|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dünkü yazıda "Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi Hakkında Yönetmelik"i gözden geçirmiştik. Bugün sıra RTÜK tarafından hazırlanıp geçenlerde açıklanan (ama ne hikmetse kimsenin itibar etmediği) "Radyo ve Televizyon Yayınlarının Dili Hakkında Yönetmelik"te... Bilmiyorum, hiç sanmam ama belki de aranızdan bazıları "Durdun durdun da müktesebatımızın sakat yönlerini hatırlatmak için Kopenhag Zirvesi'nin arifesini mi bekledin?" de diyordur! Aslında yalan değil, biraz da öyle; bu hatırlatmaları Kopenhag'ta elimize tutuşturulacak "tarih" moralimizi fazla bozmasın, "Eee canım adamlar haklı, bize de yapacak daha çok iş düşüyor" diye düşünmemiz için yapıyorum! RTÜK Başkanı Fatih Karaca, hazırlayıp açıkladıkları yönetmelikle ilgili olarak "AB ile ilişkilerin iyileştirilmesi amacıyla daha erken tamamladık" diyor. Karaca, hazırladıkları yönetmelik çerçevesinde yayınların başlaması için bir an önce harekete geçeceklerini hatırlattıktan sonra da şöyle diyor: "Bu 12 Aralık'taki zirve için de önemli. Biz de bu çalışmaların takipçisi olacağız." Hadi bakalım hayırlısı..... Doğrusunu söylemek gerekirse, RTÜK Başkanı'nın açıkladığı 'yönetmelik'i "12 Aralık" ruhuna çok uygun bulmadım. Dün yazmıştım, aşağı yukarı, "anadilde öğretim" yönetmeliğinin ruhuna benzer bir ruhla karşı karşıyayız... Bu "ruh" da, hatırlayanlar vardır, aşağı yukarı şöyle bir şeydi: "Hak" var, "yasa" var, ama kusura bakmayın ne yazık ki yönetmelik bu hak ve yasanın uygulanmasına engel! Belli ki, ilki gibi bu yönetmelik de "hikmet-i hükümet"in ete kemiğe bürünmüş bir halinden başka bir şey olmayan "bürokrasi"nin telkin ve tavsiyeleri doğrultusunda kaleme alınmış. Zaten Karaca da gazetecilerin "Genelkurmay'dan ya da diğer kurum ve kuruluşlardan bu yönetmelik hakkında olumsuz bir görüş gelip gelmediği" yolundaki sorusuna "Biz yola çıktıktan sonra değil, yola çıkmadan önce bütün kamu kuruluşlarından görüş aldık. Çünkü onları etkilemek istemedik. Ama şundan emin olun ki, tüm kamu ve kuruluşları hemen hepsi aynı doğrultuda görüş bildirdiler" şeklinde cevap veriyor. Ne diyelim, çok güzel yapmışsınız; madem öyle 12 Aralık'ta verilecek "tarih"i de onlar belirlesin bari! Karaca'nın tüm kamu kuruluşlarının hepsinin "aynı doğrultuda" görüş bildirdiklerini hatırlatmasını da doğrusu gereksiz buldum. Başka türlüsü zaten mümkün mü? Bu derece "mükemmel" bir 'yönetmelik'e bu dünyada kim "hayır" diyebilir. RTÜK epeyce "kurnazca" davranarak, meseleyi kökünden halletmiş: "Anadilde yayın sadece TRT'de". Görüyorsunuz, bundan daha uygun bir çözüm akla gelebilir mi? RTÜK'ün TRT üzerinde denetim yetkisi yok ama olsun; bu memlekette radyo ve televizyonlarda Kürtçe yayın yapılacaksa, bu görevi de TRT yerine getirebilir ancak! Peki ya TRT dışında kalan ve sayıları binlerle ifade edilen radyo ve televizyon kanalları? Hayır, onlara böyle "nazik" bir konuda yayın hakkı tanınamaz; bu yayınlar madem ki "özellikle ülkenin bölünmez bütünlüğüne, cumhuriyetimizin temel ilkelerine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı olamayacaktır" o halde bu iş TRT'den başkasına terkedilemez... Sanırsınız ki "anadilde yayın"a izin veren yasa, radyo ve televizyon kanallarında her gün dinlediğimiz ya da izlediğimiz Türkçe yüzlerce programın pekâla mümkün Kürtçe, Çerkezce, Lazca ya da ne bileyim mesela Boşnakça versiyonu değil de, her fırsatta "Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri"nin konu edileceği programlar için öngörülmüş! Aşkolsun doğrusu; memleketin RTÜK'ü ancak bu kadar teyakkuz halinde olabilir... Söyler misiniz, bir ülkenin "özgüveni" bu derece az, Türkçe dışındaki dillere bu derece "korkuyla" bakan, Türkçe dışındaki dillerle sadece "devlet meselesi"nin konuşulabileceğini sanan bu derece "paranoyak" bir yayın politikası olabilir mi? Sanki anadilleri Türkçe olmayan milletler ağızlarını her açtıklarında "ülkenin bölünmez bütünlüğü" meselesini irdelemekteler... Onlar sanki "şarkı-türkü", "politika", "ekonomi" ve hatta "televole kültürü"nden hepten uzak yaşıyor, her sabah "devletin milleti ve ülkesiyle bütünlüğü"yle kalkıp onunla yatıyorlar... Yönetmelikte haddinden fazla "komik" düzenlemeler de eksik değil. Mesela, radyolarda (tabii ki TRT'den) yapılacak "anadilde" yayın programları "biter bitmez", "Türkçe tercümenin verilmesi" şartı. Anlaşılıyor ki, televizyon yayınlarında "altyazı" ile meseleyi çözen RTÜK, sıra radyolara gelince bula bula bu formülü bulmuş... Yönetmelikle ilgili basında yer alan haberlerde bu uygulamayla ilgili başka bir bilgi yer almıyor; sadece "yayın biter bitmez Türkçe tercüme" denmiş. Düşünebiliyor musunuz, 'yönetmelik'le zaten günde 45 dakika, haftada 4 saati geçmemesi karara bağlanan radyo yayınlarında belki bir o kadar zaman da "tercüme" ile geçecek! Bundan sıkıcı bir radyo programı tasavvur edebiliyor musunuz? Türküsü, haberi, yorumu vs. içinde olmak üzere hepsi hepsi 45 dakika Kürtçe yayın ve hemen, yani "yayın biter bitmez" başlayan bir 45 dakikalık "tercüme" faslı... Ve belki "tercüme" faslında şöyle anonslar: "Şimdi de, programımızın ilk 20 dakikalık bölümünde tartışılan 'devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğü' konusunun özetini veriyoruz!" RTÜK'ün aklına şu sorular tabii ki gelmiyor: 1- Kürtçe bilmeyenler Kürtçe programın tercümesini niye dinlesin? 2- Bu "tercüme" işi sadece Türkçe bilenleri "rahatlatmak" için düşünülmüşse, onlar program gibi "tercüme"yi yapanın da Kürt olduğunu bilmiyorlar mı? 3- TRT bünyesinde "Kürtçe bilen eleman" kadrosu bulundurmak bugüne kadar memnu olduğuna göre, günlük 45 dakikalık Kürtçe "program" ve "tercümesi"ni "Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusu"nda Kürtlerden başka kim yapabilir? Sonuç olarak, "Maksat AB alışverişte görsün!" mantığıyla çıkarılan bu yönetmeliklerin hiçbirinin kalıcı değeri yok... Ve bu "alışveriş"te unutmamamız gereken asıl husus, herşeyden önce "onları" değil "kendimizi" aldatmamak... Ama neyse, nasıl olsa daha önümüzde hiç değilse iki yıl var bu işleri yoluna koymak ve kendimizi "aldatmaktan" uzaklaşmak için...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |