|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İki isimden sözedeceğim; birincisi "ithal" edilmiş (ya da meşrebinize göre "imal") edilmiş, kendi ifadesiyle "politika acemisi" bir mavikan. Kemal Derviş. Temiz yüzlü, güleç, efendiden bir adam. Politik ihtirası yoktu, öyle lanse edilmişti. Parti kuracak, solu (hadi "adam edecek" demeyelim de) liberalize edecek ve seçimlere "Türkiye'yi ekonomik krizden kurtaran adam" olarak girecekti. Ama o CHP'ye stepne yazılmayı tercih etti. Doğrusu buydu belki de, bilmiyorum. Derviş'li CHP, moda ifadesiyle söylersek, "aşırılıklardan arınmış", daha "steril" bir ortamda siyaset yapacağı için, türdeşlerine göre daha şanslı. En azından baraj sorunu yok. 3 Kasım'dan sonra, baraj sorunu olmayan bir başka partiyle (örneğin DYP'yle) izdivacı bile sözkonusu... Yani, uluslararası sistemin Türk siyasetini dizayn etme çalışmaları ters tepmezse (ki, bugüne kadar hep ters tepmiştir), ufukta, siyaset sahnesinde yeni yüzlerin boygöstereceği idealsiz, vizyonsuz, tarihsel iddialarından vazgeçmiş küçük, şirin, mini minnacık ama "görece zengin" bir Türkiye görünüyor. Hayırlısı... Fakat ben Kemal Derviş'ten sözetmek istiyordum. Hikayeyi Sefa Kaplan yazmıştı. Derviş, bir tarihlerde, Özal'ın ekonomi heyetinin bir toplantısına katılmak için Başbakanlık Konutu'na gider. Kapının önünde yığılmış ayakkabıları, botları, postalları görünce şaşırır. Biraz da bozulur tabii... Konuta, "bilgisinden, görgüsünden yararlanılmak" üzere çağrılmıştır. O dakka kararını verir: "Ben bu ekiple çalışamam!" Bazıları onu "solcu" sanıyor ama Derviş "evinde ayakkabı çıkarılan" bir siyasetçiyle çalışmayacak kadar süzülmüş bir aristokrat; bugüne kadar "toprak"la, "insan"la, "kara kalabalıklar"la bir ünsiyeti olmamış... Sözetmek istediğim ikinci isim kim? Hayır, Türkiye'yi kurtarmaya aday değil. Belki bilgisiyle, görgüsüyle, entelektüel düzeyiyle "Türkiye'yi kurtarmaya aday bir oluşumda" bir cüz, bir unsur, bir "bağlantı elemanı" olabilir. Siz onu Kemal Tahir üzerine yaptığı araştırmalardan ve şiirlerinden tanıyorsunuz. "Çerağ"dan... "Kendini Yusuf Gören"den... "Malcolm X"ten... Ben onu uzun "kanalboyu" yürüyüşlerinden, Kernek'ten, Gündüzbey'den, bahçe gezilerinden, Tuba Kitabevi akşamlarından, Boğaziçi'nden tanıyorum. "Kayısı aşısı mucidi" ilk Yüksek Ziraat Mühendisi'ydi. Uzun yıllar doğduğu topraklarda hizmet verdi. Sonra Ankara bürokrasisine karıştı. Ama toprakla, insanla, kara kalabalıklarla ilişkisini kesmedi. Şairdi. Aynı zamanda kayısı istihsalini, hangi ağaçta hangi meyvenin yetiştiğini, hangi yaprağın hangi ağaca ait olduğunu, ağaçların yaşının, gücünün nasıl anlaşılacağını öğreten adamdı. Laf aramızda, bu satırların yazarını "yazı-çizi" işlerine bulaştıran odur. Elinden tutup ilk öyküsünü yayımlatan, Kemal Tahir'i, Edip Cansever'i, Cahit Zarifoğlu'nu, Malcolm X'i öğreten. İsmi Cumali Ünaldı. Geçenlerde, Malatya'dan milletvekili adayı olduğunu istihbar ettim ve çok sevindim. Kasım 87 tarihli gönderisinde, "ben giderim tütünüm ve harcım kalır" diyordu. Başarılı bir siyasetçi olacaktır, eminim. Ama ben onun, gücünü bu topraklardan, bu topraklara ait kültürden, ilişki düzeninden, üretim biçiminden alan dizelerini daha çok özlüyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |