereyan eden görüşmeler. Bugün ya da yarın, belki yarından sonra bir sonuca erişilecek. Ve, Türk siyaseti, önümüzdeki haftadan itibaren 'sahici' ve 'öyle olması gereken' kulvarlardan akmaya başlayacak. Yani; 'dedikodulu haberler'e takılmayın. 'Esas'ı kaçırmayın...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |