|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hollanda'da orta yaşlı, takım elbiseli ve kravatlı insanların bisikletle işe gidip geldiklerini öğrenince çok şaşırmıştım. Uzun yıllar Hollanda'da yaşayan dostlarım, beni daha da şaşırtmak için, "burada bakanlar bile bisiklete biner, her devlet görevlisinin makam arabası yoktur" dediler. İşte Avrupa'nın en demokratik, en özgürlükçü ve en varlıklı ülkesindeki devlet yönetimi anlayışı. Hollanda Endonezyalı, Kuzey Afrikalı ve Türk göçmenlere kendi dilinde eğitim hakkı veren ve kültürlerini korumada, yardımcı olan ülkelerin başında geliyordu. Ancak geçen seçimlerde iktidara gelen Hristiyan Demokratlar, Hollanda'da hiçbir zaman tartışılmayan özgürlük sorunlarını yeniden ele aldılar. Yabancılara tanınan hakların geri alınması düşünülüyor. Özgürlüklerin kısıtlanması yolunda ciddi tartışmalar yapılıyor. Eindhovan'da öğretmenlik yapan Alpaslan Kılıç telefonla Hollanda'daki son gelişmeleri aktardı. Türklere ve Faslılara tanınan anadilde öğretim hakkı büyük ölçüde kısıtlanmış. Kılıç "Türkiye'nin Hollandalaşmasını beklerken, Hollanda Türkiyeleşiyor" dedi. Unilever, Shall ve Philips gibi, dünya ölçeğinde örgütlenmiş, çokkültürlü kuruluşların ülkesi, özgürlükleri sınırlarsa, gerçekten bir Avrupa ülkesi değil, bir Asya ülkesi olur. Avrupa ülkelerinde devlet başkanları, başbakanlar, bakanlar, emekli sivil ve asker bürokratlar toplum içinde korumasız dolaşır. Onların devletiyle toplumu arasında kan uyuşmazlığı yoktur. Oralarda devlet kurumları, aynı ticarî ve gönüllü kuruluşlar gibi, topluma hizmet için vardır. Hollanda'da toplumun istek ve beklentilerine cevap veremeyen kurum ve kuruluşların ister özel isterse kamu olsun, uzun süre ayakta kalamayacağını herkes bilir. Yakında Hollanda'da, yıllar önce İsveç'te bir politikacı halkın arasında öldürüldü. Ancak bu iki ölüm Avrupalı politikacıların kendilerini toplumdan soyutlamalarına yol açmadı. Çünkü insanından korkan ve toplum içinde dolaşamayan bir politikacı Avrupa'da devlet yönetimine gelemez. Bunun için, Hollandalı bakanlar gibi, bütün Avrupalı politikacılar toplumun içinde dolaşmak zorundadırlar. Onları metroda, otobüste, trende ve tramvayda her zaman görmek mümkündür. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olmasının tartışıldığı bugünlerde, Anadolu insanının gözünü Asya'ya değil de, Avrupa'ya dikmesi gerekir. Hollanda'daki olumsuz gelişmelere rağmen, Türkiye'ye örnek olabilecek demokratik yönetimler Asya'da değil, Avrupa'dadır. Asya dayatmacı, Avrupa demokratik yönetimlerin kıtasıdır. Türkiye Asya ile Avrupa arasında merkezde yer alan bir ülkedir. Türkiye Asya'ya yöneldiğinde yönetimin dayatmacı yanı ağır basar, Avrupa'ya yönelirse, demokratik yanı güç kazanır. Bu yüzden Anadolu insanının gözü Asya'dan daha çok Avrupa üzerinde olmuştur. Bunun için, Türkiye'deki demokratikleşme gayretleri Cumhuriyet döneminden çok önce başlamıştır. Anadolu'nun Cumhuriyet tarihinin iki katına varan bir demokratikleşme birikim ve tecrübesi vardır. Türkiye demokratik birikim bakımından Hollanda'dan çok geri değildir. Ancak Hollanda Cumhuriyet olmamasına rağmen, sağlıklı olarak işleyen bir demokratik yönetime sahiptir. Türkiye'nin bir Cumhuriyet olması, demokrasinin aksamadan uygulanmasına yetmemektedir. Türkiye "Şangay beşlisi"ne katılarak işleyen bir pazar ekonomisine ve yöneten bir demokrasiye kavuşamaz. Asya'nın dayatmacı yapısını kırmak için Avrupa'nın özgürlükçü dokusunu benimsemek gerekir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |