T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Artık durumdan vazife çıkmıyor

Konu, Genelkurmay'daki "bilgilendirme toplantısı", daha doğrusu askerlerin Başbakan Abdullah Gül ve beraberindeki heyete verdiği detaylı brifing...

Mutad toplantılardan biriydi...

Ağırlıklı olarak Kıbrıs, Avrupa Birliği ve Irak meselesi konuşuldu.

İç meseleler de gündeme geldi.

Yani, "bölücü ve irticai" faaliyetlerle ilgili özet bilgiler sunuldu.

Bunu, toplantı sonrası, Başbakan Abdullah Gül'ün beyanlarından öğreniyoruz.

Hayır, öyle olmamış.

Arkaik gazeteye göre, askerler "28 Şubat kararlılığı"nı sergilemişler ve bu yoldan dönüş olmadığını bildirmişler.

Nedir bu yol?

Tarihe "fişleme düzeni" olarak geçen pro-militer süreç mi?

Toplantıda ne konuşulduğu kimseyi ilgilendirmiyor aslında.

Zaten konuşulanlar "gizli" ve "devlet sırrı" kapsamında.

Ama ertesi gün bazı gazeteler, toplantıda nelerin konuşulduğunu, hangi konuların masaya yatırıldığını, sivillerin nasıl sigaya çekildiğini filan dercettiler.

Oysa brifinge ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamış, basına bilgi verilmemişti...

"Brifing alışkanlığı" ya da "bilgilendirme tarzı"yla ilgili görüşlerimi saklı tutuyorum.

Netameli bir konu bu.

Zira kimi çevreler, son beş yıldan kalma alışkanlıkla, Genelkurmay'daki toplantıları bir tür "sigaya çekme" ve "örtülü gözdağı toplantısı" olarak lanse ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti "laik demokratik hukuk devleti"dir ve seçilmiş bir hükümet tarafından yönetilmektedir.

Anayasa'nın "giriş" bölümünde böyle yazıyor.

Bu devletin bir yasama, bir yürütme, bir de elbette yargı erki bulunmaktadır. "Kuvvetler ayrılığı" ilkesi, son yıllarda (hatta son yarım yüzyılda) zedelenmiş gibi görünse de, son tahlilde ülkemizde bir parlamento, bir adalet mekanizması, bir "seçilmiş hükümet" hayatiyetini sürdürmektedir.

Kim ne adına hükümeti sigaya çekebilir?

Geçelim...

Brifingde konuşulanların, abartılarak ve maksadı dışında yorumlanarak basında yer alması Başbakan Gül'ü rahatsız etmiş.

Çünkü, ağırlıklı olarak Kıbrıs, Avrupa Birliği ve Irak meselesinin konuşulduğu mutad bir "güvenlik toplantısı"ydı ve Başbakan'ı sigaya çekmek kimsenin haddine değildi...

Nerden çıkıyordu bu yorumlar?

Ya, devlet içinde yuvalanmış, basını manipüle etmekle görevli bir "merkez" vardı, ya da kimi refiklerimiz eski reflekslerle "durumdan vazife çıkarmaya" devam ediyorlardı?

Hangisi?

İkincisi muhtemelen...

Çünkü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök toplantı sonrası Başbakan Abdullah Gül'ü arıyor ve ortaya çıkan durumdan kendisinin de üzüntü duyduğunu, yapılan yorumların geçmişte gündeme gelen değerlendirme raporlarından kaynaklanmış olabileceğini bildiriyor.

Başbakan da, Özkök'e "duyarlılığı ve yakınlığı için" teşekkür ediyor...

Demek ki, brifing öncesi ve sonrası basında çıkan yorumların birçoğu "yanlış" ya da maksatlı.

Bu "manipülasyon gayreti"nin hangi endişelerden kaynaklandığını bilmiyorum.

Zaten bunun "sahih" ve "kabul edilebilir" bir endişe olmadığı, geçmiş deneylerle sabit...

Ama bildiğim şu:

Ne kadar zorlarlarsa zorlasınlar, artık "durumdan vazife" çıkmıyor.

Çıkmayacak da...


11 Aralık 2002
Çarşamba
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED