T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Engeller bitmiyor

Halâ seçimlerin ertelenmesinden medet umanlar var. Halâ, Tayyip Erdoğan'ın Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçimlere sokulmamasını makûl karşılayanlar var.

Halâ, Erbakan'ın, 5 yıllık siyaset yasağı olduğunu, bağımsız milletvekili adayı sıfatıyla dahi seçimlere katılamayacağını söyleyenler var.

Bağımsız milletvekili

Sondan başlayarak, düşüncelerimizi ortaya koyalım.

Anayasa'nın 69'uncu maddesi, bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan ve faaliyetleriyle sebeb olanların... 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamayacağını öngörüyor.

Anayasa'da milletvekili seçilmesine bir sınır getirilmemiş. Ama, siyasi bir partinin üyesi olamayacağına göre, bu parti listesinden milletvekili adayı olamaması da, hükmün tabiî sonucu.

Anayasa'nın 69'uncu maddesi değiştirildikten sonra, Siyasi Partiler Kanunu'nun bir çok maddesi, bu arada 95'inci maddesi de değiştirildi. (Kanun no: 4445, Kabul tarihi: 12.8.1999)

Değişik 95'inci madde, partinin kapatılmasına yol açanların 5 yıl süreyle, bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamayacağını öngörüyor ve ilâve ediyor: "Siyasi partiler, bu kişileri hiçbir suretle, seçimlerde aday gösteremezler."

Siyasi Partiler Kanunu'nun 95'inci maddesi değişiklikten önce, siyasi yasağın 10 yıl olduğunu ifade ediyor ve bu 10 yıl zarfında milletvekili seçilemeyeceklerinin altını çiziyordu:

Eski 95'inci maddeye göre "Fiilleriyle bir partinin kapatılmasına sebeb olanlar, 10 yıl süreyle bir siyasi partiye alınamazlar ve milletvekilliği için aday olamazlar."

* * *

1999 seçimlerinde, Erbakan bağımsız aday olmak istemişti. Aslında Anayasa değişikliği ona bu imkânı tanıyordu. Henüz, uyum yasaları çıkarılmadığı için, 95'inci maddedeki 10 yıl siyaset yasağı ve milletvekili seçilme yasağı sürüyordu. Anayasa'ya açık aykırılık mevcuttu. Buna rağmen Erbakan'a bağımsız adaylık için geçit verilmedi.

Bu defa durum farklı; çünkü 95'inci madde seçimlerden sonra değiştirildi. Yasak kapsamında bulunanların, sadece bir parti tarafından aday gösterilemeyeceği hususu benimsendi.

3 Eylül belirleyici mi?

Erbakan'ın 312'nci maddeden mahkûmiyeti de, erteleme kapsamına girdi. Anayasa Mahkemesi'nin görüşüne göre, cezası, 3 Eylül 1999'dan sonra infaz edilenler, erteleme yasasından yararlanabilir.

Anayasa Mahkemesi, Hasan Celâl Güzel ile ilgili kararında, şöyle bir mantık yürütüyordu:

1) 3 Eylül 1999'da çıkarılan 4454 sayılı yasada sadece basın suçları erteleniyor; panelde, mitingte yapılan konuşmalar suretiyle işlenen suçlar kapsama alınmıyordu.

2) Anayasa Mahkemesi, kanunun ilgili maddesini eşitlik gerekçesiyle bozdu.

3) Meclis, bunun üzerine 22 Ağustos 2000'de 4616 sayılı yasayı çıkarttı. Bu yasanın ikinci maddesi, 4454 sayılı yasada, Anayasa Mahkemesi'nin talep ettiği değişikliği gerçekleştirerek, basın suçlarındaki ertelemeyi, panel ve mitinglerde yapılan konuşmalara da tanıdı.

* * *

Anayasa Mahkemesi, 4616 sayılı yasa, 22 Aralık 2000'de yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, -3 Eylül 1999'da çıkarılan 4454 sayılı yasayı değiştirdiği için- panel ve mitinglerde işlenen düşünce suçlarının cezalarının, 3 Eylül 1999'dan itibaren ertelendiğini kabul ediyor.

İnfaz ve erteleme

Anayasa Mahkemesi, Hasan Celâl Güzel hakkında, aşağıdaki hükme varıyor: "3 Eylül 1999'da, 4454 sayılı yasa bugünkü haliyle var olsaydı, Güzel bundan yararlanacaktı. Çünkü cezası 16 aralık 1999'da infaz edilmeye başlandı. Ama, 3 Eylül 1999'da, 4454 sayılı yasa bugünkü haliyle var olmadığı için, Hasan Celâl Güzel'in cezası infaz edildi. İnfaz edilen bir ceza ertelenemez. Fakat, cezalarla, mahkumiyete bağlı sonuçlar bir bütündür. Lehe olan hükümlerden, Hasan Celâl Güzel yararlanmalıdır. Güzel'in, mahkûmiyetine bağlı hak mahrumiyetinin kaldırılması, Türk Ceza Kanunu'nun -lehte olan hükümler geriye işler- maddesinin (2'nci madde, 2'nci fıkra) bir gereğidir. Sadece cezasını çekmemiş mahkûmların erteleme kapsamında düşünülmesi, hapis cezası infaz edilmişlerin bundan yararlandırılmaması, yanlış bir yorumdur. Güzel ile aynı durumda bulunan bir kişinin, cezasını çekmemek için yurt dışına kaçması ve 4454 sayılı yasa değiştikten sonra gelmesi halinde, kaçan kişinin cezasının bütün sonuçlarıyla ertelenmesi, aslî cezası infaz edilen Güzel'in ise düzenlemelerden yararlandırılmaması düşünülemez.

4454 sayılı yasa 3 yıllık bir deneme süresi tanıyor. Bu deneme süresi sonunda (3 Eylül 2002'de) mahkûmiyet, esasen vaki olmamış sayılıyor. Bu tarihten itibaren haklar üzerindeki yasaklamalar kendiliğinden, bütünüyle ortadan kalkıyor. 3 yıllık deneme süresinde ise, ana ceza gibi, mahkûmiyetten doğan diğer kısıtlamalar da ertelenmiş sayılıyor."

Erdoğan'ın durumu

Hasan Celâl Güzel'in cezasının infazı 16 Aralık 1999'da (3 Eylül 1999'dan sonra) başladı. Erbakan ise, cezası infaz edilmeden yasa değişikliğinden yararlandı. Dolayısıyla erteleme kapsamında olduğuna dair bir şüphe yok orta yerde.

Sorun, Tayyip Erdoğan ile ilgili. Anayasa Mahkemesi, bu konuda çelişkili bir karar veriyor: "Tayyip Erdoğan'ın cezasının infazı 26 Mart 1999'da başladı; 24 Temmuz 1999'da tahliye oldu. 4454 sayılı yasa 3 Eylül 1999'da yayınlandı. Cezası tamamen infaz olduktan sonra çıkan 4454 sayılı yasa kapsamına Erdoğan girmiyor" diyor.

Halbuki,

1) Erdoğan infaz hükümlerinden yararlanarak tahliye olmasaydı, bihakkın tahliye tarihi 20 Ocak 2000 idi. Normal ceza süresi, 20 Ocak 2000'de bitiyordu. Bu tarih, yasanın çıktığı 3 Eylül 1999'dan sonraya denk geliyor. Demek Anayasa Mahkemesi'nin yürüttüğü mantığa göre de, Erdoğan'ın, ertelenme yasasından yararlanması lâzım.

2) Kaldı ki, Hasan Celâl Güzel için Anayasa Mahkemesi'nin yaptığı yorum, Tayyip Erdoğan için de geçerlidir. Bir kişi, yurt dışına kaçıp cezasının infazını geciktirse, sonra Türkiye'ye gelse, bu kanundan yararlanacak, ama cezası infaz edilen kişi kapsam dışı kalacak.

Erteleme yasasından yararlanmak için, cezanın infaz tarihi değil, suçun işlendiği tarih önemlidir. 23 Nisan 1999'dan önce işlenen bütün suçlar kapsama alınmıştır.

312 ve Erdoğan

Tayyip Erdoğan hatalı yorumlarla, erteleme yasasının dışında bırakılsa bile, 312'nci madde değişikliği ile, sadece kamu düzeni açısından tehlike yaratacak biçimde halkı kin ve düşmanlığa tahrikin cezalandırılması kabul edilmiştir. Oysa, mahkûmiyet kararına bakıldığında, Tayyip Erdoğan'ın fiilinin suç olmaktan çıktığı görülmektedir. Zira Tayyip Erdoğan, eski 312'den mahkûm olurken, ağırlaştırıcı sebebe dayanılmamıştır. 312'nci madde değişikliği ile, suçun ağırlaştırıcı sebebi, suçun aslî unsuru haline gelmiştir.

Türkiye, normal bir ülke olsa, Diyarbakır DGM'nin, 312'nci madde değişikliğinden yola çıkarak, Tayyip Erdoğan'ın suçunu, sicil kaydından düşürmesi gerekirdi. Bu yapılmamıştır. Konu, Yargıtay'ın önündedir. Yargıtay'ın, Yüksek Seçim Kurulu'na ışık tutacak bir karar verip vermeyeceği de bilinmiyor.

Aslında, Yüksek Seçim Kurulu üyeleri, 312'nci maddenin değiştiğinin farkında.

Üstelik 20 Ocak 2003'te, bihakkın tahliyesinin üzerinden 3 sene geçtikten sonra, Tayyip Erdoğan mahkemeden memnu haklarının iadesini de isteyebilir.

Kim ne derse desin, Yüksek Seçim Kurulu'nun bariz bir kanunsuzluğa âlet olmayacağını düşünüyoruz.

Tıpkı, seçim kararının ertelenmesinin mümkün olmadığını düşündüğümüz gibi.

Acaba fazla iyimser miyiz?


30 Ağustos 2002
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED