|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yaklaşan seçimin dikkat çeken özelliği yeni kurulan bir parti olan AK Parti'nin ve son seçimlerde Meclis'e giremeyen CHP'nin yükselişi değildir. Bu kez, terazinin bir kefesi yükselirken diğer kefesi daha önce görülmemiş biçimde sıralamanın tabanına yaklaşıyor. Bu partiler; yani başta ANAP olmak üzere MHP, DYP ve DSP tabana yaklaştıkça da siyasetin yeni eksenine ilişkin tarif ihtiyacı büyüyor. Bu ihtiyaç, "merkez kimin olacak?" sorusundan daha da önemli olarak, "AK Parti'nin merkeze getireceği tanım ne olacak?" noktasında düğümlenmektedir. Oy oranı kendi itirafıyla "yüzde 5-10 aralığı"na sıkışmış olan ANAP'ın ya da aynı seviyede dolaşan DYP'nin merkezdeki ağırlık noktası olamayacağı kesinkes belli olduktan sonra AK Parti'nin ne kadar oy alacağı kadar ne diyeceği de fevkalade önemli hale gelmiştir. Aynı şekilde CHP'nin de, "Anadolu Solu" sloganından öte gerçekte nasıl yenilendiğini anlatması gerekmektedir. Yine de bu soruların cevabını almak için partilerin bütün netlikleriyle tartıya çıkacakları günleri, yani propaganda dönemini bekleyeceğiz. Ancak yeni döneme ilişkin birçok malzeme daha şimdiden ortaya çıkmış bulunmaktadır. Yani, yeni merkezin nasıl olacağı henüz netleşmemiş ama eskisinin ne durumda olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır. Bugünlerde ve anlaşılan bundan sonra da izleyeceğimiz filmin adı, "merkezin tükenişi" olacak. Eldeki malzemeler gösteriyor ki, merkezin değil "geleneksel merkez sağ"ın misyonunun bittiği hiçbir şüpheye mahal kalmayacak kesinlikte belli olmuştur. Bu elbette, merkezin yeni ev sahipliğinin Kemal Derviş takviyeli CHP olabileceği anlamına gelmiyor. Zira; biten sadece geleneksel sağcılık değil devleti halkın önüne koyan, merkezde kümelenip çevreyi ıskalayan ve nihayet, topyekün bir uzlaşma yerine sınırlı bir el sıkışmayla iktifa eden anlayıştır. Dolayısıyla, sadece ANAP, DYP değil, DSP ile birlikte CHP'nin klasik politikaları da misyonunu tüketmiştir. Sözgelimi, kişisel sempatisi bir yana, "Dervişyen" ekonomi-politik tümden iptal olmuştur. Yine de Ecevit'in çöküşünü ayrı tutarsak, bu bitişin bariz görüntüsü sağ cenahta verilmiştir. ANAP ile DYP arasındaki hükümet pazarlığı bu durumun bando-mızıka ile ilanı anlamına gelmektedir. Ve bu gizli pazarlıklar 3 Kasım'a ilişkin bütün anketlerden daha yüksek değer taşımakta, siyasetteki yeni güç dağılımının merkezdeki iki parti tarafından ne kadar büyük bir dehşet habercisi olarak algılandığını göstermektedir. Zaten, bu dehşeti hissetmeyenler, seçimleri erteletmeye, hükümeti yıkmaya ve suları tersine akıtmaya kalkışamazlar. Sadece ANAP değil, kendisini dev aynasında gören DYP de bu girişime dahil olmakla seçmen nezdindeki pozisyonunu tanımlamış oldu. Üstelik, bu girişimin deşifre olması yetmezmiş gibi üstüne bir de "gensoru" yoluyla hükümeti düşürme planına göz kırparak siyaset alanını kendi eliyle sınırladı. İşte bu da bir ankettir. Seçimden umudu olan; sözgelimi en az ikincilik ya da üçüncülük uman bir parti iki ay sonra gelecek sandık desteğini elinin tersiyle itip perde arkasında iktidar arar mı? Öyle ki Tansu Çiller, geçen seçim öncesi Mesut Yılmaz'la birlikte Ecevit'e altın tepsi içinde sunduğu başbakanlığı ve dolayısıyla 3,5 yıllık iktidarı bugün seçimi erteletme pahasına ararken neleri yitirdiğini farkedemiyor. DYP de ANAP gibi sadece birebir anketlerde değil, genel eğilimlerden çıkartılabilecek gerçek anketlerde de eriyip gidiyor. Seçim dışındaki her girişim bu anketlere örnektir. Medyanın, bütün zorlamalara rağmen bu partilerden bir umut çıkartamaması da öyle. Ülkenin içinde bulunduğu durumdan çıkışı için kalabalıkların onlar için hep birden "evet işte bu..." diyememesi de öyledir. Üç aşağı beş yukarı rakamların borsa gibi inişi ve çıkışından daha önemli olan da işte budur. 3 Kasım'a ilişkin gerçek anketler liderlerin gözlerindeki endişede, esen rüzgarın istikametinde gizlidir. Her senaryo ve her pazarlık, masanın etrafında oturanları küçültüyor, masaya oturmayı reddedenleri büyütüyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |