T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hocam Deniz Baykal değişmiş olabilir mi?

"Deniz Baykal'la 1968 yılında, Mülkiye'nin son sınıfında tanıştım. Genç bir doktor asistandı. Yanılmıyorsam 'Siyasal Katılım' dersine giriyordu. Anlattığı konular, verdiği örnekler ve okuma ödevleri ilgimizi çekiyordu. Bu dersi ve Deniz hocayı seviyorduk. Derste her türlü düşünceyi ileri sürüp tartışabiliyorduk.

Demokrat bir hocaydı açıkçası...

Şimdi bu yazıyı yazarken onun demokratlığına ve hoşgörüsüne sığınıyorum.

Aradan onca sene geçti, Baykal siyasete atıldı. Ben gazeteci oldum, ama ona yine de her gördüğüm yerde 'Hocam' diyorum. Hocam, sosyal demokrat kanatta adından hep söz edilen, ama adından hep 'haksızlığa uğramış bir lider adayı' olarak söz edilen bir politikacı oldu. Üstelik adı bir de hizipçiye çıktı. İsmet İnönü sonrası CHP'den bu yana, Deniz hoca hep hiziplerin, çekişmelerin, olağanüstü kurultayların, kurultaylardaki gizli liste savaşlarının bir numaralı kahramanı olarak tanındı.

Şimdi de öyle...

Ama bu kez kendisini çekişmelerin dışında tutmaya özen gösterdi. Bu kez Baykal'ın sadık adamları iki yıldır Türkiye'yi örgüt örgüt dolaşıyor. Tek tek delege bazında çalışarak liderlerini yıpratmadan CHP'nin başına getirmek için kahramanca mücadele ediyorlar. Hocam bu kez öyle kongre kongre dolaşmadı. Geri planda kalarak, genel başkan olabilmesi için ne kadar delege gerekiyorsa o kadar delegenin temin edilmesi konusunda yapılanları gözden geçirdi. Hatta partisi CHP, daha SHP ile birleşmeden hem kendi tabanını sağlam tuttu, hem de SHP'nin delegelerine el attı.

Şimdi önünde çok kısa bir süre var. Genel başkan olmak için... Yıllarca özlediği, beklediği koltuğa oturacak. Türkiye'nin bu en eski ve tek sosyal demokrat (!) partisinin başına geçecek. Yapılan hesaplar onu gösteriyor.

Üstelik "Canım bu partide herkes genel başkan oldu, Baykal neden olmasın?" propagandası da bu kez oldukça etkili... 'Aslan sosyal demokratlar' şimdiye kadar 'hizipçi', 'bölücü', 'dar kadrocu' diye suçlayarak iktidarı bir türlü vermedikleri Baykal'ı artık partinin kurtarıcısı olarak görmek istiyorlar.

Şimdi artık ben de Baykal'ın genel başkan olmasını istiyorum. Bu kuşkusuz beni ilgilendiren bir olay değil, ama yine de istiyorum. Çünkü, bu partinin asıl sorununun iktidara susamış liderler olmadığı anlaşılsın istiyorum. Asıl sorunun, halkın değişen ihtiyaçlarına ve taleplerine cevap verecek özgürlükçü, katılımcı bir parti oluşturmak olduğunun ortaya çıkmasını istiyorum.

Onunla en son Diyarbakır'da karşılaştım. İki yıl önce... 1993 yılının sonbaharıydı. PKK Güneydoğu'da basın faaliyetlerine yasak getirmişti. Bunun üzerine birçok gazete ve ajans Bölge'deki faaliyetlerine son verdi. Mesleği bırakan, hatta başka kentlere gidenler oldu. Ben meslek hayatım boyunca her türlü yasağa karşı çıkmış bir gazeteci olarak bu yasağa da karşı çıktım. PKK'nın benim gazetecilik faaliyetimi engellemesine izin vermeyeceğimi söyleyerek Diyarbakır'a uçtum.

O sırada Bölge'de gazeteci olarak bir tek ben ve foto muhabiri arkadaşım vardı.

O günlerin birinde Lice olayları patlak verdi. Lice'ye giriş çıkış yasaktı. Ertesi gün, olaylar devam ederken Demir Otel'de Baykal ve arkadaşlarını gördüm. Diyarbakır'a gelişlerinin Bölge'deki basın yasağıyla da, Lice olaylarıyla da bir ilgisi yoktu. Bölge toplantısı için tesadüfen oradaydılar.

Deniz hocaya, birlikte Lice'ye gitmeyi önerdim. Pek ihtimal vermiyordum ama, belki bir siyasi parti lideri ile birlikte Lice'ye girme olanağı bulunabilirdi.

Ancak CHP otobüsü Lice'ye 10 kilometre kala bir üsteğmen tarafından durduruldu. Uzaklarda, yakılan Lice'den dumanlar göğe yükseliyordu. Baykal o gün Lice'ye girebilmek için bayağı çaba harcadı. İçişleri Bakanı'nı aradı, ama sonuç alamadı. Böylece, belki de hayatında ilk kez, sivil otoritenin askerler üzerinde bir etki yaratmadığını acı bir şekilde öğrenmiş oldu. O gün Lice'ye giremedik. Ama bu olaydan etkilenen Deniz Hoca, bölge sorunlarıyla ilgili oldukça gerçekçi saptamalar yaptı, demeçler verdi.

O açıklamalar Hocam'ın belki de Türkiye'nin sorunlarıyla ilgili son açıklamaları oldu. Belki yanılıyorum ama, o günden beri ben hocamdan, Türkiye ve dünya sorunlarıyla ilgili değerlendirmeler, çözüm önerileri falan işitemiyorum. Dolasıyla düşünüyorum ki, hocam bütün çalışmasını parti içi iktidar için yapıyor. Oysa hocamın bize öğrettiğine göre, siyasi partiler ülkenin yönetimine taliptir. Amaçları iktidar olmaktır. Öyleyse bir partinin liderliğine talip olan bir politikacının da kendisini o ülkenin muhtemel lideri olarak görmesi şarttır. Bir ülkenin liderliğine soyunan politikacının ise o ülkenin temel sorunları için çözüm önerileri geliştirmesi ve bunları kamuoyuna açıklaması gerekir.

Ama ben nedense hocamda bunları bulamıyorum.

Belki de hocam şimdilerde "Önce parti içi iktidar; sonra Türkiye'nin meseleleri" diyor. Ama bu konuda benim bazı tereddütlerim var. Kabahat bende değil; kendisi öğretti. Sözgelimi, "Bir siyasi parti halkın ne istediğini tam olarak anlayamıyor, halkın menfaatlerinden yana bir politika üretemiyorsa, tarihin karanlık sayfalarında arşiv olmaya mahkumdur" demişti... Ben bu dersi unutmamışım...

Hocam böyle diyordu...

Acaba şimdi ne diyor?"

NOT: Bu yazı 7 yıl önce yazıldı. Bu zaman zarfında hocam acaba değişti mi?

Belki artık parti içi iktidar derdi yok. Dikensiz bir gül bahçesi var elinde.

Onun değiştiğini zanneden erke meraklı bazı arkadaşlarımın haline bakıp gülmek geliyor içimden.

Evet, acaba Deniz Baykal hocam şimdi ne diyor?

Acaba artık sıra Türkiye'nin meselelerine geldi mi? 30 yıl sonra?


22 Ağustos 2002
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED